12 Eylül de kazandı, AKP de

AKP yönetiminin, iktisat politikalarını "basiretli bir tüccar" gibi yönetmekte mahir olduğu konusunda çoğunluk hemfikir. İktisat politikalarının esas olarak basiretli tüccar yöntemiyle yürütülmesi gerektiğine inananlar için...
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

AKP yönetiminin, iktisat politikalarını "basiretli bir tüccar" gibi yönetmekte mahir olduğu konusunda çoğunluk hemfikir. İktisat politikalarının esas olarak basiretli tüccar yöntemiyle yürütülmesi gerektiğine inananlar için geçerli olan bu değerlendirme, aslında çok büyük bir sorunu, Türkiye'de siyaset alanının özerkleşmesi sorununu perdeliyor.
Basiretli tüccar, kârını en yüksek seviyeye çıkarabilmek için elindeki bütün olanakları kullanmakta bir sakınca görmez. Basireti, sermayesini tehlikeye atmamakla ilgilidir. Buna karşılık, kendi kazancının çevrede yarattığı olumsuz etkilerle ilgilenmez. Mümkünse çalışanını 15 saat çalıştırır, sigortaya kaydettirmez, ilişkileri aracılığıyla imar planını kendi lehine değiştirtir, faaliyetinin çevreye verdiği tahribatı yasal zorunluluk olmadıkça dikkate almaz... Bütün bunları yaparken, kendisinin rekabet baskısı altında olduğu mazeretini sürekli kullanır. Rekabet, hem basiretli tüccarı hareket etmeye sevk eden hem de kâr maksimizasyonu arayışında sınır tanımamasını mazur kılan büyülü kavramdır.
AKP yönetimi, toplumsal kökenleri itibarıyla bu zihniyetle çok büyük bir içiçelik halinde olduğu için, iktisat yönetimine bunu doğal olarak taşıyabiliyor ve piyasa toplumu hedefli politikalarında başarılı oluyor. Hatırlanacağı gibi, Abdullah Gül'ün kısa süren başbakanlığını izleyen birinci Erdoğan hükümetinin programında, hedefin piyasa toplumu olduğu açıkça ifade ediliyordu. Bunun nasıl bir toplum arayışı olduğunu, bu anlamda AKP'nin neoliberal tahayyülün göbeğinde yer aldığını, bu sayfalarda daha önce bol miktarda ele aldık. Tüccar zihniyetinin yurttaş zihniyeti üzerinde yaşamın her alanında hakimiyet kurması, yönlendirmesi, değer dünyasını belirlemesi demektir piyasa toplumu. AKP'nin iktisat yönetimindeki başarısını değerlendirirken, tüccar zihniyetinin siyasal-toplumsal alana hakim olmasının sonuçlarını da dikkate almak gerekir.
Başarısızlık nedeni
Basiretli tüccar olmak, AKP'nin iktisat politikalarında kendi kriterleri açısından başarılı olmasını sağlarken, siyasal dönüşüm hedefleri açısından başarısız olmasının da asli nedenlerinden birini oluşturuyor. Ticarette basiret, kârını artırmak isterken, sermayeyi tehlikeye atmamakla, tedbirli davranmakla ölçülür. Bu tedbirlerin başında, kendisi bir güç olmak gelir. Ama ticaret sadece güç kullanmakla sürdürülemeyeceği için, gücü yanına almak veya onu karşısına almamak siyaseti tercih edilir. Güç odaklarıyla iyi geçinmek, kendi gücüne bir zarar getirmediği sürece onların iktidar alanlarına dokunmamak tüccar tedbirinin gereklerindendir.
AKP'nin korumayı amaçladığı sermayesi, iktidarda kalmaktır. Bu nedenle AKP, bol değişim vaat eden ama sermayeyi tehlikeye atmamak için, bu değişimi hayata geçirecek kararlılığı göstermekten kaçınan bir partidir. Basiretli tüccar gibi yönettiği iktisat politikasını, siyasal bunalım anlarında, tam da basiretli tüccarların yaptığı gibi, kepenkleri kapatarak, toz dumanın yatışmasını bekleyerek, geri adım atarak atlatmak refleksleri egemendir. Bunun anlamı siyasal krizin yönetiminde havlu atmak demektir.
Kriz ortamını yönetmek konusunda AKP'nin başarısız olduğunu, yakın tarihte yaşadığımız birçok gerginlik yeteri açıklıkta gösterdi. AKP'nin bu zaafı, Türkiye'de kendi iktidar mevkilerini korumak isteyen çevreler tarafından iyi biliniyor. Bu çevreler, devrevi krizler yoluyla AKP'nin basiretli tüccar davranma refleksini tetikleyerek, toplumsal dönüşümde dinamik işlev görmesini etkisiz kılabileceklerini, yakın deneyimlerinde sık gördüler. Bunu, kritik anlarda kullanıyorlar. AKP iktisat kurmayları ise, bu gibi durumlarda, "borsayı düşürdünüz" diye şikayet ediyorlar!
Eylül ayı sonlarında AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Fırat, anayasa değişikliği süreci ile ilgili bir takvim vermiş ve AKP'nin önerdiği anayasa taslağının Eylül sonunda tartışmaya açılacağını ve 2008 Ocak'ında Meclis'e sunulacağını söylemişti. Başbakan, yeni yasama yılının başladığı gün (2.10.2007), AKP grubunda yaptığı konuşmasının büyük bölümünü yeni anayasa konusuna ayırmış ve acil toplumsal sorunların çözümünün sivil ve demokratik, "toplumun tüm taraflarının hassasiyetlerini dikkate alan" yeni anayasa olacağını vurgulamıştı. Bu konuda, "ipe un sermek istemediklerinin" de altını ısrarla çizmişti.
Tezgahtan kaldırmak
AKP yönetiminin, bir yandan bunları söyleyip diğer yandan anayasa tartışmalarını başlatırken sergilediği beceriksizlik ve ilk karşı salvoda kepenkleri indirme veya ürünü tezgahtan kaldırma eğilimi sergilemesi karşısında, 12 Eylül anayasası muhipleri cesaretlendiler. Farklı cephelerden püskürtme saldırılarına geçtiler. Bunun ardından, gündeme PKK saldırıları düştü. Bu durumda, basiretli tüccar yönetimi, anayasa tartışmalarını göründüğü kadarıyla şimdilik rafa kaldırdı. Referandumla elde ettiği cumhurbaşkanının halkoyuyla seçilmesi kazanımını, bilançonun kâr hanesine yazmakla yetindi. Anayasa değişikliği konusunda 12 Eylül statükosunu savunanlar da, bu duraksamayı geçici kâr hanelerine yazdılar ve önümüzdeki dönemde de nereye çalışmaları gerektiği bilgisini doğrulamış oldular. Piyasa ekonomisinin görünmez elinin herkesin kazandığı bir oyun olduğu iddiasında olduğu gibi, iki taraf da kazandı. Erdoğan'ın çok sevdiği tabirle, "kazan-kazan" oyunu başarıyla yürütüldü. AKP ile 12 Eylül statükocuları istediklerini şimdilik elde ettiler.
Bu mutlu tabloya bir şerh koymak gerekiyor. Piyasa mekanizmasında herkes değil, oyuna katılma hakkı ve olanağı olanlar kazanır. Oyun, oynama gücünü elinde tutanlara açıktır. Piyasa mekanizması bir oyunsa eğer, güçlüler arasında oynanan bir oyundur. Toplumun geriye kalanı bu oyunda elden ele dolaşan jetonlardır. "Kazan-kazan" oyununun kaybedenleri, bu oyunu oynama olanağından mahrum bırakılanlardır. Jetonların hayatta kalabilmek için "bir yolunu bulacağına" inanılır.
Türkiye toplumunun büyük çoğunluğu, bu güç siyasetinin oyuncularının sürdürdükleri oyunda jeton işlevi görüyor. Oyuncular kazandıkça, onlar kaybediyor. Basiretli tüccarlarla otoriter memurların kazanç oyununda toplum olarak kaybediyoruz ve çok daha büyük kayıplara doğru göz göre göre sürükleniyoruz. Bir gün dövünüp ağlayarak, ertesi gün gülüp oynayarak...