Çünkü ötekileri sevmek çok kolay...


Çünkü ötekileri sevmek çok kolay...

FOTOĞRAFLAR: BURCU GÖKNAR / Photo Araf

 
KIVANÇ KOÇAK


Radikal Hayat / 25/07/2009

Takımın ismine yaraşır bir vefayla tribünde geçen 65 yıl... Yâreni Nejdet Örs'ü bir süre önce kaybeden Melkon Taşçıyan'ın Vefaspor'dan geçemeyişinde ayrı, takımın İstanbul'a benzeyen kaderinde ayrı hikâyeler var

Üç İstanbullu, Beşiktaş-Galatasaray-Fenerbahçe 100. yıllarını kutlayalı bir zaman oluyor. Şaşaa, görkem, cafcaf, ifrat, ne ararsanız vardı hatırlarsınız. 100 yılı geride bırakmak bir futbol takımı için elbette büyük iş, elbette önemli iş. Ama memlekette 100 yılı geride bırakan tek takım onlar değil: Bunun Anadolu Üsküdar’ı var, Beykoz’u var, Vefa’sı var...
Bunların içinden Vefa’nın bir de neredeyse 65 (yazıyla: altmış beş!) yıldır tribüne devam eden bir taraftarı: 80 yaşındaki Melkon Taşçıyan. Artık akılların almadığı paraların döndüğü, taraftarın mutlak başarıdan başka bir şey düşünmediği, futbolcuların ‘forma aşkı’ denilen şeyin çok uzaklarına düştüğü bu âlemde, bambaşka bir şeyi temsil eden, ‘eziyetli bir sevdaya’ gönül veren, başka bir taraftar...
1938’de, sekiz yaşındayken ailesiyle Yozgat’tan İstanbul’a gelmesi Melkon Amca’nın hikâyesinde dönüm noktalarından birisi oluyor. Neden geldiklerini anlatmıyor ama:
“Babam kunduracıydı. Kalktık, Kocamustafapaşa’ya geldik. Ev falan yok tabii, kiralar ateş pahası. Annem, babam, üç kardeşim, üç seneye yakın muhacırhanede, perdelerle birbirinden bölme bölme ayrılan bir yerde hasır kilimlerin üstünde yattık kalktık.”
İstanbul’da da mesleğini sürdüren baba, Melkon’u da kunduracı çıraklığına verir. Küçük çocuğun hayatında elbette futbol vardır: “Bizim oynadığımıza da top denmez ya, öyle koşturup dururduk. Arkadaşlarım hep Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş’tan birini tutardı. 14 yaşında falandım herhalde, yeşil-beyaz renkli bir takım gördüm, tamam dedim, aradığım renkler bunlar.” Melkon’un aradığı renklere sahip takım Vefa’dır: “Çarşıkapı’da Foto Örnek vardı. Vitrinine Vefalı futbolcuların, hâlâ benim en sevdiğim formamız olan çubuklu formayla çekilmiş portrelerini asmıştı. O fotoğraflara uzun uzun baktığımı, çok beğendiğimi hatırlıyorum. İlk tohumlar böyle böyle atıldı içimize.”

Beş gol sonrası düğün
Maç biletlerinin 125 kuruş olduğu devirler... Melkon, para buldukça Eminönü’nden ‘33 numaralı’ tramvaya binip (numarası hâlâ hafızasında) Vefa’yı izlemeye gitmeye başlar. Kar, yağmur, çamur fark etmez. Bir avuç Vefa taraftarıyla birlikte her zaman takımın arkasındadırlar: “Belli bir taraftarımız zaten vardı. Vefa Lisesi’nden talebeler de sürekli maçlara gelirdi. Kemal Sunal misal hemen her maçta amigoluk yapardı. Ben mektepli değildim belki ama bizim Vefalılığımız alaylıktan işte.”
Tabii sadece futbol değil, taraftar da başkadır o zamanlar: “Şimdiki statlara bakınca şaşırıyorum. Biz maçlarda hep karışık otururduk; o taraftar oraya, bu taraftar buraya falan yoktu. Kavga çıkmaz mıydı? Arada çıkardı, çokluk küfürden. Ama öyle fazla büyüdüğü de pek olmazdı. Yine de eve dayak yiyip geldiğim bir maçı unutamam: Bir Beykoz maçıydı. Baktım, bizim bayrağı yakıyorlar. Ufak tefek bir adamım aslında ama çok gücüme gitti. Zaten azız ama nasıl olsa arkamda da gelen olur diye atladım adamların arasına. Epey bir benzettiler beni; arkamdan gelen kimse olmamıştı.” Unutamadığı bir maç da Zaruhi Hanım’la evlenmeden bir gün önceki Fenerbahçe maçı: “Ah o Lefter... Üç gol attı, Fener 5-0 kazandı maçı. Düğün zehir oldu demeyelim tabii, ayıp olur şimdi.”
70’lerin ortalarıyla birlikte takım İkinci Lig’e düşerken başlar takımın profilindeki değişim de. 80’lerle birlikte başka bir hale bürünen memleketten Vefa da nasiplenir elbet: “Önce liseden gelenler azalmaya başladı. Semt de bozulmaya, değişmeye başlamıştı; zaten az olan normal taraftar da dağıldı. Siirtli Araplar vardı mesela, çekildiler. 80’lerde bir-iki şike olayı da duyduk, üzüldük. Taraftarın şekli şemali değişmeye başladı. Simtel sponsor oldu, takımın adının önüne ismini koydu. Ruh, yavaş yavaş öldü.”
Gerileye gerileye amatör kümeye kadar düşer yeşil-beyazlılar. Melkon Amca’nın sevda tanımında başarı yok zaten ama çile çok: “Her küme düşüşümüzde benden de bir şeyler gitti. Amatörde oynarken bir maçta geri düşünce daha fazla dayanamadım, kalp krizi geçirdim. O arada çocuklar iki gol attılar ama beni de apar topar hastaneye götürdüler. Maçı üç gol atıp kazanmışız ama göremedim işte.”

‘Dede seni Fenerli yapalım’
Ne olursa olsun içindeki sevda kazınıp atılacak gibi değildir. Maçlara gitmeye devam eder 80 yaşındaki Melkon Amca. Yâreni, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden, yaşıtı sayılacak Nejdet Örs’tür. Onu anarken gözleri dolu dolu oluyor: “Çalımı bastı geçti beni, gitti. Maçlara birlikte gider, birlikte seyreder, eskiyi, yeniyi anardık. Maçlardan sonra da uzun uzun yorumlar yapardık birbirimize. Gençler de hürmet ederdi bize. Bana çok abilik yaptı, unutamam.”
Üçüncü Lig, Amatör Küme fark etmiyor neticede, kapı zilinde, kapısının üstündeki isimlikte bile yeşil-beyaz ‘Vefalı’ yazan Melkon Amca, Vefalı işte: “Benim oğlanlar Beşiktaşlı oldular. Baskı yapmadım hiç Vefa’yı tutun diye. Herkes ister yanında yakınında birileri olsun. Ama çok da önemli değil. Biz mazlumun yanındayız oğlum. Torunum da Fenerli oldu, bana ‘Dede seni Fenerli yapalım artık’ diyor. ‘Bu yaştan sonra dinimi mi değiştireceğim evladım’ diyorum. Arada takıma kızarım, maçlara gitmem bir süre. Ama tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış misali küçücük Melkon koskoca Vefa’ya küsse ne olur! Zaten fazla da küs kalamam, tekrar gitmeye başlarım. Keşke imkân çok olsa bol bol yardım yapabilsek ama işte anca maaşı alınca karınca kararınca teberru ederim takıma. Bir de maçlara gidip destek vermeye çalışıyoruz, elden gelen bu.”
Sulhi Garan, Tahta Bacak İsmet, Garbis İstanbulluoğlu, Özcan Arkoç, Baba Rahmi, Niko Kovi, Melkon Amca’nın gözünde hâlâ capcanlı. Ayrılırken sözleşiyoruz: Vefa, Üçüncü Lig’e çıktığında ya da benim takımım Şekerspor Birinci Lig’e terfiyi aldığında sokaklarımıza birlikte bayrak asacağız. Ne de olsa renk kardeşiyiz, ne de olsa ‘ötekileri sevmenin çok kolay olduğunu’ ikimiz de biliyoruz. Yine de sadece benim değil, memleket futbolunun öğreneceği çok şey var Melkon Amca’dan...

‘Sevmekte tutarlılığın sembolü onlar’

FOTOĞRAF: HALUK ÇOBANOĞLU

Fotoğraf sanatçısı Burcu Göknar, yaklaşık bir yıldan beri Vefaspor’u ve taraftarlarını takip ediyor; idmanlara, kamplara ve terfi maçlarına gidiyor. Projenin başında futbolla ilişkisi ‘Şimdi bu ofsayt nedir’ken, halihazırda sıkı bir Vefalı haline gelmiş. Fotoğraflarını bir albümde bir araya getirmek en büyük amacı. Böylece hem Vefa’ya hem kendisini Vefalı yapanlara vefa borcunu ödemiş olacağına inanıyor. 

Bu proje nasıl ortaya çıktı?
100. yıllarını görkemle kutlayabilen üç büyüklere bakınca, bir zamanlar onların ciddi rakiplerinden olan Vefa’nın bugünkü durumu, bir belgesel projeyi gerektiriyordu gibime geldi. Artan göçle beraber değişen kentin izdüşümü, bu futbol takımında görülebilirdi; çünkü takımın hikâyesi İstanbul’un kaderiyle paralel bence. Şehre yeni gelenler ve tutunmaya çalışanlar için aidiyet duygusu Vefaspor’u desteklemekle elde edilemeyecekti. Dolayısıyla Fenerli, Cimbomlu olmak burada tutunmanın bir yoluydu. Böyle böyle önce destekçilerini, sonra semtini kaybetmişti Vefa. Semti bile küçücük binalar arasına sıkışıp kalmış bir takımı unutulmaya mahkûm eden sebeplerin ve Vefa’yı sevmekle aslında geçmişini de arayan kalender bir taraftar grubunun varlığı bu fotoğraf projesini oluşturdu. Geçmişte kalmış bir kuşağın gölgesi, hâlâ bu futbol takımında ve taraftar kitlesinde hissedilebiliyor. Herhangi bir takımı anlatmakla Vefa’yı anlatmak arasında fark vardı: Burada anlatılması gereken, bu çağ için ve bu endüstri için ‘ayrıksı’ kalan bir takım ve gönüldaşlarıydı.

Daha önce futbolla ilgileniyor muydunuz?
Futbolda fanatizm, kitle psikolojisi ve coşkulu sevinçlerin bile şiddetle olan bağı daha önce de küçük foto-röportajlar hazırlamama sebep olmuştu. Ama doğrusu çok alakam yoktu. Vefaspor, bünyesindeki verilerin derinliğiyle, futbola dair ilk defa bu denli sistemli bir dramaturjiyle çalışmamı mümkün kıldı. 

Kulüptekilerin, oyuncuların, taraftarların yaklaşımı nasıldı?
Teknik direktör Hüseyin Aydoğan, hiç yadırgamadan ne yapmak istediğimi anladı, hissetti ve benim en intim alanlarına dahi tanık olabilmeme izin verdi. Bir süre sonra oturup konuştuğumuzda, kritik anlarda, Üçüncü Lig’e terfi maçlarında soyunma odalarında mesela ya da devre arasındaki kritik konuşmalarda, fotoğraf çekmeme rağmen beni görmediğini, oyuncuların da beni unuttuğunu söyledi. Vefa futbolcuları, belki de kendilerinin bile fark etmediği, eski kuşağın efendiliğine ait bir gölge taşıyorlar sanki omuzlarında. Bu ‘efendi’ kimlik, tüm proje boyunca bir an bile eksilmedi. Vefalıları fotoğraflamanın en güzel yanı, kravatlı, takım elbiseli, kar-kış demeden her maça gelen, yenilgileri bir Budist edasıyla hayatına yedirebilen özel bir kuşağı tanımaktı. 

Şimdi futbolla aranız nasıl? Hangi takımı tutuyorsunuz?
Projenin artık bitmesi gerektiğini, gol kaçırdıklarında beti benzi atan bir fotoğrafçıya dönüştüğüm sırada anladım! Melkon Amca’nın, Nejdet Amca’nın sevme becerilerinden, sadece futbola değil, hayata dair de öğrendiğim çok şey oldu. Bu öğrettiklerinin hatırına, ‘Vefalı’ olmak gerekti; ben de Vefalı’yım... 

Melkon Amca ve diğerlerinin futbolla kurduğu ilişkide sizi etkileyen ne var?
Bu ‘delikanlılar’ yılmadan, yalnız kalarak, mutsuz olarak, hiç vazgeçmeyerek, sevmekte tutarlılığın sembolleri. Öte yandan, bilge bir suskunlukla son derece naif ve beklentisiz, hırsın bu kadar geçer akçe olduğu bir devirde sadece Vefa’yı sevmekle bile tersine kürek çektiler. Her maça giden Nejdet Amca’yı kaybettiğimizde, cenazede takımı temsilen benimle beraber beş kişiydik sadece. Bu, farklı zamanlarda nice 11’leri sevmenize rağmen, daha baştan yalnız olduğunuzu bildiğiniz eşsiz bir sevgi türü. Melkon Amca’nın hikâyesi de, takımın tarihiyle paralel. Onun da Gedikpaşa’daki küçük ayakkabı atölyesi, büyükler tarafından yutuldu. Etnik kökeni deseniz, keza öyle. Ancak hayatı ötelenmeye direniş halinde geçen biri, bu kaybedenler kulübünü saygıda kusur etmeden destekleyebilirdi. O, sadece bu aşkıyla bile, bizlere belki de kendi deyişiyle direnmeyi öğütlüyor: “Ötekileri sevmek çok kolaydı.” Hep kolay olanı seven modern insana, duruşuyla bile ders niteliğindedir bu taraftarlar! 

Projenin kitap haline gelmesi için bir çalışma var mı?
Evet, Melkon Amca’ya, diğer azimli taraftarlara ve rahmetli Nejdet Amca’ya borcum olduğunu düşündüğüm için bu fotoğraflar maddi engelleri çözdüğümüz anda bir fotoğraf kitabına dönüşecek. Bu arada, yakın zamanda ajansımızın web sitesi www.photoaraf.com adresinde sunulmuş olacak.