2. Bölge'nin makûs kaderi

Bağımsız sol aday fikrinin ortaya atılmasından bir süre sonra, proje, İstanbul'da ve Ankara'da darbelere, neoliberalizme ve savaşa karşı gerçekleştirilen forumlarla hayat buldu.
Haber: HAKTAN URAL / Arşivi

Bağımsız sol aday fikrinin ortaya atılmasından bir süre sonra, proje, İstanbul'da ve Ankara'da darbelere, neoliberalizme ve savaşa karşı gerçekleştirilen forumlarla hayat buldu. Bu projenin en kitlesel desteği ve oy potansiyeli açısından dayanağı haline gelen DTP ise, kısa süre sonra projenin kamuoyunca gözüken yüzü haline geldi. Bugün gelinen noktadaysa, ortak aday projesi kendi adaylarına rakip aday çıkartan, hatta daha başka oluşumların rakip bağımsız sol adaylarıyla da donatılan bir sol içi rekabet ortamına sürüklendi. Bu çapraşıklığı en iyi karakterize eden aday listesi de İstanbul'da 2. Bölge'de öne çıkıyor.
Bağımsız aday projesinde ilk olarak kesinleşen aday olan Baskın Oran, seçime girdiğini duyurduğu İstanbul 2. Bölge'de ortak aday projesinin dibe vurduğu tartışmalara, iç hesaplaşmalara kurban giderek, Türkiye'de solun "ortak"lık pratiğine dair derin şüpheleri bir kez daha akıllara getirdi. Öte yandan, "sol" olmak adına yola çıkan Baskın Oran'ın seçim propagandalarında kimlik siyasetinden öteye gitmeyen muhalefetinin, Ortak Aday projesinde lanse edilen "bağımsız sol aday" fikrinde öngörülen minimum kriterlerle örtüştüğü de söylenemez. Şüphesiz Baskın Oran'ın kimlik siyaseti, Türkiye'deki siyaset pratiği için marjinal konumunu koruyor ve bahsi geçen "ezber bozma" vaadini gerçekleştiriyor. Ancak; Türkiye'de bir milletvekili adayının, etnik aidiyetler, cinsel yönelimler ve başörtüsü sorununa -kısmi- özgürlük savunusu yeterli gelmiyor. Öte yandan, Baskın Oran'ın neoliberalizme muhalefetini, işsizlik, sosyal güvence ve sendikalaşma önündeki engeller üzerine kurması da yetersiz kalıyor.
Tüm bunlara karşın, Baskın Oran'ın, belki bir "Kuzey Avrupa sosyal demokrasisi"ne indirgeyebileceğimiz siyasal söylemi de, Türkiye'de ezber bozma niteliğini koruduğu için sol adına sahiplenilebilir. Daha önce, sokaklarda cop engeline takılan söylemleri, bir de Meclis'e sokmayı vaat ettiği için, ezilmişlerin ve dışlanmışların sesi olmayı vaat ettiği için. Ezilmişlerin ve dışlanmışların, birbirinin üzerine basarak yükselmeye çabalamasına karşın, onların birbirine yabancılaşmasına karşı kitleselleşebilmek için Baskın Oran bir umut olabilir.
Bu yüzden, bu çizgisinde dahi Baskın Oran, kendisine rakip çıkmış diğer "bağımsız" ve "sol" adaylara nazaran daha naif ve samimi duruyor. Baskın Oran'ın adaylığını "beğenmeyen" DTP'nin, Oran'a rakip çıkardığı Doğan Erbaş, "baraja takılmayan sol" umudunun, ezilmişlerin ve dışlanmışların birbirinin omzuna basarak yükselmesine kurban edilebileceğinin en çarpıcı örneği.
Çantada keklik oylar
Ahmet Tulgar'ın BirGün gazetesindeki Doğan Erbaş röportajı, DTP'nin çantada keklik oylarının bağımsızlık ve sol aday konusunda nasıl belirleyici olduğunu, meşruiyetini sorgulamadan şöyle ifade ediyor: "...Seçimin elbette pek çok boyutu var ama seçimin bir de sayısal boyutu var. Ve bu ortak aday girişiminde birçok kişi ve çevre vardı, hepsine de saygı duyuyoruz ama seçim dendiğinde bütün bu çalışmalar içinde ana gövdeyi oluşturan parti olduğumuzu düşünüyorum ben. Aldığımız oy ortada... [Baskın Oran] bir taraftan desteklediğimiz bir isim, diğer taraftan kesinlikle hangi bölgeden olacağı konuşulmamış... [DTP içinde kararlaştırılmamış olduğunu kast ediyor]" (Doğan Erbaş, 14 Haziran 2007, BirGün).
Şüphesiz bağımsızlık partilerden, ideolojilerden bağımsız olmayı ifade etmiyor. Türkiye'nin barajını çalımlayacak bir bağımsızlık söyleminin oturduğu zemin pekala Kürt siyasetiyle ittifak kurabilir. Ancak, bu konuda bağımsız sol aday söyleminin "sol"la ilişkisi, "sol"a kazanımı bir beklenti olarak öne çıkıyor, çıkmalı. Bu eksende düşünmüyor, bu eksende konuşmuyorsak "bağımsızlık" ve "ortaklık" söylemini yeniden gözden geçirmekte yarar var.
Tüm bu çapraşıklığın üzerine, muhatap alınmamaktan dem vuran ESP'nin bağımsız adayları, Kızılbayrak'ın adayları, İşçi Mücadelesi'nin adayları, kargaşa ortamının kime ne yarar sağlayacağı sorusunu akla getiriyor olabilir. Hatta, bu kargaşanın yarar beklentisinden ziyade, zarar verme gayesi güttüğü gibi komplo teorileri de akla gelebilir. Buradan da şu soru sorulabilir: Türkiye'de sol, sol pastanın en büyük dilimi olma mücadelesinden arınıp Türkiye'nin siyaset arenasındaki en büyük dilim olma yoluna baş koyma kararlılığını ne zaman gösterecek?