'Sistem sizi ticari olmaya zorluyor'


'Sistem sizi ticari olmaya zorluyor'

Didem Özbek?in The Armory Show?da sergilenen ?White Sugar Cube Book? adlı işi... FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

 
DİNÇER ŞİRİN


Radikal Hayat / 27/03/2010

Kâr amacı gütmeyen sanatsal oluşum PiST'in New York'ta The Armory Show'a katılmasından çok, sanat magazini kısmı konuşuldu. R.E.M.'in solisti Michael Stipe, elebaşlarından Didem Özbek'in bir işini satın almıştı. İkisini de sorduk...

Osman Bozkurt ve Didem Özbek’in yürüttüğü sanat üssü PiST’in bir süre önce New York’taki sanat fuarı The Armory Show’a katıldığını bilmeyenler, R.E.M.’in solisti Michael Stipe’ın Didem Özbek’in işini satın aldığını duyunca, dizinin bir sonraki bölümünü bekler gibi ülkeye inmelerini bekledi. Bu magazin sırrını konuşmak için Didem Özbek’le buluştuğumuzda, kâr amacı gütmeyen bir kurumu sürdürebilmenin zorluklarından bir sanat fuarında görünen bağımsız bir mekân olarak işledikleri ‘ilk günah’a kadar, laf lafı açtı.

New York’ta The Armory Show’a katılmanız nasıl oldu?
Böyle fuarların kâr amacı gütmeyen (non-profit) mekânlara ayrılan bölümleri oluyor; PiST de o anlamda çağrıldı. Frieze Art Fair’deki başarımız buna sebep oldu diye düşünüyorum, zaten The Armory Show’un direktörü de bizi Frieze’de ziyaret etmişti.

The Armory Show için yaptığınız dışında isteyip de yapamadığınız bir sanat işi varmış.
‘Instant Collector’ ismini verdiğim, Frieze’den ilham aldığım bir projeydi o. Bütçe yetersizliğinden gerçekleştiremedik. Armory’de de Vahap (Avşar) ve Osman (Bozkurt) benimle ‘Didem Hirst’ diye dalga geçiyorlardı çünkü Armory’ye ‘Speculations’ diye başka bir iş yaptım, onun da prodüksiyon masrafı fazlaydı. ‘Instant Collector’ı yine bir fuar ortamında yapmak istiyorum ama.

The Frieze Fair’e giderken Canan Pak ve 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti projesi sizi desteklemişti. The Armory Show’da yine böyle yerel bir destek alabildiniz mi?
Bu sefer gitme sürecimiz çok daha sancılı oldu. Gidişimizden neredeyse bir gün önce prodüksiyonu bitirebildik. Armory sürecinde Osman’ın bir koleksiyoneri bize yardım etti. O olmasa ben ‘Speculations’u yapamayacaktım.

Karşılaştığınız izleyici ve koleksiyoner profiline dair ne gibi gözlemleriniz oldu?
İzleyici olarak ilk günkü VIP açılışında Avrupa’daki bir sürü bienalden ve kurumdan küratörü görmek beni şaşırttı. Belki o zaman Whitney Bienali olduğu için gelmişlerdir ama şunu söyleyebilirim ki bu, beğensinler ya da beğenmesinler, oraya sadece koleksiyonerlerin gelmediğini gösteriyor. Koleksiyoner profili açısından bakınca ise Amerikalı alıcılar kendilerini o kadar da ön plana çıkaran tipler değiller. Birçoğunu tanımıyorduk, Özkan (Cangüven) oradaki piyasayı bildiği için gördüğümüz insanların kiminin Amerika’daki en iyi koleksiyonlara sahip olduğunu öğrendik.

Yaşadığınız deneyim bazında The Frieze Fair ve The Armory Show’u birer karşılaşma alanı olarak nasıl yorumluyorsunuz?
Frieze bizim için büyük bir heyecandı ama Armory sadece bir fuardı. Gözümüzde büyütmedik. Çok abartmamak lazım, bunlar sanat fuarları en nihayetinde. Orada yaşanan deneyim ve ondan sonra bizim çizmek istediğimiz yol daha önemli bizim için.

Bir dönem İstanbul’daki kâr amacı gütmeyen mekânlar daha görünürdü. Bu mekânların politik olarak kutsanmış oldukları düşünüldüğünde, böyle sanat fuarlarına katılmaları durumunda lanetlenme potansiyeli taşıyorlar. Siz kendinizi bir günah işlemiş gibi hissediyor musunuz?
Bir defa Türkiye’deki güncel sanat ortamının büyük problemi, yerel destekçilerin olmaması. Burada galeri sistemi oturmamış durumda.
Onun dışında birçok sanatçı ek işler yaparak hayatını devam ettirmek zorunda. Ancak yurtdışındaki kurumların siparişleri sayesinde üretimlerini sürdürüyor. Eğer sanatçıysan ve işinin arz-talebi yoksa, o zaman bunu hobi olarak yapıyorsun demektir. Bunun eğitimini almış ve meslek hanesine ‘sanatçı’ dize yazdırmış birinin, işini satmasının ayıp olmadığını, ancak böyle sanatçı olabileceğini bilmesi gerekiyor. PiST’in hiçbir zaman satış yapmak gibi bir misyonu olmadı ama bize bu imkân verildiğinde de reddetmiyoruz. Dünyada bienaller, sanat fuarları, kâr amacı güden/gütmeyen mekânlar, müzayedeler, küratörler, sanatçılar, sanat eleştirmenleri var; hepsi bir zincirin halkası. Kâr amacım yok diye fuarda yer almayacağım demek akılsızlık olur.

Uluslararası İstanbul Bienali’nin artık dünyaca tanınır bir etkinlik olduğu, yeni koleksiyonerlerin belirdiği, üzerine yeni galerilerin, müzelerin açıldığı, ülkeye dışarıdan iki önemli müzayedeevinin girdiği bir zamanın İstanbul’unda bağımsız mekânlar nerede? Bağımsız olmak artık nasıl bir şey?
Biz iki yıl boyunca LiST’i yayınladık. İstanbul güncel sanat ortamında ne olup ne bittiğini, şehrin coğrafya olarak nasıl değiştiğini de gösteren, iletişim bilgileri ve bir haritayla listeleyen bir yayındı. Bu etkinlik haritalarına bakınca, başladığımız tarihten bugüne İstanbul’da çeşitli mekânların ‘non profit’ten ‘profit’e nasıl geçtiğini listelemiş olduk. Batı Avrupa’daki bu tür oluşumlara yerel yönetimler ya da bakanlıklar fon veriyor. Burada kimsenin umrunda değil! Sürekli yurtdışından fon bulmaya çalışıyorsun. Böyle bir ortamda ‘non-profit’ olmak salaklık! Yapılanmana da imkân yok. Sistem bunu reddediyor ve seni sürekli yasal açıdan var olabilmek için ticari olmaya zorluyor.

Hal böyleyken PiST olarak siz de galeriye dönüşmeyi düşünüyor musunuz?
Hâlâ galeri olmayı düşünmüyoruz. İyi bir imkân olursa uluslararası fuarlarda yer almaya sıcak bakıyoruz. Tamamen mekânı sürdürebilmek, destek yaratmak amacıyla bunu deneyimlemek önemli. Yeni açılan galerilere de bu sürece dahil olmalarını tavsiye ediyoruz.

Michael Stipe’ın kesmeşekerleri
* R.E.M.’in solisti Michael Stipe, sanat ve tasarım dünyasında adı sıkça geçen isimlerden. Koleksiyon yaptığı gibi sanat işlerinde de görünüyor, Marc Jacobs gibi tasarımcıların reklam kampanyalarına poz veriyor. The Armory Show’da ‘White Sugar Cube Book’ adlı işinizi satın aldığı doğru mu?
Doğrudur. Ben isim, yüz bilmem. Bizim standa gelmeden önce beni haberdar etmişlerdi kim olduğu konusunda. Onunla standa gelen her kişi gibi konuştuk. Başka bir işim olup olmadığını sorunca ona ‘White Sugar Cube Book’u gösterdim.
* PiST ve ‘white-cube’ sisteminin yan yana geldiği ‘White Sugar Cube Book’un nasıl bir içeriği vardı?
Sadece 240 adet üretilmiş ve her bir kopyası numaralandırılmış bir sanatçı kitabı bu. Bu işi Frieze Art Fair 2008 için yapmıştım. Kitabın sayfaları Frieze yazarları tarafından yazılmış 240 farklı sanatçıyla ilgili birer cümle, tüyo içeriyor. Sayfalar çift sargı şeker küplerinin sarılı olduğu kâğıtlar üzerine basıldı. Fuar kitabının özeti olarak ‘white cube’ terminolojisi ve PiST gibi kâr amacı gütmeyen bir mekânın, dünyanın en seçkin 200 civarı ‘white cube’ galerisi arasındaki duruşu çıkış noktamdı. Tabii ki koleksiyoner olma durumu, bunun paraya endeksi ve 100 bin dolarlık işler yanında bir beyaz kesme şeker küpüne sarılı sanat işini de biriktirip değiş tokuş etmek, çocukluk günlerimizdeki ilk koleksiyon yapma hevesi bana ilham verdi. Kitabı alanlar ister şekerleri hiç kullanmadan olduğu gibi saklıyor, isterse kullanıp kâğıtları kutuda biriktiriyor. Daha sonra koleksiyonere yolladığım kutuyla aynı numaraya sahip cilt kapağıyla ciltletip standart bir kitap formatına da dönüştürülebiliyor. Michael Stipe da bana şekerleri kullanıp kullanamayacağını sordu. Sanıyorum koleksiyonunda olan ya da arkadaşı olan isimlerin olup olmadığını kontrol etti.
* Sorduğu kişi Terence Koh olmalı...
Sanatçılardan birinin o olduğunu öğrenince ‘Ben bundan bir değil, iki kopya alsam çok ileri gitmiş olur muyum?’ diye sordu; iki tane aldı. Benim için işin kimde nihayetlendiği önemli. Michael Stipe olduğu için değil ama o işi gerçekten beğendiği, istediği, bilerek aldığı için önemliydi benim için.