1000 yıllık müsamere

1946'dan beri yapılan hangi seçime bakarsanız bakın, bu kadar savrulma, bu kadar şaşkınlık, bu kadar saçmalık, bu kadar rezalet göremezsiniz...
Haber: SEYFİ ÖNGİDER / Arşivi

1946'dan beri yapılan hangi seçime bakarsanız bakın, bu kadar savrulma, bu kadar şaşkınlık, bu kadar saçmalık, bu kadar rezalet göremezsiniz... Öyle anlaşılıyor ki, zaten dengeleri bozulmuş olan siyaset bir de 27 Nisan darbesini yeyince iyice rayından çıktı!
Hangi partinin sağcı, hangisinin solcu olduğu da karıştı ama yine de, sağcılar solcu partilere, solcular sağcı partilere gidiyor. Demirellerin damadı CHP'den, eski CHP genel sekreteri AKP'den aday. Seçimlere katılan dört siyasi partinin, DTP'nin, BBP'nin, EMEP'in ve ÖDP'nin genel başkanları bağımsız aday! Ünlü Kürt türkücü İbrahim Tatlıses "beyaz Türk partisi" Genç Parti'den aday. Birleşmeye kalkıp sonuçta onu da beceremeyen merkez sağın iki partisi, DYP ve ANAP 2007 yılının Türkiye'sinde "merkezi yeniden inşa edeceklerini" söylerken yarım yüzyıl geriye bakıyorlar, DP ve Menderes'i canlandırmaya çalışıyorlar. Neymiş, bu siyasi merkez irticanın, yani geriye gidişin odağı AKP'yi engelleyecekmiş... Yine AKP'yi engellemeye çalışan başka bir kesimin ise özlemi daha da geriye 70 yıl öncesine gidiyor; 1930'ların tek partili Kemalist rejimine dayanıyor. İrticayı hangisi önler acaba? Bir yandan milyonluk mitingler düzenleniyor ve bu kitle mobilizasyonunda kadınların etkinliği dikkat çekiyor ama bir yandan da o mitinglerin kürsülerinden yapılan konuşmalarda militarist ve otoriter bir rejime davetiye çıkarılıyor.
İleriye bakan yok mu?
Peki, bu ülkede ileriye bakan yok mu? Olması gerekiyor tabii ve hatta biliyoruz ki, bunun öncelikle sol hareket olması gerekiyor. Ama kendisini "sol" diye tanımlayanların bir kısmı "milliyetçi sol" olmuş, kendileri hatırlamasalar bile 1930'lar Almanyasının "nasyonal sosyalistlerini" hatırlatıyorlar.
DTP'nin bir süre önce bağımsız adaylarla seçime katılacağı belli olunca, Meclis bağımsız adayların önünü kesmek için oy pusulalarını değiştirmekte birleşiveridi ve Cumhurbaşkanı da hemen onaylayıverdi. Öte yandan, patlayan bombaların ve askeri karakollara yapılan saldırıların yarattığı koşullarda çok zor durumda kalan ve karşısında bu kadar geniş bir cephe olan DTP ne yapıyor? Bağımsız adaylar yoluyla 30-35 milletvekili çıkaracağını hesaplamış ve solla işbirliği adına da birkaç adayı büyük kentlerde desteklemeye karar vermişken son gün bundan da vazgeçiveriyor. Eğer iddia edildiği gibi gerçekten 35 kadar milletvekilinin seçilme olasılığı varsa bunun 10-15 tanesini "Türkiye Barışını Arıyor" konferansının katılımcıları arasından Meclis'e taşıması gerekirken, böyle bir uzak görüşlülüğü başardığı noktada, hem Meclis'te hem de Meclis dışında tecrit olmaktan kurtulup güçlü desteklere sahip olabilecekken, o birkaç solcu adaydan ikisini daha ortada bırakıyor. Oysa "bu aydınlar nerede, neden bize sahip çıkmıyorlar" diye soracakları günler hiç de uzak değil...
Türkiye ön seçim diye bir şeyi unuttu. Milletvekillerini parti başkanları keyiflerine göre belirliyor ve partilerin kendi içinde olmayan demokrasi yine bu partiler aracılığıyla ülkeye gelecek sanılıyor! Seçim ittifakları da kanunen yasak! Ve bu yasağı delmek için herkes hileye başvuruyor, bir yolunu buluyor ama ittifak yasak olmaya devam ediyor! Öncelikle Kürtlerin, sosyalistlerin, İslamcıların Meclis'e girmelerini engellemek için konan barajlar nedeniyle geçen seçimde oyların yüzde 45'i çöpe gitmişti, bakalım bu seçimde ne kadarı gidecek?
Kaç darbe sonra sonuç alınır?
Bu tabloya bakıp da, siyasetten, demokrasiden, hukuktan, seçimden ciddi ciddi konuşmak ne kadar mümkün? Böylesine bir toplu akıl tutulması nasıl olabilir?
Sistemin temelinde 12 Eylül'den gelen çarpıklıklar var tabii ve bütün bu saçmalığın, kepazeliğin güncel denebilecek iki nedeni öne çıkıyor. Birincisi, son postmodern darbenin ürettiklerinin bu kez e-muhtıra ile tasfiye edilmeye kalkışılması, yani 28 Şubat sürecinin ürünü olan AKP'nin iktidar partisi olmaktan çıkarılması için 27 Nisan'da yeni bir muhtıra verilmesi... Şimdi herkes bu yüksek yerden gelen emrin gereğini yerine getirmeye uğraşıyor ve güya AKP'nin önünü kesmeye çalışıyor. Oysa önünü mü kesiyorlar, yolunu mu açıyorlar, eğer 22 Temmuz'da gerçekten bir seçim olursa, göreceğiz. İkincisi ise, özellikle yüzde 10 gibi dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir barajın, AKP ve CHP tarafından korunması ve böylece barajın üzerinden atlamak için herkesin çeşitli taklalar atmaya zorlanması... Barajın "siyasi istikrar" getirdiğini ileri sürenler o barajı aşmak için yapılan hilelerin, hüllelerin, kepazeliğin siyaseti ne kadar yıprattığını göremiyorlar mı? Bu kadar itibarı zedelenen bir alanın üzerinden yarın tank paletleri geçerse ona nasıl sahip çıkılacak, düşünüyorlar mı?
Aslında bugünkü seçimi anlamak için son seçimlere bir daha bakmak gerekir. 2002 seçimleri iyi okunmadı, iyi anlaşılmadı, iyi tartışılmadı. O sırada hükümeti oluşturan üç partinin de barajı aşamaması, DSP'nin yüzde 22'lerden yüzde 1'lere inmesi ne kadar incelendi, sorgulandı... AKP yüzde 34 oyla Meclis'in yüzde 66'sını kazanınca "Tek partili hükümetimiz oldu" diye sevinildi. O zamandan bugüne siyasal alanda birçok şeyin yeniden tanımlanması ve inşası için ciddi bir şey yapılmayınca sonunda yapılan şey yeni bir muhtıra oldu; 27 Nisan muhtırası... Kimbilir, belki bundan 10 yıl kadar sonra da bu muhtıranın -henüz ortaya çıkmamış- sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeni bir muhtıra verilir! İyi, ama bu böyle daha ne kadar sürebilir? 28 Şubat'ı yapanlar "1000 yıl" demişti!
Siyasi alanın sahici, canlı, gerçekten insanların gündelik yaşamında bir yere ve anlama sahip olacak bir tarzda ve demokratik bir anlayışla yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Bunun için de, öncelikle solun yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Eğer buna niyet edilirse, milli bakiye sisteminin geçerli olduğu 1965 seçimlerinde yüzde 3 oyla 15 milletvekili çıkaran TİP deneyimi dışında, 40 yıllık Soğuk Savaş sürecinde hiçbir ciddi seçim başarısı ve parlamento deneyimi olmayan solun tarihine ve kimliğine yeniden bakılması gerekiyor. Akılların başlara devşirilmesi şart, yoksa bu siyasi hayat ilkokul müsameresi gibi daha "1000 yıl" sürüp gidecek ve galiba her seçim bir öncekinden de beter olacak!