İstanbul'un 'kötü kız'ı


İstanbul'un 'kötü kız'ı

Ramize Erer?in ?Tehlikeli İlişkiler? başlıklı bantları Radikal?de yayımlanıyor.

 
CATHERİNE SİMON


Kültür / 10/10/2009

Radikal çizeri Ramize Erer'le bir süredir yaşadığı Paris'te görüşen Le Monde, geniş bir yazı yayımladı. Röportajı aynen yayımlıyoruz

İki yıldır Paris’te oturan Ramize Erer Türkiye’de karikatürün önemli isimlerinden biri. Kendi tarzında feminist biri olarak kötü kızlara karşı zaafı var ve mutlulukla kadın ile erkekler arasındaki ilişkilerinin resmini yapıyor.
Beyaz bir örtü serili masanın üzerine bütün tabakları birlikte koydu: Ispanaklı börek, zeytinyağlı sarma, mercimek köftesi, beşamel sos, patlıcan ve dana etiyle yapılan Osmanlı mutfağının ünlü hünkar beğendisi. Ramize Erer, kendisi yemiyor. Bir gözüyle telefon ve faksı diğeriyle çocuklarını takip ediyor: Paris’in 15. bölgesindeki okullarından henüz dönen, doğuştan yetenekli henüz 12 yaşında bir erkek çocuk ve annesi gibi sarışın ve çekingen beş yaşında bir kız çocuk.
Ramize Erer de ders alıyor. Fransızca dersleri. Ancak zorlanıyor: Yaklaşık iki yıldır Fransa’da sürgünde bulunan, yırtık kız ve bıyıklı maço erkeklerden oluşan karakterleriyle bilinen Türk çizer, Radikal gazetesinin karikatüristi aşırı derecede çekingen. Konuşurken tekliyor. Kendini ifade etmesi için ona kâğıt gerekiyor. 

Kırklareli’nde çocukluk
“Çocukken fazla konuşmazdım. Sürekli hayal kurardım.” Böylece Ramize Erer’in, kaleme de aldığı (Türkçe) Le Monde için anlatısı başlıyor. Doğduğu ve yazlarını dedesi ve babaannesinin evinde geçirdiği Kırklareli’nde “sevinç ve kahır arasındaki bir salıncakta” geçen çocukluğunu anımsıyor. Gençliğini hareketli megapol İstanbul’da  geçiriyor. İstanbul’da Güzel Sanatlar Akademisi’nde okuyor ve ilk işlerini Oğuz Aral tarafından yönetilen efsanevi mizah dergisi Gırgır’da yapıyor. Erer’in çizimleri ekim ayı sonuna kadar Marsilya’da, Cezayir’den Dilem, Filistin’den Baha Boukhari, İsrail’den Michel Kichka gibi isimlerin de bulunduğu uluslararası basın karikatüristlerinin ünlü isimleriyle birlikte sergileniyor. Sergide Erer’in, 1999’da Türkiye’de yayımlanan ‘Kötü Kız’ının da bulunduğu,  ilk albümünden bu yana yayımlanmış birçok eseri yer alıyor.
Başlangıçta hiçbir şey muhasebeci bir baba ve ev kadını bir annenin beşinci çocuğundan dördüncüsü olan bu sessiz kızı çizim alanına yöneltmiyordu. İstanbul’da ailece oturdukları dairede erkek ve kız kardeşleriyle pencereye yaslandıkları zamanlarda küçük Ramize hareketli görüntüyü keşfetti. Bu stratejik pencereden apartmanın yanındaki açık hava sinemasında gösterilen tüm filmleri görmek mümkündü: “Aylar boyunca seslerini dinlemeden film izledik.”

Courbet hayranı
Yazları Kırklareli’deki küçük evde yine kız ve erkek kardeşleriyle geçiriyordu. Ama evin duvarlarına asılı bulunan peyzaj tablolarını kopyalamaya çalışan bir tek oydu. Yine çocuk kitaplarında metinlere eşlik eden ilüstrasyonları çok seven de bir tek o. Oliver Twist kitabındaki çizimler onun için hâlâ çok güzel anılardan. Daha sonra Güzel Sanatlar Akademisi’nde  yeteneklerini geliştirdi. Van Gogh ve Courbet arasında tereddüt etmedi. ‘Günaydın Bay Courbet’ otoportresi! Hayranlık.
Çabuk öfkelenen ve sevgi dolu annesi çocuklarının biricikliğini keşfetti mi? “Bana, annelerin kızlarına vermekten korktuğu şeyi verdi: Özgürlük. Benim ilk feminist kahramanımdı.” diye yazıyor bugün çizer. Annesinin, çaylarda bir araya gelen, hayat yönünden daha az şanslı, arkadaşları, gelecekte karikatürist için model olacaklardı. Tıpkı 1970’li yılların sonlarında, kendisi liseye giderken, İstanbul’un sokaklarında gözüne çarpan genç kızlar gibi. Bir sloganı çok beğendi: “İyi kızlar cennete, kötü kızlar her yere.” Açıkçası o ikinciyi tercih ediyor. “Ramize’nin kadınları çok hedonisttir. Kilolarını ve kadınlıklarını komplekssiz üzerlerinde taşırlar” diyor çizerin Türk romancı arkadaşı Vivet Kanetti.
Ramize’nin kötü kızları kısa pantalonlar giyerler ve hiç tedbirli hareket etmezler. Belçika okulu ve Reiser’ın bir karışımı diye özetliyor çizer Michel Kichka. “Yalın, belirgin ve hafif bir anlatımla, net olarak daha ağır bir içerik arasında tam bir bağdaşmazlık var” diye ekliyor İsrailli karikatürist. Desenleri kaçınılmaz olarak Amerikan sitcom’larını düşündürüyor, diye belirtiyor Türk meslektaşı İzel Rozental. Dekor pek değişmiyor: Bir kanepe veya bir yatak, üzerinde en fazla iki veya üç kişi, gevezelik yapıyor veya bağırarak tartışıyorlar. Neyle ilgili? Seks ve ilişkilerle ilgili. Şoke edici mi? “Alışkınız, onu 20 yıldır tanıyoruz” diye eğleniyor, bazı desenlerin yine de şoke edeci olduğunu kabul eden Rozental.

‘Gerçek bir kız kardeş’
Charlie Hebdo’dan Georges Wolinski Türk toplumuna ve özellikle kadın erkek ilişkilerine saldıran densiz çizerin “kıçlarını gösteren ve erkeklerle dalga geçen modern kızlarına” hayran olduğunu söylüyor. Erer için “o gerçek bir kız kardeştir” vurgusunu yapıyor. Müslüman ülkelerde onun tarzındaki çok az sayıda çizer Fransız karikatüriste güven veriyor. “Politikayla, orduyla ve dinle alay edilir ama cinsellikle fazla değil” diyor. “Türkiye, Cezayir değildir. Bizde şoke etmek için çok daha fazlası gerekir” diye ayrıntılandırıyor Vivet Kanetti. İstanbul’da belki. Veya Türkiye’nin kentli kesiminde. “Hür çeşit bağnaz orada çoktur ve ateşlidir.” Ramize Erer’in, kendisi de Türkiye’de çok ünlü bir çizer ve Leman dergisinin patronu olan eşi Tuncay Akgün bunu bizzat deneyimlemiş. Leman’da yayımlanan bazı çizim ve makaleler ona tehdit yağmuru olarak dönmüş. Ramize Erer bunların bazılarının tüm ailelerine yönelik olduğunu söylüyor. İki çocuğuyla Paris’e yerleşen Radikal çizeri tüm yüreğiyle kötü kadere karşı koyuyor, eşiyse ayda bir kez Paris’e geliyor. Paris sürgününde olaylara iyi yanından bakıyor: ‘Kötü kafelerin yaşlı garsonlarını’, Montmartre’ın merdivenlerini, yağmuru ve kendisine her gün biraz para verdiği, fırıncının önünde köpeğiyle bekleyen sarışın dilenciyi sevmekten bahsediyor.
Bahse gireriz ki 15 Ekim’de Marsilya’da, Barış İçin Karikatür organizasyonu tarafından düzenlenen buluşmalarda İstanbul’un ‘kötü kızı’, meslektaşı Kichka’nın dediği gibi bu ‘erken Avrupalı’, kabuğundan çıkacak.