İki âşık Engin, bir Mardin'e sığar mı?


İki âşık Engin, bir Mardin'e sığar mı?

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

 
BAHAR ÇUHADAR


Radikal Hayat / 23/05/2009

İkisi de Engin, ikisi de Midyat'ta çekilen 'Bir Bulut Olsam' dizisinde aynı kıza âşık. Engin Akyürek ve Engin Altan Düzyatan'la birbirlerine kafa tuttukları zor bir sahnenin ardından konuştuk!

Engin’leri tanıyalım
Engin Akyürek: 28 yaşında. Ankaralı.
Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde tarih eğitimi aldıktan sonra Türkiye’nin Yıldızları
yarışmasında birinci olunca, İstanbul ve oyunculuk serüveni başlıyor. Mazisindeki ‘Yabancı Damat’,
‘Elveda Rumeli’ ve ‘Karayılan’ dizileri arasında akıllarda en çok yer edeni ‘Karayılan’daki ‘Nizipli’ rolü. Yıldızı sadece dizilerde parlamıyor, Zeki Demirkubuz’un ‘Kader’inde de ‘Cevat’ olarak rol kesmişti. 

Engin Altan Düzyatan: 30 yaşında. İzmirli. Lisede başladığı sahne macerasına Dokuz Eylül Üniversitesi’nde oyunculuk okuyarak devam ediyor. Bol miktarda televizyon dizisinde ter döküyor, Kenter Tiyatrosu’nda ‘Anna Karenina’nın âşık Kont Vronsky’si oluyor; DOT’un ‘Kürklü Merkür’ündeyse rahatsız adam Sfenks... Düzyatan’la beyazperdede düşük zekâ teşhisli Can’ı oynadığı sinema filmi ‘Cennet’te, öncesinde de ‘Beyza’nın Kadınları’nda ve ‘Kalbin Zamanı’nda rastlaşmıştık.
 

“Ben Mustafa Bulut. Güzelyurtluyum. Dünya bir yana, bura bir yana... Burada ailem var. Atım var. Narin var. Kocaman gözleri, ince bilekleri, ipek saçları, benim... Teni bir ateş, dokununca beni yakıyor... Vazgeçerim onun için her şeyden... Bir de beni sevse...
Koynumda dursa... Bana öyle bakmasa...”
“Ben doktor Serdar Batur. İki aydır Güzelyurt’ta çalışıyorum. Dünyanın bin türlü yaralı yerinde görev yaptım. Hiçbir yer buraya benzemiyor. Burası korkunun, yalnızlığın, kimsesizliğin başkenti... Efendiler ve köleler var. Ölen ve öldürülenler var. Adalet var mı? Yok! Küçücük dal gibi Narin... Bir kadın olarak bu şiddetin içinde yaşam mücadelesi veriyor. Etrafını çeviren erkeklerin içinde. Ölmek ve yaşamak arasında onların verecekleri kararı sessiz bir sabırla bekliyor...”
Meral Okay’ın kaleminden çıkan bir hikâye bu; bir sınır kasabasında, Güzelyurt’ta geçiyor. Engin Altan Düzyatan’ın Dr. Serdar Batur, Engin Akyürek’in Mustafa Bulut olarak rol kestiği dizinin esas kızı Narin’i Melisa Sözen oynuyor. ‘Bir Bulut Olsam’ın iki Engin’iyle, çekimlerin yapıldığı Midyat’ta buluşuyoruz. Dizideki adıyla, Aslanlı Konak’tayız.
Birbirlerine kafa tuttukları bir sahnenin çekimlerini tamamlayıp bizimle buluşan Engin Akyürek ve Engin Altan Düzyatan’la güneşin altında ilişiyoruz bir köşeye...

Mardin’e ilk ne zaman geldiniz? 
Engin Altan Düzyatan: Buraya ilk kez iki-üç yıl önce gelmiştim, ‘Sıla’da konuk oyuncuydum. Çocukluğumuzdan beri hep Mezopotamya Mezopotamya diye büyüdük ya, ama hiç görmedik... Gerçekten ilginç bir havası var, büyüleyici. Mimarisi falan evet, ama daha çok topraktan kaynaklanan bir durum. Çok uzun süre bir sürü şey yaşanmış. Ve zamanı tekrar hissettiriyor burası; akmıyor gibi hiçbir şey. Çok fazla şey yapabiliyorsun bir gün içerisinde ve hiçbir şey yapmamayı öğrendiğin zaman da gün çok çabuk geçiyor. Burası başlangıç noktası gibi. Benim için de öyle. Gerçekten zamanı farklı, tekrar algılatmayı öğretiyor insana.
Engin Akyürek: İlk gelişim Mardin’e. Aslında hepimizin bildiği, herkesin vaktizamanında gelmek istediği, farklı kültürlerin birleştiği bir yer olarak bildiği bir şehir. Ama bir türlü de gelinemeyen bir yer. Tabii kafadaki imajlar da çok farklı. Dolaştığınızda çok başka bir hayat olduğunu görüyorsunuz. Çok sıcak, tatlı insanlar. Engin olarak burayı tanımlarsam, Mardin huzurun var olduğu bir yer derim. 

Dizinin tanıtımında ‘Kaderleriyle savaşan insanların diyarı’ gibi sözler var. Buradaki insanlar kaderleriyle savaşan insanlar mı sizce? Çaresiz, mutsuz bir hava mı estirdi sizin üzerinizde?
Engin Altan Düzyatan: Çok da içinde değilim ama yeni yeni dengelerin oturduğu bir yer burası bence. Bu topraklar böyle topraklar. İnsanlar burada yaşamaktan dolayı gayet mutlular, sadece daha iyi şartlar istiyorlar. Ama nerede yaşarsan bunu istiyorsun tabii ki. 

İnsanlarla iletişiminiz nasıl?
Engin Akyürek: Onların topraklarında geçen bir hikâye ve buralı bir adamı oynuyorum. En çok kaygı verici şeylerden bir tanesi, onlara ait bir şeyi yanlış anlatmaktı. ‘Biz böyle değiliz’ diyebilirlerdi. Öyle bir tepki gelmedi. Güneydoğu’da geçen dizilerde poşulu erkekler, dövmeli kadınlar klişeleri vardır. Bizim dizimizde bunun olmaması bence hoşlarına gitti. 

 İlk defa burada gördüğünüz herhangi bir şey var mı?
Engin Akyürek: Buradaki çocukların yüzüne baktığınızda çok enteresan bir şey var. Çok büyümüşler ama çocuk bedeni içerisindeler gibi. İfadeleri, bir şeyler yaşamış gibi. Sizinle göz göze gelemiyorlar. İnanılmaz bir masumiyet. Hem çocuklar hem de çocuk değil gibiler.
Engin Altan Düzyatan: Birçok şeye şaşırıyorsun. Bu kadar çok kuş olduğunu bilmiyordum doğada mesela. Yolda yürürken şuradan bir şahinin, kartalın geçmesi şaşırtıcı. Eşekler ve insanlar arasındaki o tatlı iletişim... Geçen gün çarşıdan geçiyoruz. Sadece eşekler ve insanlar geçebiliyor, dar bir cadde. Bir amca arkadan “Bip bip” dedi, bayağı korna çaldı!

‘Mustafa’yla arkadaş olmam’

Üniversitede tarih okuduğu halde Türkiye’nin Yıldızları yarışmasına katılan Akyürek, “Konservatuvara gitmek istemedim. İnsanın yaşamı boyunca oyunculuk yapması cesaret isteyen bir şey” diyor.

Nasıl bir adam bu Mustafa, niye bu kadar psikopat?

Aslında çok zeki bir adam. Çok hazır cevap, her şeyi çok dışa dönük yaşayabiliyor. Çok kontrollü ama bazen kontrol sağlayamadığı şeyler var. Sinirli, epilepsi hastası. Onu bu hale getiren tek şey, tutkusu Narin. Arkadaşları, ailesi Mustafa’yı hep idare etmiş, o da bunun farkında. Tek kontrol edemediği Narin, orada kopuyor.

Sevdiniz mi karakteri, arkadaş olur muydunuz Mustafa’yla?
Olmazdım. Aslında Mustafa’nın iç dünyasındakiler hepimizin yaşadığı şeyler. Bence insanların onu anladığı bir yer orası. Tutkusu için her şeyi yapabilmesi... Bir de buranın havası, suyu... Sonuçta feodal bir yaşam var. Parayla ilgili de bir sıkıntısı da yok, bunlar hareket alanını genişletiyor. Ama inanılmaz da eğlenceli bir adam. 

Tarih okuyan biri neden ‘Türkiye’nin Yıldızları’ yarışmasına katılır? 
Evveliyatı vardı, pat diye yarışmaya gireyim olmadı. Üniversite okumak istedim. Konservatuvara gitmek istemedim, insanın yaşamı boyunca oyunculuk yapması cesaret isteyen bir şey. E tabii 19 yaşındasınız, çok doğru kararlar veremeyebilirsiniz. Yanlış karar verdiğim için söylemiyorum ama... Oyunculuğu zaten kendinizi tanımaya başladığınız andan itibaren yapabilirim diyorsunuz. Kendimi tanımaya başladıktan sonra da... Tiyatro evveliyatım vardı Ankara’da. Akabinde yarışma İstanbul’a gelmem için de başlangıç oldu. 

‘Serdar gibi içime döneceğim’

Düzyatan, günlerinin nasıl geçtiğini anlatırken, “Diyarbakır’da bir rock bara gittik geçenlerde. Amor Rock Bar! Ama çok iyi müzik vardı içeride, üniversiteli gençler vardı, gayet iyilerdi” diyor. 

Dr. Serdar gibi tüm dünyayı dolaşmış bir adam, neden Narin gibi bir kıza âşık olur?
Serdar iç yolculuğunda... Burada bir yıl dizi çekeceksen kendine bir hayat kuruyorsun. Ve bu hayat kendini gözden geçirmeni sağlıyor, iç hesaplaşmalarını yapıyorsun. Çünkü zaman yok, zaman çok! Film seyrediyorsun, kitap okuyorsun ama akmıyor hocam! Ve içine dönüyorsun. Serdar böyle bir süreç yaşıyor. Babası ölmüş, 10 yıl Somali’de, orada burada çalışmış. Günümüz insanı gibi bir aşk yaşamamış. Ve bir kadın görüyor ki, sıfır noktasında. Ben de görsem etkilenirdim. Yaşayabilir miydim böyle bir aşkı, hayır, ama Serdar gibi bir adam için çok olabilir bir durum. 

Serdar bir yandan da bölgeyi mayınlardan temizlemeye çalışıyor. Kara mayınları konusunda daha önce bilginiz var mıydı?
Hayır, sınır bölgesinde mayın olduğunu biliyordum ama açıkçası böyle bir şey olduğunu bilmiyordum. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra galiba ekiliyor mayınlar. Sonra Amerika’nın elinde çok fazla kara mayını kalıyor. Türkiye’ye satıyorlar. Biz de alıp borçlanıyoruz o mayınlar için, sonra ekiyoruz ortalığa... Mayınların toprak altında kaydığı söyleniyor. Köylerin içine girdiği hikâyesini duydum. Meral Abla (Okay) anlattı biraz.  

Zamansız bir yer burası dediniz, siz de durup kendinizi dinleyebildiniz mi?
Kendine yönelmek zorundasın zaten, gerçekten yapacak şey yok! Fotoğraf çekiyorum şimdi. Paylaşmak istiyorsun gördüğün şeyi, anlatamazsın onu. Kitap okuyorum çok fazla. Nusaybin’e, Hasankeyf’e gittik. Diyarbakır’da bir rock bara gittik geçenlerde. Amor Rock Bar! Ama çok iyi müzik vardı içeride, üniversiteli gençler vardı, gayet iyilerdi.