Ama yenerek de ölünmez ki!


Ama yenerek de ölünmez ki!

Fotoğraf: Muhsin Akgün

 
ERMAN ATA UNCU


Radikal 2 / 31/01/2010

'Ada: Zombilerin Düğünü'nde ilk defa beyazperdeye çıkan Erol Ozan Ayhan ve Esra Ruşan, filmde ayrılmış sevgilileri oynuyor. Ama ne ki, Ayhan'ın eski kız arkadaşı olan Ruşan'ı "zombiler çıtır çıtır yiyor"

Arkadaşınızın düğünü için Büyükada’ya gidiyorsunuz ve düğün zombiler tarafından istila ediliyor. Sinema yazarları Murat Emir Eren’le Talip Ertürk’ün ilk uzun metrajlı filmleri Ada: Zombilerin Düğünü bu hafta gösterime girdi. Afişinde “Türkiye’nin ilk zombi filmi” ibaresiyle gösterime sunulan yapım, başka ilkleri de barındırıyor. Ada: Zombilerin Düğünü’nün genç kadrosundaki oyuncuların da büyük bir çoğunluğunu ilk kez perdede göreceğiz. Hikâyenin; sürekli didişen, ayrılmış olsalar da aralarındaki meseleleri çözüme kavuşturamamış, dört bir taraflarında zombiler varken hâlâ kavga eden çifti Gamze ve Murat’ı canlandıran Esra Ruşan’la Erol Ozan Ayhan gibi.
1983 doğumlu Esra Ruşan, Aşk Yakar ve Ayrılık dizilerinden tanıdık. Öğretmen anne babanın kızı olarak, biraz gönülsüz de olsa sınıf öğretmenliği bölümünde başlamış üniversite hayatına. Bu bölümde üçüncü sınıfa kadar gelmişken nasılsa kazanamam dediği Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı sınavına girmiş. Ama beklediğinin aksine kazanmış okulu. 1981 doğumlu rol arkadaşı Erol Ozan Ayhan’laysa okuldan tanışıyorlar. Ayhan, mezun olduğu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda halen akademisyen olarak çalışıyor. İkisinin de ilk filmi. Niye sinemada görücüye çıkmak için bu kadar beklediklerini sorduğumuzda sebepler farklı. Esra Ruşan “Denk gelmedi. Seçmelere katıldım, ancak çok içine kapalı bir seçme sistemi var Türkiye’de” diyor. Ozan Ayhan ise “Akademisyen olduğum için projelerde biraz da seçici olmak gerekiyor. Şimdi seçici ola ola zombi filmini mi seçtin diyebilirsiniz...” cevabını veriyor. Zaten sinema dünyasına zombilerle adım atması öğrencilerini çok da güldürmüş. Filmin fragmanında kullanılan “Kız arkadaşımı yediler” repliğini, öğrencilerinin onu her gördüklerinde nasıl tekrarladıklarını anlatıyor gülerek. Söz konusu sahnede bildiğiniz bir rakı masası kuruluyor, erkekler içtikçe efkarlanıyor, işin içine zombiler girince aşk acısının yerini, yenen kız arkadaşlarının matemi alıyor. “İnsan türlü türlü ölebilir. Düşer ölür, kalp krizi geçirebilir, elektrik çarpabilir. Ama yenerek ölünmez. Hoş bir tema olduğu için bunu düşünerek oynadım.” 

Bir daha da adaya gitmem
Korku komedi Ada’nın komedisi de böyle tezat durumların biraraya gelmesinden kaynaklanıyor. “Bunca yıllık insanoğlu tarihinde kıyamet geldi beni buldu” diye her şeyi kendine yoran erkekler, etraf zombilerle sarılıyken “Ne olacak bu Fenerbahçe’nin hali” muhabbetleri, yaşayan ölüye dönmüş nineler vs. Yoksa işin korku cephesinde gülünç hiçbir şey yok. Gerilim yerinde, bir zombi filminin en önemli unsuru makyaj gayet sağlam. Hatta titiz bir çalışma gerektiren bu makyajın yapılmasını beklemek gayet usandırıcı olmuş settekiler için. Esra Ruşan, “Zombilerin çok önceden kalıbını alıyorlar. Sonradan makyaj sanatçıları, o kalıp üzerine çalışıyorlar, tek tek uyguluyorlar oyuncuların suratına o kalıptaki çalışmaları. Çok zaman aldı” diyor. Sadece zombi makyajını beklemek değil, her gün Büyükada’yı tavaf etmenin zorluğu da var işin içinde. Ozan Ayhan anlatıyor. “Ben bir daha adaya gitmem dedim. Her gün gidilir mi adaya! Bir de akşam orada kalıp sabah dönüyoruz. Artık vapurda uyumalar mı dersiniz, telefonu çaldırmalar mı... Benim başıma gelenler bunlar. Uykusuzluk, soğuk, türlü türlü sefillik...”
Film için de olsa, gecenin köründe zombilerle cebelleşmek herhalde ruh durumunu da etkilemiştir diye düşünüyoruz. Zaten Esra Ruşan’ın rüyalarına bile girmişler. “Bir zombinin, insanın bağırsaklarını yediği bir sahne vardı. O beni çok etkiledi, rüyamda gördüm. Ama o sahneleri çekerken korkmak değil de bilinçaltıma işleniyor işte.” Ayhan daha çok bağışıklık kazanmış. Zombi makyajlı oyuncularla çekim aralarında sigara içip muhabbet edince artık korkması kolay değil tabii. Tek irkildiği an, ilk kez yaşayan bir ölünün elinde çay bardağıyla ona doğru geldiği zamanmış. Ama o da bir saniyelik, şaşkınlıkla karışık irkilmelerden.
Sigara, çay içip muhabbet eden zombiler... Yani hikâyedeki tezat unsurların çatışması, filmin çekimlerine de sirayet etmiş sanki. Biz de yurt sathında bir zombi filminde oynamış oyuncuları bir daha kolay kolay bulamayacak olmanın etkisiyle filmin çekim hikâyesine biraz daha ağırlık verdik söyleşi sırasında. Ama Esra Ruşan’la Ozan Ayhan’ın Ada: Zombilerin Düğünü deneyimleri bir başka yönüyle de ilgi çekici. Aynı zamanda sinema yazarı olan iki yönetmenin filminde oynamak da sözü edilesi bir tecrübe. Esra Ruşan’ın anlattığına göre bu sadece daha da güvenli yola çıkmasına sebep olmuş. Zaten Talip Ertürk’le de Murat Erşahin’le de önceden tanışıyor. “İlk filmim zombi filmi mi olacak diyebilirdim ama onları tanıdığım, mizah zekalarının ne kadar yüksek olduğunu, sinemalara hakimiyetini bildiğim için kendimi tamamen teslim ettim.” Ayhan da “Başta korku komediyi duyunca uyduruk bir şey olabilir diye düşündüm. Tanıştıktan sonra fikrimi değiştirdim” diyor. Ancak korku komedi, uydurukluğa izin verdiği kadar kendi çapında şaheserlere de kaynaklık eden bir tür. Zombiler de her ne kadar en talihsiz korku tiplemeleri de olsalar, George A. Romero filmleri başta olmak üzere türlü başyapıta vesile oldular şimdiye kadar. Ama zaten iki oyuncu da bunun farkında. Özellikle zombi filmlerine derin bir hayranlıkları olmasa da Esra Ruşan korku sinemasını seviyor. Ayhan’ın da Yeşilçam’ın B filmlerine yoğun bir ilgisi olması, anaakım dışındaki türleri aşağılamadığının kanıtı. Asıl dertleri bunun becerilip becerilemeyeceği olmalı. Ne de olsa Türkiye’nin ilk zombi filminde oynuyorlar. Bu vesileyle Uğur Vardan’ın basın gösterimi sonrası Türk gencinin zombilerle imtihanına getirdiği esprili yorumu da paylaşmadan olmaz. “Örgütsüz gençlik işte zombilere karşı direnirken bile örgütlenemedi diyor Uğur Vardan, siz ne dersiniz?” diye soruyoruz. İkisi de gülüyor ve Ayhan anlatıyor: “Bunlar çok ekstrem durumlar zaten. Hikâye bir gün içinde geçiyor. Zombi yani öyle kötü patron gibi bir durum da değil. Büyükada’dasınız, ormandasınız ve zombi olduğuna dair bir fikrinizin bile olmadığı şeyler var ortada sürekli gezen. Filmin komik yanı da o. Bütün garip elementlerin yan yana gelmesi. Ve filmde altı çizilecek komik durumlardan çok, böyle bir durum komiği var aslında.”
Bu iki genç oyuncu, ekstrem durumları hem beyazperdede hem de sahnede yaşıyor şu aralar. Ayhan, İstanbul Devlet Tiyatroları’nda George Tabori’nin Annemin Cesareti oyununda rol alıyor. Esra Ruşan da Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda, Kafka’nın Dava’sına Turgay Kantürk tarafından getirilen yorumda sahne almaya hazırlanıyor. Ada: Zombilerin Düğünü gibi sıradışı bir deneyimi kollarının altına alıp yollarına devam ediyorlar.