İç düşmanlar


İç düşmanlar

Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı?nda yapılan aramalardan görüntü almak pek mümkün olmadı.

 
AHMET İNSEL


Radikal 2 / 03/01/2010

Bir devir kapanıyor. Diriliğini iç düşman üreterek ve bunlara karşı yılmadan savaşmaktan alan bir devlet düzeninden çıkışın sancıları, karmaşası yaşanıyor

Genelkurmay Başkanlığı’nın 2007’de Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’nın görev tanımı ve örgütlenmesini yeniden düzenlediği haberi Taraf gazetesinde 2 Haziran 2008’de yayımlandığında, konuyla ilgili uzmanlar dışında pek dikkat çekmemişti. Yaşar Büyükanıt’ın talimatıyla başlatıldığı bildirilen çalışma sonucunda, 2006’da sayıları 12’den 17’ye çıkan bölge başkanlıklarının 2010’a kadar 24’e ulaşması, bölge başkanlığı kadro rütbesinin de yarbay olması öneriliyordu. Amaç, “halkın içinde olmayı, insanlarla yüzyüze ve yerinde teması” sağlamak ve “tek merkezde çok personel ile çalışmak yerine, az personel ile çok yerde bulunarak iş verimini arttırmak”tı. 
Verim artışı amaçlı bu ademi merkeziyetçi yapılanma ihtiyacı görev tanımının genişlemesinin bir sonucuydu. STK Başkanlığı’nın görevini belirleyen Gayri Nizami Harp kavramının tanımı ve kapsamında son derece önemli değişiklikler yapılmıştı. O güne kadar çeşitli vesilelerde sık kullanılan iç düşman kavramı yeni GNH planı çerçevesinde somutlaşıyordu.
Değişiklik öncesinde GNH, “hedef ülkede veya düşmanın işgal etmiş olduğu bir bölgede (...) yapılan askeri ve yarı askeri harekat” olarak tanımlanıyordu. Esas olarak, ABD Kara Kuvvetleri Komutanlığı, ST 31-15 ve ST 31-16 Kontgerilla Talimnamelerinden büyük ölçüde esinlenen, zaman zaman olduğu gibi çevrilen bir plan söz konusuydu. Bu metinleri 1964 ve 1965 yıllarında, ST’yi Sahra Talimnamesi yaparak, Genelkurmay Başkanlığı Türkçeye çevirmiş ve “Hizmete Özel” olarak basıp dağıtmıştı. Kawa Yayınları bunları Kontgerilla Talimnameleri başlığıyla 2008 yılında kitap olarak bastı. 

“Rutin dışı” 
2007’de GNH kavramı, esas olarak “yurtiçi uygulamalar” konusunda genişledi. Bu uygulamalara, “Düşmanın fiziki, ekonomik, psikolojik, siyasi vb. işgal ve/veya teşebbüs durumunda işgali ortaya çıkarmak, karşı tedbirleri uygulamak” ifadesinin ilave edildiğini Taraf gazetesinin haberinden öğrendik. Yoksa kontrgerilla diye bir oluşumun varlığını 12 Mart 1971 muhtırası sonrası yaşananlardan beri biliyorduk. Sırasıyla Özel Harp Dairesi, sonra Özel Kuvvetler Komutanlığı’na dönüştürülecek olan Seferberlik Tetkik Kurulu, 1952’de kurulduğundan beri yeni tanıma uygun faaliyetleri fiilen zaten sürdürüyordu. Böyle bir meşrulaştırmaya neden 2007’de gidilme ihtiyacı duyulduğu sorusu bugün esas yanıtlanması gereken soru.
Yeni GNH tanımı, iç düşmanlar aracılığıyla olağanüstü varlığını ve hikmetinden sual edilemez icraatlarını sürdürme amacındaki bir gücün meşruiyetini pekiştirme girişimi olarak değerlendirilebilir. 2000 yılında, Batman Valiliği’nin gizli silah ithali ve Özel Karma Birlikler kurdurmasının ortaya çıkmasından sonra başlayan tartışmalarda, o zaman Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel, bu icraatları “devlet rutini dışına çıkma olarak” özetlemişti. Bu, bir bakıma, devletin rutin dışı eylemlerinin de meşrulaştırılmasıydı ve başlangıç tarihi çok öncelere kadar gidiyordu (bkz. “Rutininde iç düşman olan devlet”, Birikim, sayı: 131, 2000). Örneğin Hizbullah’ın ikinci adamı Edip Gümüş’ün iddialarına göre, 1990’ların başında Cem Ersever’in etrafında toplanan bir grup “Hizbullahçı”, yaptıkları eylemleri sahiplenecek TİT vb. örgüt isimleri uydurarak, “kafa buluyorlardı”. Demirel’in bahsettiği rutinin adı, resmi örtülü illegal temizlik harekâtıydı ve buna başka dillerde “devlet terörü” dendiğini Birikim’deki yazıda vurgulamıştık.
Yeni tanım bu uygulamayı daha da genişleterek, “düşmanın” sadece fiziki işgaliyle kendini sınırlamıyor. Zaten sadece düşmanın fiziki işgali ile sınırlı bir GNH tanımı, yeni bir örgütlenmeye ihtiyaç gerektirmezdi. 1945 yılında yürürlüğe giren ve 1991’de bazı maddeleri değiştirilen “Memleket İçi Düşmana Karşı Silahlı Savunma Ödevi Yönetmeliği” (Resmi Gazete, 11.10.1945) bu amaca yönelik Avcı Birlikleri oluşturulmasını öngörüyor. “Olağanüstü hallerde ve seferde paraşütçülere ve havadan kıta indirmelerine, denizden çıkarmalara, sınırlardan sızmalara karşı onaltı yaşını bitiren ve altmış yaşını bitirmemiş erkeklerle yirmi yaşını bitiren ve kırkbeş yaşını bitirmemiş kadın vatandaşlar silahla karşı koymakla ödevli” olduklarını ilan eden yönetmelik, avcı birliği ödevlilerinin il ve ilçelerde teşkil edecek seçme ve değerlendirme kurulu tarafından belirlenmesini öngörüyor. Zaman zaman Milli Avcı Birlikleri olarak tanımlanan bu örgütlenmenin kayıt ve belgelerini muhafaza etmek, ödev verilebilecek uygun personel potansiyeli hakkında bilgileri hazırlamak gibi işlerden Sivil Savunma Müdürü’nün sorumlu olduğunu yönetmelik belirtiyor.
Görüldüğü gibi, GNH tanımının Genelkurmay tarafından yapılan değişiklikle genişletilmesi, “düşmanın fiziki işgaline karşı direnişi örgütlemek” değil. Bu zaten örgütlü. “Düşmanın ekonomik, psikolojik, siyasi vb. işgallerine maruz kalmış bölgede işgali ortaya çıkarmak ve engellemek” ifadeleri asıl dikkat çekici olan. Bunların içinde işgali ortaya çıkarmak ifadesi en önemlisi. Çünkü bu ifade, siyasi veya psikolojik işgal gibi terimlerle iç düşman kavramını silahlı bir gücün işgali veya tehdidinden çok daha ötelere, sınırları belirsiz bir alana götürüyor. Üstelik gözle görülmeyen, elle tutulmayan bu işgali ortaya çıkarmak görevini STK’ya, onun Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın bünyesindeki operasyonel birimlere yani Muhabere Arama-Kurtarma gibi askeri oluşumlara, sivil kadrolara (Beyaz Kuvvetler) ve yakın tarihe kadar adı Psikolojik Harekat Dairesi olan oluşuma veriyor.
Bu “ortaya çıkarmak” ifadesi, askeri dilin günümüzde pek sevdiği “asimetrik tehdit”leri bulup ortaya çıkarmanın yanında siyasal, psikolojik ve ekonomik konularda düşmanca faaliyetlerde bulundukları belirlenenlerin ortaya çıkarılması, teşhir edilmesini de kapsıyor. Bu çerçevede, örneğin 2003’te Jandarma Genel Komutanlığı tarafından hazırlanmış eylem raporunda, medyaya sızdırılacak düzmece haberler listesi hazırlanıyor. 1997’de bazı tanınmış gazetecilere yönelik, düzmece itiraflarla hazırlanmış andıçlar basın patronlarına veriliyor.
Bu fikir de aslında yeni değil. Kontgerilla Talimnameleri başlıklı kitabın 92. sayfasında, “askeri, ekonomik, psikolojik, ahlaki ve siyasi gücün zayıflatılmasını hedef alan yıkıcı hareketlere karşılık (...) bu tür faaliyetleri düzenleyen veya düzenleyebilecek bireyleri, grupları ya da teşkilatları tespit etme, tanımlama, suistimal ve maniple etme, yanıltma yoluyla etkisiz hale” getirmekten bahsediliyor. “Suistimal etme”, “maniple etme” tabirleri, yakın tarihlerde basında pek sık gördüğümüz, askeri kaynaklı olduğu iddia edilen türlü çeşitli operasyon planında karşımıza çıktığını hatırlayalım.
Görüldüğü gibi, misyoner faaliyetleri, Patrikhane’nin Fener’i ele geçirme planları, Soros’un renkli devrim tezgahları, AB’nin ülkeyi bölme planları, Pontusçuluk, şeriatçılık, Kürt bölücülüğü, adı pek duyulmasa da komünizm, Kıbrıs’ta çözüm yanlıları ve benzeri bir dizi girişimi düzenleyen veya düzenleyebilecek olan güçleri tespit etme ve bunları etkisiz kılmakla görevlendirilmiş subay ve siviller, talimnameler ve yönetmeliklerle kendilerine verilen görevlerini yapıyorlar. Yeni tanım, bu görevin yasal zeminini pekiştirmek amacı taşıyor. 1960 darbesi sonrasında TSK İç Hizmet Kanunu’na giren koruma ve kollama görevi gibi. Ama sadece TSK değil, yargı, YÖK ve genel olarak milli eğitim, diyanet, medyanın önemli bir bölümü de bu iç düşmanlara karşı teyakkuz halinde olmayı bir görev kabul eder.
Atatürk’ün Kara Harp Okulu’na gelişinin 109. yıldönümü törenlerinde, Kara Harp Okulu öğrencileri ve Hacettepe Üniversitesi Konservatuarı üyeleri, “Ulusal Savaş Yıllarından Düşünce ve Eylemlerde Devrime” adlı bir oyun sunmuşlardı. Oyunda, öğrenciler, “içte ve dışta bütün hainler, bütün düşmanlar yenik düşünceye kadar savaşacağız” diyerek, “bizi bir arada tutan milliyetçiliğimizdir, birlikte yaşama arzumuzdur” diye haykırmışlardı. Aşırı duygulanan dönemin Genelkurmay Başkanı’nın gözyaşları içinde alkışlanmışlardı.
Bir devir kapanıyor. Diriliğini iç düşman üreterek ve bunlara karşı yılmadan savaşmaktan alan bir devlet düzeninden çıkışın sancılarını, karmaşa ve kavgasını yaşıyoruz. “Bu ülke elden çıkarsa” sözünün anlamsızlığını, “en büyük hainler, iç düşmanlar ve yerli işbirlikçilerdir” sözünün ele verdiği hastalıklı psikolojiyi etkisiz kılmak daha epey uğraş ve zaman gerektirecek. Demokratikleşmenin püf noktası burasıdır.