YENİ ÇIKANLAR


YENİ ÇIKANLAR

 


Radikal Kitap / 06/11/2009

CÉZANNE
Çeviren: Cem İleri,
Yapı Kredi Yayınları,
sanat,
255 sayfa

Kaliteli bir baskıyla yayımlanan ‘Cézanne’, 19. yüzyılın en karmaşık ressamlarından Paul Cézanne’ın sanatına odaklanıyor. 1839’da Aix-en-Provence’ta doğan Cézanne, özellikle 20. yüzyıl başlarında Matisse, Picasso, Braque, Vlaminck ve Derain gibi avangard sanatçılar tarafından ciddiye alınmaya başlandı. Oysa kariyeri boyunca geliştirdiği ve yapıtlarının hiçbirinde bütünlüklü olarak somutlaştırmadığı özgün sanatsal yöntemiyle Cézanne, yaşarken hak ettiği ilgiyi alamamıştı. Bu eser, “Sanat hakkında hüküm vermem gerektiğinde, resmimi alıp bir ağacın ya da bir çiçeğin, Tanrı’nın yarattığı bir nesnenin yanına koyarım. Ortada bir uyum yoksa sanat da yok demektir.” diyen öncü bir ismin sanatını irdeliyor.

KÖFTE ÜSTÜ KREM ŞANTİ
Seth Godin,
Çeviren: Gürcan Günay
ve Evrim Kuran, Elma Yayınevi,
iş dünyası, 267 sayfa

Seth Godin ‘Köfte Üstü Krem Şanti’de, bugünün iş dünyasında oluşan büyük değişimleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan yeni pazarlamayı anlatıyor. Godin, şirketlerin, hizmetlerin ve ürünlerin ancak yeni dünyanın kurallarına uyumlu hale getirildiği sürece kâr sağlayabileceğini savunuyor ve bunu mümkün kılacak günümüzün on dört pazarlama yaklaşımını anlatıyor. “Köfte satarak bir yere varamazsınız çünkü her taraf köfte kaynıyor.” diyen Godin, aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar almak isteyen profesyonellere, yöneticilere, patronlara, yani iş dünyasının tüm fertlerine sesleniyor. Godin, fikir ve önerilerini başarı hikâyeleriyle de harmanlayarak anlatıyor.

TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE ATATÜRKÇÜLÜK
Preston Hughes,
Çeviren: Narin Özlem,
Arkadaş Yayınevi, siyaset, 228 sayfa

Preston Hughes, ilk baskısı 1992’de yapılan ‘Türkiye’nin Demokratikleşme Sürecinde Atatürkçülük’te, Atatürkçülüğün açık bir siyasi ideolojiye dönüşümünü ve bunun yanı sıra Türkiye’de laik demokrasinin kurumsallaşmasını inceliyor. “Atatürkçülüğün Türkiye’deki demokratikleşme sürecinde pozitif ve negatif etkisi ne olmuştur?” sorusunun yanıtını arayan yazar, Türkiye’nin demokratikleşme çabasını ve bu süreçte karşılaştığı sorunları, Atatürkçülük kavramının bu süreçte üstlendiği rolü değerlendiriyor. Askeri görevli olarak Türkiye’de on üç yıl görev yapan Hughes’un, Türkiye’yi yakından tanıyan isimlerden biri olduğunu da belirtelim.

BAŞIMI KAFKASYA’YA ÇEVİR
Aydın Osman Erkan,
Çitlembik Yayınları,
biyografi,
287 sayfa

Aydın Osman Erkan ‘Başımı Kafkasya’ya Çevir’de, Osman Ferit Paşa’nın hayatını anlatıyor. Bir Kafkas savaşçısı olan Osman Ferit Paşa, 1864’te Kafkasya’yı bırakarak kardeşleriyle birlikte İstanbul’a yerleşmek zorunda kalmış ve çalışkanlığıyla kısa süre içinde Osmanlı ordusunda yükselmiş. Erkan, önemli değişimlere tanıklık etmiş Osman Ferit Paşa’nın hayatını okurlarıyla paylaşırken, aynı zamanda Kafkasya’da yaşanan savaşın iç yüzünü ve Osmanlı İmparatorlu- ğu’nun son dönemini de kapsamlı bir bakışla anlatıyor. Erkan, Osman Ferit Paşa’nın Kafkasya’da başlayıp İstanbul’da sonlanan yaşamını, çocuklarının, torunlarının ve torunlarının çocuklarının hikâyeleri eşliğinde anlatıyor.

DELAL
Remziye Özen,
Yolculuk Yayınları,
roman,
224 sayfa

Kendisi de güneydoğulu bir kadın olan Remziye Özen, ‘Delal’ isimli ilk romanında, bölgede törelere rağmen yaşamaya çalışan bir kadının hikâyesini anlatıyor. Baş kahramanı Delal üzerinden, Güneydoğu’nun görünmeyen kadınlarının varla yok arası hayatını anlatan Özen, okurunu, bu kadınların yaşadıklarına tanıklık etmeye davet ediyor. Küçük yaşta evlendirilen Delal, bu yaşında kadın olmayı öğrenecek, gurbete çıkacak, burada bilinçlenecek ve memleketine döndükten sonra da, kadınların uğradığı haksızlıklar için mücadele edecektir. Özen, kadının toplumdaki ezilmişliğini, Türkiye’nin darbeler, kanlı eylemler ve olağanüstü haller tarafından şekillendirilmiş yakın tarihiyle çerçeveleyerek anlatıyor.

ADAM-TALAT’IN KIBRISI
Erdal Güven,
Doğan Yayıncılık,
anı,
180 sayfa

Erdal Güven ‘Adam  Talat’ın Kıbrısı’ adlı kitabında okuyanları Kıbrıs’ın yetiştirdiği en etkili politikacılardan Mehmet Ali Talat’ın anılarına doğru bir yolculuğa çağırıyor. Günlerce süren söyleşilerin bir ürünü olan bu kitabı okurken Talat’tan nefret edebilir ya da sevebilirsiniz. Ancak kitap Talat’ın gayriresmi bir portresi olması nedeniyle okuyanlara onu tanıma fırsatı veriyor. Dış politika konusunda deneyimli gazeteci Erdal Güven’in kitabı, hep hararetli tartışmalara konu olan Kıbrıs’ı ve adalıları başka bir gözden bizlere sunuyor. Mizahla işlenmiş bu kitabın ada üzerine önemli bir bilgi kaynak olduğunu ve ilgililerin kütüphanesinde yer almaya aday olduğunu söylebiliriz.

DIE LINKE: BİR BAŞARI HİKÂYESİ Mİ?
Murat Çakır,
Tarem Yayınları,
siyaset, 224 sayfa

Murat Çakır, ‘Almanya’da Sol Parti Deneyimi’ alt başlığını taşıyan ‘Bir Başarı Hikâyesi mi?’de, 2007 yılında kurulduktan kısa bir süre sonra Almanya’da etkili olan sol parti Die Linke’nin başarılarını anlatıyor. 2004-2008 yılları arasında, partinin kuruluşunun hem aktörü hem de tanığı olan Çakır, sürecin partileşmeye dönüşmesini ve seçim başarılarını ayrıntılı bir biçimde anlatıyor. Die Linke’nin şu anki güncel durumunu aktararak kitabına başlayan yazar, Almanya işçi hareketi geleneğinin devamı olduğunu ilan eden partinin olgunlaşmasını; partinin ortaya çıkışının temel toplumsal ve politik arka planını ve Die Linke’yi kuran iki temel güç olan PDS ile WASG’yi anlatıyor.

ORYANTALİZM VE HAYIRSEVERLİĞİN İTTİFAKI
Nora Şeni, Çeviren: Elif Ertan,
Yapı Kredi Yayınları,
tarih, 164 sayfa

Nora Şeni ‘Oryantalizm ve Hayırseverliğin İttifakı’nda, işadamlarının kurduğu hastane ve okullarla, 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’na da damgasını vuracak “hayırseverlik” hareketinin gelişimini inceliyor. 1840 yılında Şam’da, şehrin Yahudi sakinlerini zan altında bırakan bir cinayet işlenir. Üç filantrop ve üç oryantalist bilginin oluşturduğu bir delegasyon, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yla görüşmek üzere Mısır’a doğru yola çıkar. Bu olaydan sonra, yeni aktörlerin etken olduğu bir yardımlaşma sistemi benimsenecektir. Şeni, söz konusu altı kişinin hayat öyküleri aracılığıyla, “hayırseverlik” konusunu tarihsel bağlamına oturtmaya çalışıyor.

BEYAZ GECELER
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski,
Çeviren: Birsen Karaca,
Kavis Kitap,
öykü, 104 sayfa

Dostoyevski, gençlik dönemi yapıtlarından ‘Beyaz Geceler’de, metnin anlatıcısı ile Nastenka isimli kadın arasında yaşanan aşkı anlatıyor. Kitap adını, güneşin geç vakitlerde batıp sabah çok erken saatlerde doğduğu uzun yaz günlerinden alıyor. Kendini bir “hayalperest” olarak tanımlayan anlatıcı, Petersburg sokaklarında yapayalnız dolaşır. Bu gezilerinden birinde, Neva Köprüsü’nün korkuluklarında ağlayan Nastenka’yla tanışacaktır. Dostoyevski bu uzun öyküsünde, birçok kadına aşık olmuş, fakat hayatına hiç kadın girmemiş anlatıcı ile yaşamı sırlarla örülmüş Nastenka’nın dört gün süren aşkını, muhteşem psikolojik tahliller eşliğinde anlatıyor.

RÖNTGENCİ
Alain Robbe-Grillet,
Çeviren: Suat Başar Çağlan,
Şenocak Yayınları,
roman, 171 sayfa

‘Kıskançlık’ ve ‘Silgiler’, Yeni Roman akımının kurucusu Alain Robbe Grillet’nin Türkçede daha önce yayımlanmış romanları. Grillet, elimizdeki eseri ‘Röntgenci’de ise, karmaşık bir cinayeti hikâye ediyor. Olaylar, gezgin bir saat satıcısı olan Mathias etrafında gelişir. on üç yaşındaki bir kız çocuğunun cinayetini irdeleyen Mathias, aniden kendini de olayların içinde bulacaktır. Bu durum, onun iç dünyasına inmesine de vesile olacak, kişiliğinin gizemli, örtük dünyasıyla yüzleşmesini sağlayacaktır. Doğduğu adaya uzun bir aradan sonra dönen Mathias, hem bu dönüşün hem de cinayetin gözlerini açmasıyla, hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını fark edecektir.

HÜLYA SAAT
Senem Dere,
Özgür Yayınları,
öykü,
118 sayfa

‘Hülya Saat’, Senem Dere’nin ilk kitabı. Kendisini kutluyor, eserlerinin devamını diliyoruz. Dere, halen Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda avukat olarak görev yapıyor. Özgür Edebiyat, Varlık, Notos Öykü, Koridor, Patika, Kül Öykü ve Hayal gibi çeşitli dergilerde öyküleri yayımlanan Dere, yalın ve duru bir üslupla hikâyeler anlatıyor. Yazarın her bir öyküsü, birbirinden farklı, hatta uzak insanların maceralarını, iç dünyalarında yaşananları tasvir ediyor. Fakat öykülerin tümü aynı zamanda, belli temalar üzerinden birbiriyle buluşuyor, tamamlanıyor diyebiliriz. Dere’nin elimizdeki kitabının, genç kuşak kalemlerimizin üretimlerini takip etmek isteyenler için iyi bir örnek olduğunu söyleyebiliriz.

KÖRLER GEZEGENİ
Stephen Kuusisto,
Çeviren: Murat Bengisu,
Şenocak Yayınları,
roman, 167 sayfa

Amerikalı yazar Stephen Kuusisto, ‘Körler Gezegeni’ isimli elimizdeki romanında, gözleri göremeyen bir gencin dünyasını resmediyor. Romanın hem baş kahramanı hem de anlatıcısı, göremediği halde görüyormuş gibi davranan yeniyetme bir gençtir. Dünyayı keşfetme merakından ödün vermeyen bu gence yolculuğunda, Corky isimli, labrador cinsi köpeği eşlik edecektir. Bu gencin, bir yandan içinde bulunduğu “normal” hayata adapte olma çabalarının, öte yandan kendine has bir görme biçimi geliştirme hayalinin tasvir edilişi, romanı dikkat çekici kılan unsurlar. Kuusisto şiirsel bir üslupla, okurunu, körlerin hem trajik hem de olağanüstü dünyasına davet ediyor.

KAPİTALİZMDE KORKU
Dieter Duhm,
Çeviren: Sargut Sölçün,
Kırmızı Yayınları,
siyaset, 280 sayfa

Dieter Duhm, Türkçede ilk baskısı 1987 yılında yapılan ‘Kapitalizmde Korku’da, kapitalizmde korkunun kaynaklarını ve görünüm biçimlerini, hem toplumsal hem de bireysel düzlemde inceliyor. Duhm kitabına, korkunun psikolojik teorisiyle başlıyor. Kapitalizmin korku üreten tipik özellikleri; kapitalist toplumda korkunun ortaya çıkması ve yeniden üretilmesi; korkunun bireysel sonuçları; kapitalist toplum insanının nitelikleri; korkunun toplumsal biçimleri ve bu korkunun nasıl aşılabileceği, Duhm’un anlaşılabilir bir üslupla ele aldığı konulardan birkaçı. Ayrıca Aziz Nesin’in, kitabın ilk baskısı için kaleme aldığı önsöz de bu yeni yayımda yer alıyor.

MELEKLER SÖZLÜĞÜ
Gustav Davidson,
Çeviren: İsmail Yerguz,
Sel Yayıncılık,
sözlük, 461 sayfa

Gustav Davidson, Amerikan şiiri üzerine birçok çalışması bulunmasına karşın, daha çok ‘Melekler Sözlüğü’ ile ünlendi. Davidson uzun yıllar üzerinde çalıştığı ve alanının en yetkin kaynaklarından olan bu sözlüğünde, iyi ve kötü meleklerin yanı sıra, gözden düşmüş melekleri de anlatıyor. Yazar, sözlüğünün başında da, meleklerin adları, iyi ve kötü melekler, meleklerin ödevleri ve güçleri, meleklerin sayısı, meleklerin dili, meleklerin ölümsüzlüğü, meleklerin bedeni ve cinsiyeti, meleklerin üremesi ve meleklerin mekânıyla ilgili konularda detaylı bilgiler veriyor. Davidson’ın, eserinde kullandığı birçok ilüstrasyon da, sözlüğü nitelikli kılan unsurlardan.

ORHAN KOLOĞLU ARMAĞANI
Yayına hazırlayan: Orhan M. Çolak,
İSAR Vakfı Yayınları,
armağan,
292 sayfa

Başta tarih olmak üzere, farklı alanlara odaklanan çalışmaları bulunan araştırmacı-yazar Orhan Koloğlu, Türkiye kültür dünyasının önemli aktörlerinden. Bu armağan kitap için hazırlanan Orhan Koloğlu bibliyografyasına göre, kendisinin katkıda bulundukları da dahil 68 kitabı, 86 bildirisi ve ansiklopedi maddeleri de dahil 522 makalesi bulunuyor. Birçok ismin yazılarıyla katkı sunduğu, kaliteli bir baskıyla yayımlanan elimizdeki armağan kitap, Koloğlu’nun çok sayıda fotoğrafını da barındırıyor. Kitaba katılan isimler şöyle: Halit Eren, Ekmeleddin İhsanoğlu, Orhan M. Çolak, Ali Birinci, Barış Doster, Sefa Kaplan, Gazmend Shpuza, Salvatore Bono ve Kamel Filali.

ÇIKMAK İÇİN BU KARANLIKTAN
Nihat Behram,
Everest Yayınları,
şiir,
71 sayfa

‘Çıkmak İçin Bu Karanlıktan’, Türkiye şiirinin özgün isimlerinden Nihat Behram’ın 2008-2009 döneminde kaleme aldığı şiirlerinden oluşuyor. İki bölümden oluşan kitaba adını veren şiirden bir alıntı: “Zorbanın tuzağındasın! Aç, bitkin, yaralı.../ Katilin, sinsice izliyor seni/ kurbanı olarak iştahının!/ Vahşet ve acımasızlık: bu onun karakteri.../ Ve sen tutacaksın, kanlı bir oyuncak gibi ellerinde,/ sarıldığını sanarak yaralarının.../ Susuyorsun, sustukça derinleşiyor yaran, iyileştiğini sansan da!/ Acısından hınç sağmayan bir halkın yaraları nasıl iyileşir?/ Susmanı istiyor efendiler! Susmanın körelmek, esaret,/ teslimiyet olduğunu bilerek... (...)”

DÜNYA TARİHİNDE BALKANLAR
Andrew Baruch Wachtel,
Çeviren: Ali Cevat Akkoyunlu,
Doğan Kitapçılık,
tarih, 156 sayfa

Halen Northwestern Üniversitesi’nde dekan olarak görev yapmakta olan Andrew Baruch Wachtel ‘Dünya Tarihinde Balkanlar’da, son yıllarda özellikle savaşlar, bölünmeler ve siyasi çalkantılarla gündeme gelen, zengin bir kültürel çeşitliliğe sahip Balkanlar’ın tarihini kapsamlı bir bakışla inceliyor. Çalışmasına, tarihöncesinden Bizans İmparatorluğu’na kadar Balkanlar’ın tarihini anlatarak başlayan Wachtel, sınır bölgesi ve kaynaşma potası olarak Balkanlar; Ortaçağ’da, Osmanlı egemenliğinde, uzun 19. yüzyılda ve 20. yüzyılda Balkanlar’ın tarihini, coğrafi, sosyal, etnik ve kültürel yapısını ayrıntılı bir bakışla anlatıyor.

ÇİLEK MEVSİMİ
Harika Külçür,
Kanguru Yayınları,
şiir,
71 sayfa

Halen avukatlık mesleğini yürüten Harika Külçür, aynı zamanda müzikle de ilgileniyor. Külçür’ün bestelediği eserleri de bulunuyor. İlk şiiri 1991 yayımlanan Külçür, duyarlı, samimi bir üslupla kaleme aldığı şiirlerini ‘Çilek Mevsimi’nde bir araya getirmiş. Kitaba adını veren şiir şöyle: “Güllerim azar azar soluyor ellerimde/ Çocuğum/ Bir kucaklayabilsem kırık kanatlarınla seni gözlerine/ Anıtsız zaferler karşılayacak özgürlüğünü/ Ölme/ Sen de bilirsin ki/ Az kaldı çilek mevsimine// Güllerim azar azar soluyor ellerimde/ Çocuğum/ Yalın düşlerin pas tutmasın benimkiyle/ Sokakta şımarıklığı gündüzün/ Her zamanki devingenliğiyle/ Ölme/ Sen de bilirsin ki/ Az kaldı çilek mevsimine”

PARİS BİR YALNIZLIKTIR
Feridun Adnaç,
Kavis Kitap,
anlatı,
231 sayfa

Feridun Andaç ‘Paris Bir Yalnızlıktır’da, Paris’in farklı zamanlarına yaptığı yolculuklarını, bu şehre dair izlenimlerini okurlarıyla paylaşıyor. Andaç yazılarında, bir yandan Paris’in pasajlarını, köprülerini, cazibe merkezlerini, tarihi yapılarını, kısacası bu şehrin görünen yüzünü anlatırken, öte yandan da şehrin kendisinde uyandırdığı duyguları tasvir ediyor. “Köprüleri yakıp gitmeyi sever gezgin. Çünkü dönüşü aynı yoldan olmayacaktır.” diyen Andaç, Balzac’ın, Zola’nın, Stendhal’in, Aragon’un, Sartre’ın ve Camus’nün Paris’ini akıcı bir üslupla dile getiriyor. Yazar, orijinal bir coğrafyanın keşfedilmesinden duyulan heyecanı, edebi bir yolculukla harmanlıyor diyebiliriz.

BİRİNCİ PAKETİ
Melih Yılmaz,
Babıali Kitaplığı,
roman,
288 sayfa

Melih Yılmaz’ın ilk eseri ‘Gece’, kara güldürü özellikleriyle öne çıkan bir dönem romanıydı. Yılmaz elimizdeki romanı ‘Birinci Paketi’nde ise, Anadolu’da bir kasabada, hayat mücadelesi veren insanların yaşadıklarını hikâye ediyor. Türkiye’nin
12 Eylül’e adım adım gittiği bir dönemde geçen romanın arka planında ise, Demirel, Ecevit, Dallas dizisi ve tek kanal gibi, dönemin başat figürleri karşımıza çıkıyor. Yazar, söz konusu kasabada yaşayanların hayat meşgalesini, sıkıntılarını ve umutlarını, ülkenin içinde bulunduğu siyasÓ açmazlarla harmanlayarak veriyor. Yılmaz’ın ilk eseri gibi ‘Birinci Paketi’ de, karakterlerinin yaşadıklarını, trajikomik bir atmosferde kurguluyor.

DİYALEKTİK MATERYALİZME GİRİŞ
August Thalheimer,
Çeviren: Sevinç Altınçekiç,
Yordam Kitap, felsefe, 192 sayfa

‘Diyalektik Materyalizme Giriş’, August Thalheimer’ın “Modern Dünya Görüşü” başlığıyla 1927 baharında Moskova’da Sun-Yat-Sen Üniversitesi’nin öğrencilerine verdiği derslerden oluşuyor. Öğrencilere, karşılarına çıkan başlıca felsefi dünya görüşleri arasında yollarını bağımsız olarak bulmalarını kolaylaştırmayı amaçlayan dersler, tarihsel bir sunumla verilmiş. Thalheimer bu rehber kitabında din, Yunan materyalizmi, Yunan idealizmi, Hindistan materyalizmi, Hegel ile Feuerbach, diyalektik, diyalektik materyalizm, diyalektik metaryalizmin tarih teorisi, materyalist bilgi kuramı, eski Çin felsefesi ve pragmatizm konularını anlatıyor.

BELGELERLE KURTULUŞ SAVAŞI
Ebubekir Hazım Tepeyran,
Gürer Yayınları,
anı,
360 sayfa

‘Sarayın İdama Mahkum Ettiği Dahiliye Nazırı Anlatıyor’ alt başlığını taşıyan ‘Belgelerle Kurtuluş Savaşı’, Meclis’te, saltanatın kaldırılıp cumhuriyet rejiminin kabul edilmesi için önerge verenler arasında yer alan devlet adamı Ebubekir Hazım Tepeyran’ın anılarından oluşuyor. Elli yılı aşkın süreyle, Türkiye yakın tarihinin önemli aktörlerinden olan Tepeyran’ın, Osmanlı’nın son dönemi ve Milli Mücadele yıllarını kapsayan anılarının yer aldığı kitapta, ilk kez yayımlanan belge ve fotoğraflar da yer alıyor. Kitap, gazeteci-yazar Oktay Akbal’ın, büyükbabası Tepeyran’la aynı evde yaşadıkları yılları ve bu konuda merak edilenleri anlattığı bir önsözle başlıyor.

BÜTÜN ESERLERİ
Sait Faik Abasıyanık,
Yapı Kredi Yayınları,
edebiyat,
1779 sayfa

‘Bütün Eserleri’nde, Sait Faik Abasıyanık’ın hayattayken yayımlanmış tüm kitaplarıyla birlikte dergi ve gazetelerde kalmış, kitaplaşmamış öykü, şiir, deneme, yazı ve röportajları yer alıyor. Eser için bir araya getirilen kitapların, Abasıyanık hayattayken yapılmış son baskıları esas alınmış. Yazarın ölümünden sonra kitaplaştırılmış ya da süreli yayınlarda kalmış öykü, deneme, röportaj ve yazıların ise süreli yayınlardaki biçimleri korunmuş. Abasıyanık’ın bütün eserlerini tek ciltte bulabileceğimiz elimizdeki edisyon, kaliteli ve şık baskısıyla da koleksiyonlara yakışır cinsten. Bir yazı ustasının büyük külliyatını tek ciltte görmek isteyenler için iyi bir fırsat.

ÇİZGİLERLE KOMÜNİST MANİFESTO
Karl Marx ve Friedrich Engels,
Çizgiler: Rodolfo Marcenaro,
Çeviren: Nail Satlıgan, Yordam Kitap, siyaset, 102 sayfa

Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından kaleme alınan ‘Komünist Manifesto’, 1848 Şubatında Londra’da yayımlanmıştı. 160 yıl önce yayımlanan ve dünyada sayısız dile çevrilen Manifesto, şimdi de İtalyan çizer Rodolfo Marcenaro tarafından canlandırılan bir çalışmayla okurun karşısına çıkıyor. Eseri yorumlamakla yetinmeyen Marcanero, aynı zamanda tipik burjuva karakterlerini de, temsil ettikleri sınıfın politik, ahlaki ve kültürel anlayışlarıyla ustaca resmediyor. Son dönemlerde, klasik eserlerin çizgiroman yorumu büyük ilgi topluyor. Marcenaro da, sosyalizm tarihinin en önemli belgesini özgün bir üslupla yorumluyor.

GÜNAHKÂR KIRMIZI, MASUM BEYAZ
Michel Faber,
Çeviren: Emre Erbatur,
Sel Yayıncılık, roman, 750 sayfa

‘Yüz Doksan Dokuz Basamak’, ‘Aslında Hepimiz Aynıyız’, ‘Cesaret Beşlisi’ ve ‘Üç Harfli Kelime: Aşk’, Michel Faber’in daha önce Türkçede yayımlanmış eserleri. Faber’in, ‘Günahkâr Kırmızı, Masum Beyaz’ romanı, Viktorya dönemi Londra’sında geçiyor. Sugar ve William arasındaki ilişki üzerinden ilerleyen roman, ikili arasındaki aşkın, zorluklarla sınavını hikâye ediyor. Londra’nın adı kötüye çıkmış bir evinde fahişe olarak çalışan Sugar, günün birinde varlıklı bir aileden gelen William ile tanışır. Bu ilişki kısa bir süre sonra ikili arasında tutkulu bir aşka dönüşecektir. İçinde bulundukları toplumun tutuculuğu, ikisini de aşkları için mücadele etmek zorunda bırakacaktır.

ALACAKARANLIK
Max Horkheimer,
Çeviren: İlknur Aka,
Kırmızı Yayınları,
deneme, 287 sayfa

Max Horkheimer ‘Alacakaranlık’ta, okuru, yaklaşık bir asır öncesinin Almanya’sına ve bir anlamda geçen yüzyılın kapitalist düzenine götürüyor. Horkheimer’ın 1931-1934 yılları arasında kaleme aldığı kısa öykü ve denemelerinin bir derlemesi olan ‘Alacakaranlık’, burjuva kültürünü ve toplum düzenini eleştiriyor. Horkheimer’ın bir yandan hummalı bir çalışma yürütürken, molalarda kağıda döktüğü bu metinler konularını, o dönemin kapitalist düzenine özgü metafizik, karakter, ahlak, kişilik ve insan değeri anlayışı etrafında dönen eleştirilerden alıyor. Yazarın kendi yaşamından hareketle yıllar önce kaleme aldığı bu metinlerin, bugün de bize ışık tutacağı söylenebilir.

ATATÜRK
Fabio L. Grassi,
Çeviren: Eren Yücesan Cendey,
Turkuvaz Kitap,
biyografi, 374 sayfa

2005 yılından bu yana, Yıldız Teknik Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmakta olan Fabio L. Grassi, aynı üniversitede Atatürk İlkeleri ve İnkılapları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin de yönetim kurulu üyesi. Uzun yıllar Türkiye üzerine kafa yormuş bilim insanlarından biri olan Grassi, Mustafa Kemal Atatürk’ün yetkin bir biyografisiyle okurun karşısına çıkıyor. Biyografinin özgünlüğü, yazarının, Milli Mücadele ve ertesi Türkiye’yi yakından takip eden İtalyan kaynaklarına hakim olmasıdır diyebiliriz. Grassi’nin Atatürk biyografisi, Cumhuriyet Türkiyesi’ne getirdiği yorumlarıyla da özellikle dikkat çekiyor.

HAYAT ÖPÜCÜĞÜ
Ersan Erçelik,
Şiirden Yayınları,
şiir,
94 sayfa

‘Yüzüm Yeryüzünde Bir Dövme’ ve ‘Kırık Pena’, 1980 doğumlu Ersan Erçelik’in daha önce yayımlanmış şiir kitapları. “Ben seni yalçındağ sanıyordum sende” diyen Erçelik, son şiirlerini bir araya getirdiği ‘Hayat Öpücüğü”nde, dünyaya, insana ve aşka şiirin penceresinden bakıyor. Kitapta yer alan ‘Uzayan Yağmur’ şiirinden bir alıntı: “Çırılçıplak sabahın yanında duruyorsun/ kırlangıç sesleriyle yıkanan koruda// Avucunda ufalanmış başak taneleri/ ırmak boylarını, soğuk suları geçtin yararak// Orada kaldın, orada akşama kadar/ menekşelerin ardındaki tahta kulübede// Masada yarısı yenmiş elma, karadut dolu tabak// Uzayan yağmurdu ayrılık/ ilk aşkın güneşiyle yıkanıp duran çocuktun (...)”

ÖLÜ ZAMAN GEZGİNLERİ
Hasan Ali Toptaş, İletişim Yayıncılık, deneme, 137 sayfa

Yıldız Ecevit’in ‘yirminci yüzyıl edebiyatının vardığı uç noktası’ dediği Hasan Ali Toptaş’ın ‘Ölü Zaman Gezginleri’ raflarda. Yazarın Türkçenin imkânlarını sonuna zorlayarak ve edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak yazdığı kitabı Ölü Zamanlar Gezgini ve Yoklar Fısıltısı adlı iki bölümden oluşuyor. “Kaldı ki, kendi kendime bir açıklama yapsam bile, hangi kendime yapacaktım?
Masanın birinde genç, birinde ise yaşlı ve yorgundum. Ben bana, ben bana bakıyordum. Daha sonra, bu bakışım sırasında, ayrı zamanların çakışmasından apayrı bir zaman mı doğdu pek bilemiyorum ama, birdenbire kendimle göz göze geldim.” 

FIRTINALI HAVADA DUŞ ALMA
Anahad O’Connor,
Çeviren: Aslı Telseren,
Maya Kitap,
bilim, 239 sayfa

Anahad O’Connor, gündelik hayatın ilginç ve bazen de rahatsız edici konularını, New York Times’ta ‘Gerçekten mi?’ isimli köşesinde kaleme alıyor. Grip aşısı işe yararmı?, yapay tatlandırıcılar zararlı mıdır?, hamilelerin kedi beslemesi zararlı mıdır? ve mikrodalga fırınlar yiyeceklerin besin değerini düşürür mü?, O’Connor’un ilgilendiği konulardan birkaçı. O’Connor sağlık sayfalarından, uzmanlarla yaptığı röportajlardan yararlanarak kaleme aldığı kitabında, geçmişte anne-babalar, aile büyükleri ve öğretmenler tarafından bizlere verilen tavsiyeleri gözden geçiriyor ve bunların kimi dikkat çekici, kimi son derece pratik sonuçlarını bizlerle paylaşıyor.

Bu akademi başka!
Vampirler âleminin tutkunlarının çok iyi bildiği Vampir Akademisi’nin devam romanı Buz Öpücük. İlk romandaki hararetli mücadele ve çarpışmalar serinin ikinci kitabında da aynı hızıyla devam ediyor.
Vampir Akademisi’yle henüz tanışmamış olanlar için bu gizemli dünyayı kısaca tanıtalım: Vampir Akademisi dünyasında iki tür vampir var: Moroi’ler ve Strigoi’ler. Moroi’ler yaşayan vampirler, kısa süreliğine zayıf bir güneş ışığına tahammül edebiliyorlar. Strigoi’ler ise onların kötü ruhlu olanları ve bunlar ölümsüzler. Strigoi kelimesi Romanya mitolojisinde insan veya hayvan formundaki kötü ruhlara verilen ad. Moroi de aynı şekilde vampirler ve hayaletler için kullanılan bir tanım. Strigoi’ler Moroi’lerin aksine sihir yapamıyor ve güneşe tahammül edemiyor ama onlar ölümsüzler ve çok güçlüler; ancak klasik metodlardan biriyle öldürülmeleri mümkün: Kalplerine kazık saplanarak, yakılarak ya da kafaları kesilerek. Bu iki türe ek olarak bir de dampirler var; yani ebeveynlerinden biri vampir, diğeri insan olan, hem insanların hem de vampirlerin tüm olumlu özelliklerini taşıyan tür. Dampirler Moroi’leri tüm tehditlere karşı, özellikle de Strigoilere karşı koruyorlar.
Serinin başkahramanı Rose Hathaway bir vampir ve hayattaki tek isteği en yakın arkadaşı, Moroi prensesi Lissa Dragomir’i korumak. İki yıl önce Rose ve Lissa St. Vladimir Akademi’sinden kaçmış ancak yakalanıp geri getirilmişler. Fakat bu kaçışın altında bir sebep yatıyor elbette, herkesin sandığı gibi sadece çocukça ve düşüncesizce davrandıklarından kaynaklanmıyor bu hareketleri. Ancak bu kaçışın gizemi Vampir Akademisi’nin sayfalarında yavaş yavaş çözülüyor ve okuru bir sonraki romanı yani Buz Öpücüğü merakla bekleten bir şekilde bitiyor.
Buz Öpücük’te adına yaraşır buz gibi bir kış tatili kapıda. Ancak Strigoi’lerin saldırısı okulda panik yaratmış durumda ve etraf Gardiyanlar’la dolu. Bir yandan da karakterler arasında aşk üçgenleri almış başını gidiyor. Rose, Dimitri’ye karşı olan hisleriyle mücadele ediyor. Mason Rose’la birlikte olmak için ölüp bitiyor. Dimitri’nin gözüyse bir başkasında. Yani tam bir açmaz! Strigoi’ler ve Moroi’ler arasındaki savaş kızıştıkça ortalık iyice karışıyor ve Rose yine kahramanlığa soyunuyor. Ancak üstlendiği görev hiç de kolay değil...
 Richelle Mead’in henüz çok yeni olan yazarlık kariyerine rağmen Vampir Akademisi kısa sürede tüm dünyada bir buçuk milyonluk baskı sayısına ulaştı. 
Seçil Ersek

VAMPİR AKADEMİSİ-
Buz Öpücük
Richelle Mead,
Çeviren: Selim Yeniçeri,
Artemis Yayınları,
2009, 185 sayfa


Depremin farkında olmak
Ülkemizin her an depremin tehlikesi altında olması toplumun her kesimini ilgilendirdiğini söylemek sanırız ki yanlış olmaz. Prof. Dr. Süleyman Pampal ve Bülent Özmen’in hazırladığı Depremlerle Baş Edebilmek bu deprem gerçekiğini belleklerimizdeki tozlu raflarından çıkarıp, üzerine düşünüp, farkındalık oluşturmamızı sağlayacak bir çalışma. 17 Ağustos Marmara Depreminin onuncu yılında kaybettiklerimiz anısına ithaf edilmiş bu çalışmayla; risk altında olduğumuzu unutmamamız, yaşananlardan ders almamız ve yaşananları hafızamızdan çıkarmamamız amaçlanıyor.
Kitapta, toplum olarak yüzleşmekten kaçındığımız ya da sürekli unuttuğumuz deprem gerçeği, herkesin anlayabileceği basitlikte gözler önüne serilmiş. Ayrıca kitapta pusuda bekleyen depremi nasıl daha az zararla ya da yazarlarının değimiyle “doğal bir olayı afete çevirmeden” atlatabileceğimiz detaylı verilerle okuyucuya aktarılmış. Jeolojik dönemler, farklı tarihsel devirlerde meydana gelen depremler, dünyanın deprem kuşakları üzerinde gerçekleşen belli başlı depremler ve Türkiye’nin depremselliği olabildiğince ayrıntılı bir şekilde derlenmiş, böylece okuyucuyu ‘Deprem bir doğal afet midir?’ sorusunun üzerinde düşünmeye yönlendirmiş diyebiliriz.
Pampal ve Özmen 17 Ağustos Marmara Depreminde kaybettiklerimize de “Her şeyin en önemli nedeni olduğuna inandığımız bilinç eksikliğinin giderilmesi konusunda elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Sizi geri döndüremeyiz ama bundan sonrası için bir şeyler yapabiliriz. Bunlardan biri de insanlarımıza bu konuda yardımcı olacak bilgileri hazırlayıp sunmaktır” diye sesleniyor.
Kitapla birlikte verilen CD sayesinde oturduğunuz binanın hangi yönetmeliğe göre yapılmış olması gerektiğini veya 1945, 1947, 1963, 1972, 1996 tarihli resmi deprem haritalarında hangi bölgeye düştünü bulubilir ve deprem terimleri sözlüğünde kelime arayabilirsiniz. Üstelik kitap bir de büyük boy Türkiye diri fay haritası hediye ediyor okuyanlarına.
Depremi, dünyanın oluşumundan başlayarak anlatan kitap, ‘Depremin Önceden Tahmini’, ‘Türkiye’nin Deprem Kayıt Ağları’, ‘İl İl Deprem Tehlikesi’, ‘Deprem Öncesi, Sırası ve Sonrasında Yapılması Gerekenler ve Deprem Konusundaki Hatalı İnanışlar’, ‘Afet Yönetimi ve Türkiye’nin Afet Yönetim Sistemi’ gibi başlıklar altında okuyucularına aynı zamanda pratik bilgiler de sunmaktadır. Ülkemizin deprem kuşağı üzerinde olduğu gerçeğini göz önünde tuttuğumuzda, bu çalışmanın kitaplığımızda önemli yer tutacağını söyleyebiliriz.
Sıdal Utkucu

DEPREMLERLE BAŞ EDEBİLMEK
Süleyman Pampal-Bülent Özmen,
Eflatun Yayınları,
2009,
280 sayfa.