Bir 'mecbur adam'ın romanı


Bir 'mecbur adam'ın romanı

Karayılan, bir iki sene önce de bir televizyon dizisine konu olmuştu.

 
BEHZAT MİSER


Radikal Kitap / 08/01/2010

Eyüphan Erkul, Yaşar Kemal'in romanlarındaki 'mecbur adamlar' gibi bir kahramanın kitabını yazmış: Antep kahramanı Karayılan. Erkul'un 'Karayılan'ı Cumhuriyet öncesi, Osmanlı'nın son dönemiyle ilgili bir tür belgesel-roman

Karayılan/ Karayılan olmazdan önce./ Düşman Antep’e girince/ Antepliler onu/ Korkusunu saklayan/ Bir fıstık ağacından/ alıp indirdiler./ Altına bir at çekip/ eline bir mavzer/ verdiler.” diyor Nâzım Hikmet, Karayılan Hikâyesi’nde...
Karayılan’ı benim çağdaşlarım, Ruhi Su’nun davudi sesinden “Atına binmişte elinde dizgin/ Vardığı cephede hiç olmaz bozgun/ Çeteler içinde Yılan’ım azgın/ Vurun Antep’liler namus günüdür” sözlerini içeren Karayılan türküsünden bilir. Efsane mi, gerçek mi pek emin olmasak da hemen herkesin Antep’in kahramanlarından biri olduğunu bildiği birisi Karayılan. İşte bu Karayılan’ın hikâyesini deneyimli bir ‘anlatıcı’, Eyüphan Erkul romanlaştırdı.
Eyüphan Erkul’un ‘Karayılan’ı Cumhuriyet öncesi, Osmanlı’nın son dönemiyle ilgili bir tür belgesel-roman. Bu belgesel-roman hem titiz bir araştırmayla tarihsel gerçeklere olabildiğince sadık kalmayı, hem de sade bir anlatımla, akıcı bir roman olmayı başarmış. Erkul, dersine iyi çalışmış, ulaştığı tarihsel kaynakları da okura hissettirmeden romana katmış. Yazar, okurken bizleri o döneme, Molla Memet’in yaşadığı, Osmanlı’nın bir cadı kazanı gibi kaynadığın günlere götürüyor.
Kitap, Kurtuluş Savaşı sırasında Antep halkının bir aşiret reisi önderliğinde Fransız işgaline karşı direnişini anlatıyor. Tarih kitaplarında didaktik bir ders olarak yerleşen Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşanan Gaziantep savunması, bugün din, dil, etnik farklar yüzünden birbirini yiyen insanlara yaklaşık 90 yıl önceden çok güzel bir cevap da veriyor. Bu cevabı verenler vatan ve özgürlük tutkusundan başka doğru bilmeyen, Türkler’in, Ermeniler’in ve Kürtler’in yaşadığı bir bölgenin çocukları. Bütün yokluklar ve imkânsızlıklar içinde hiçbir yerden yardım almadan Birinci Dünya Savaşı’nın galibi Fransız ordusuna karşı eşi benzeri az görünen bir şehir savaşı verdiler. Şehirlerini geri almak için on bir ay Fransız ordusuyla savaşan, o günlerin deyimiyle Ayıntap (Antep) halkı sadece kendi şehirlerini değil, dilden dile yayılan kahramanlıklarıyla da tüm Güneydoğu Anadolu’yu bir istiladan kurtarmış oldu. Gaziantep Savunması’nda hayatını kaybeden 6317 sivilden ilk akla gelense daha çok ‘Karayılan’ lakabıyla bilinen Molla Mehmet oldu. İşte romanımız, bu Karayılan’ın hayatını anlatıyor.
Kitapta, Molla Memet’in Karayılan adı alması, yıllarca birlikte, kardeşçe yaşadıkları Ermeniler aracılığıyla oluyor. Ermeniler, bölgede ayaklanınca Molla Memet’in köyünü basarak, kışı orada geçirmek istiyorlar. Çıkan çatışmada Memet, kara bir yılan sayesinde, korkunun aleminden cesarete atlıyor. Ve yakınları onu Karayılan diye anmaya başlıyor.

‘O beyaz baykuş gibiyim ben de’
Karayılan, birçok kaynakta fakir bir ırgat olarak anlatılır. Oysa Eyüphan Erkul, bize bunun tam tersi bir ağanın oğlu olduğunu ve babası ölünce de aşiretin başına geçtiğini anlatıyor. Zira Karayılan’ın torunlarını bulup uzun uzun konuşmuş, kaynak kitapların yanı sıra yörede araştırmalar yapmış, tüm mekanları tek tek fotoğraflamış. Eyüphan Erkul’un Karayılan’ı Osmanlı’ya sıkı sıkıya bağlı bir ‘yurtsever’. Savaşa katılır, yaralanır, Doğu Cephesi’nde Ermeniler’in karşı tarafta olmasına şaşırır. Sonra döner gelir aşiretinin başına geçer. Bu arada Lordin Çiftliği’nin kızı Hanım’a sevdalıdır. Hanım, söz vermesine rağmen kendisi Sarıkamış’ta savaşırken beklemez ve bir başkasıyla evlenir. Karayılan da bir süre sonra aşk acısını unutmak için annesinin baskılarına da daha fazla dayanamayıp bir başka kadınla evlenir. Daha sonra onu kahraman yapacak yola çıkışı da biraz bu aşkın etkisiyle olur. Lordin Çiftliği’ni basan eşkıyanın Hanım’ı kaçırdığını duyunca adamlarını toplayacak ve eşkıyanın peşine düşecektir Karayılan. Eşkıyaya karşı sağladığı başarıyla hem yörne halkının, hem de yöneticilerin desteğini kazanır. Gittikçe efsanesi büyür de büyür. Sonunda işgalci Fransızlar’ın karşısına dikilen en önemli isimlerden biri olur.
Tarih 24 Mayıs 1920’yi gösterdiğinde, Fransızların işgalindeki Antep, açlık ve hastalıkla boğuşmaktadır. Fransızlar kuşatmayı her geçen gün daraltmaktadır ve Karayılan, kendisi için de bir ‘son’ olan son taarruza kalkar: “Beyaz baykuş bir kere banlandı. Karayılan, ‘O beyaz baykuş gibiyim ben de. Bozan gelip, o çiftliği basmasaydı, yolum bu gece bu tepeliğe belki de düşmezdi. Eşimden ayrıyım, sevdamdan. Gönlümdeki aşk ateşi söndü bitti, küllendi. Geçmiş güzel günlerde kaldı öfkem. Amma korkum yok artık ölümden. Bir garip kuşum, kimsesizken Fransızların kapısına dayandım. Canımdan bezmedim fakat alırlarsa da onları affettim şimdiden... babamın vurduğu beyaz baykuş kadar safım, temizim. En az onun kadar korkuyorlar benden. Affola’ deyip ayağa kalktı.
Hasan ona bakarken, Karayılan öne atılıp eliyle hücum etmelerini işaret etti, dönüp ayağa kalktı. Fransızlara karşı koşmaya başladı ve bir mermi gelip saplandı sol göğsüne, dengesi bozuldu önce, ne olduğunu anlamadı, küçük bir sızı hissetti, elini göğsüne atıp kör kızıl ıslaklığı fark ettiğinde yere yığılıp kaldı öylece. Beyaz baykuş banlandı.”
Eyüphan Erkul, yalın ama mekân ve doğa betimlemelerinde şiirsel bir üslupla yazmış kitabını. Hikâyeye tanınmış başka karakterler de girip çıkıyor. Mesela Binbaşı rütbesiyle Birinci Dünya Savaşı’na katılan, Kurtuluş Savaşı’nda ise Maraş, Gaziantep yöresinde milli kuvveti kurmakla görevlendirilen Kılıç Ali gibi.
Kılıç Ali romana şöyle giriyor: “Ahşap kaplamalı odada ışık azdı. Ortada ikik sandalye, tahta bir masa... Masanın üstündeki haritanın yanında gazlı bir idare lambası yanıyordu, ötede gümbür gümbür yanan şöminenin ışıltısı odanın ortasına düşüyor, yalpalayarak ışıyıp ışıyıp geri adımlıyordu. Başında beyaz bir kalpak vardı Kılıç Ali’nin ve anlatıldığı gibi değildi rengi. Karayılan’ı görünce ayağa kalktı, tebessümle.”
Erkul’un düz bir anlatım yerine ‘geriye dönüşlerle’ haraketli bir kurguyla yazdığı romanında, gerçeklik duygusunu pekiştiren öğelerden biri de ‘Antep ağzı’nın başarılı kullanımı.
Karayılan, Erkul’un ikinci romanı. Daha önce Haydi Düş Önüme Serçe adı romanını okuduğumuz Erkul, bu kez zor bir işe soyunup, herkesin bildiğini sandığı, tarihimi bir kesiti anlatmış bizlere. Yazarın ikinci romanı, özellikle bu nedenle ilgiyi hak ediyor. 

Bu toprağın sahibiyiz biz
Rivayete göre, son nefesinde kızını andı, son sözü ‘Selver!’ oldu Karayılan’ın. Romanda da böyle geçiyor. Selver yakın zamana kadar hayatta olan bir gerçek karakter. Vaktiyle Aktüel dergisine verdiği röportajda, Selver babasını şöyle anlatıyordu:
“Babam Molla Mehmet Birinci Dünya Harbi’nde Rus Cephesi’nde savaşmış, adı batası Sarıkamış’tan sağ gelmiş. Ayağından yaralanmış. O zaman Erzurum hastanesine taşımışlar, sonra da Malatya’ya hastaneye getirmişler. İyileşince de ‘Savaş bitti, git evine’ demişler. Geri dönünce babamı aşiretin başına geçirmişler. Karayılan için ‘çoban idi’, ‘ırgat idi’ derler ama babam Kabalar aşireti reisidir. Ayıntap’a düşman geldiğini duyunca bütün malını satıp silah almış.
O zamanlar hükümet zayıf idi. Bize hükümet bakamadı. Babam baktı. Koyunlarımızı satarmış, öküzleri satarmış; sana diyeyim ekinimizi çubuğumuzu satarmış, katır yükleriyle silah alıp Fransız’a karşı çeteleri silahla donatırmış. Malını satmasına ailesinden karşı çıkanlar olmuş. ‘Sen aklını mı yitirdin? Bu kadar hayvanı, malı satıp sen nereye gidiyorsun’ diyen anasına Karayılan ‘Ana Rus’un, Ermeni’nin yaptıklarını görseydin, şimdi sen de durmaz giderdin’ dermiş.”
Bana yardım etmek için geldiler buralara. ‘Sana aylık bağlayacağız’ dediler ama istemedim. Etme dedim bana yardım. Allah’a şükür benim yardıma ihtiyacım yok. Şimdilerde çok lafını ediyorlar ama aslında babamı pek sevmediler. Ben anlatınca hep dediler ki senin baban Kürt idi. Evet Molla Mehmet Karayılan Kürt idi; ben de Kürt’üm. Ne yapayım, inkâr mı edeyim! Atatürk, Karabekir Paşa’yla düşmanı Antep’e sokma diye telgrafla haber etmiş Karayılan’a, Sarımsak Tepe’de istihkâm yapmışlar, kendi oradan gâvura hücum ediyor. Ayağa kalkınca vurulmuş göğsünden. Askerine ‘Kaçman yiğitlerim, vurun namus gidiyor, Antep gidiyor’ diye bağırıp askerini kaçırmamış. Sonra diyorlar ki senin baban Kürt idi. Kürt’ü Türk’ü mü olur, bu toprağın sahibiyiz biz.”

KARAYILAN
Eyüphan Erkul
Doğan Kitap
2009
204 sayfa
12 TL.