2007'de Anayasa değişikliği gereği ve seçimler

İlkbahardaki cumhurbaşkanlığı seçimi ile sonbahardaki genel seçim yaklaşırken bir başka çok önemli konunun, anayasa değişikliği (ve yasalar rejiminde genel demokratik reform) zorunluluğunun, seçim aritmetiklerinin gölgesinde kalmamasına dikkat edilmeli.
Haber: TAHA PARLA / Arşivi

İlkbahardaki cumhurbaşkanlığı seçimi ile sonbahardaki genel seçim yaklaşırken bir başka çok önemli konunun, anayasa değişikliği (ve yasalar rejiminde genel demokratik reform) zorunluluğunun, seçim aritmetiklerinin gölgesinde kalmamasına dikkat edilmeli. Daha doğrusu bu konular birlikte, bir bütün halinde ele alınmalı.
Sorun, çeyrek yüzyıldır ıslah edilemeyen bir 1982 Anayasası'nın değiştirilmesinden ibaret değil. Sorun, Türkiye'nin son yarım yüzyılına (1960-2007) damgasını vurmuş olan darbe anayasacılığını (veya, tersinden söylersek, sivil anayasasızlığı) artık aşma meselesidir.
Değişmesi gerekenler
Anayasalar, siyasetin hukuki çerçevesini çizen, temel ilkelerini koyan belgelerdir. Dar anlamda ideolojik olmamaları, farklı politik programlara sahip siyasi parti faaliyetlerine olanak tanımaları gerekir. İçerideki hükümler ve önsözler, ideolojik unsurlardan arındırılmalıdır. (I. Kısım.)
Özgürlükler rejimini düzenleyen II. Kısım'da gerekli demokratik düzeltmelerin bazıları şunlardır:
- "Ama"lar, "ancak"lar asgariye indirilmeli.
- Devlet, birey ve toplumun üstüne çıkarılmamalı, mevcut ilişki tersine çevrilmeli.
- Özgürlüklerde kısıtlama değil, genişletme ve koruma esas olmalı.
Devlet rejimini düzenleyen III. Kısım'da gerekli demokratik düzeltmelerin bazıları şunlardır:
- Yasama meclisinin üstünlüğü, parlamenter demokrasinin gereği olarak, takviye edilmeli.
- Yürütmenin birinci başı Hükümetin yetkileri artırılmalı.
- Yürütmenin ikinci başı Cumhurbaşkanı'nın yetkileri daraltılmalı.
- Yürütmenin "üçüncü başı" konumundaki askeri bürokrasi, yürütme şeması içinde Savunma Bakanlığı'nın altındaki doğru yerine, bir yönetim dairesi mertebesine iade edilmeli.
- Askeri bürokrasiyi, devletin organizasyon şemasında, ayrıcalıklı bir yere koyan bütün hükümler düzeltilmeli.
- Yargıdaki ikilik giderilmeli.
Yapılış ve değiştirilişe ilişkin olarak:
- 15. maddenin duran kısmı da kaldırılmalı.
- 175. madde (yarı-veto) düzeltilmeli.
(Kapsamlı bir değişiklik gereği listesi için bkz. Taha Parla, 'Türkiye'de Anayasalar', s.166-173.)
1982 düzeltilirken üç mayına dikkat edilmelidir: (1) 1982'nin tadili (değiştirilmesi) değil, tebdili (kaldırılıp yerine yenisinin konulması) hedeflenmeli. (2) 1961'e geri dönülmemeli/düşülmemelidir. 1961'in özgürlükler rejimi fena olmamakla birlikte; 1961'in devlet rejimi, devlet yapısının (esas teşkilatın) militarize edilmesinde, 1971'den de geçerek, 1982'ye temel hazırladı. (3) Artık bu sefer, makyaj/kozmetik rötuşun ötesinde, ciddi değişiklik gerekiyor. Bir çeyrek yüzyıl geçti. Bir tane daha geçmesin.
Anayasa değiştirme usulü
Demokratik-sivil bir anayasaya sahip olabilmek ya da antidemokratik ve militarist unsurlar taşıyan mevcut anayasal müktesebatı ıslah edebilmek, hem bir içerik hem de bir biçim sorunudur. Öz/içerik ile usul/yöntem birbirinden kopuk değildir. Nasıl ki amaç ile araç, apayrı şeyler değil ise.
Anayasanın hükümleri iyileştirilirken, yapılışının da demokratik ilkelere uygun olmasına dikkat etmek gerekir. 1961 ve 1982 (ve 1971) Anayasalarının meşruiyeti, bu bakımdan gölgelendi. Siyasi temsile ve partiler esasına dayalı normal sivil yasama meclisleri/kurucu meclisler tarafından değil, asker güdümündeki yasa teknisyenleri ve olağanüstü korporatif kurucu meclislerce yapıldılar. Usul(süzlük), içeriği daha da vahimleştirdi. Darbe anayasaları, devlet yapısını da militarize etti.
Buna karşılık, sivil demokratik süreç şöyle tasarlanabilir:
Bu Meclis sistemi normalize eder. Organik kanunlar olan siyasi partiler ve seçim kanunlarındaki kısıtlamaları kaldırır, barajı yüzde 5'e indirir, vs. (Kalitesiz istikrar mı erdemdir? Hakça temsil mi?) Bunu yapmamaları, bu iki partiyi fırsatçı, emrivakici ve antidemokratik kılacak bir litmus testi olur. (Tıpkı, halihazır seçim kanununa yardakçılık eden, 1991'in sosyal demokratları için olduğu gibi.) Rejim kanunlarındaki ve özel kanunlardaki düzeltmeler kanunlar hiyerarşisine göre sonuçlandırılır. Açık ve güvenli bir genel seçime öyle gidilir. Bu imkan 1960-61'de de, 1980-82'de de kullanılmamıştı ya da demokratiklik koşuluna uyulmamıştı.
"Zaten demokrasilerde siyasal temsilin ve karar almanın ana mekanizması, siyasal partiler ve onlardan oluşan parlamentolardır. Onun içindir ki, anayasa değiştirme yöntemleri arasında en yaygın olanı 'olağan yasama + referandum' yöntemidir. Yine aynı nedenledir ki, kurucu meclis formülüne başvurulsa dahi, bunun partilerin temsiline dayanan bir geçici parlamento kimliğinde olmasına özen gösterilir.
Milli iradenin temsil ve ifadesinin seçimle gelen yasama meclislerine ait olduğu açıktır. Normal olarak, kurucu meclis rolünü "nizami parlamentolar" üstlenir. Olağandışı kurucu meclislere gidildiği durumlarda bile temsilcilik özelliğinin yitirilmemesine özen gösterilir. Temsilciliğin ölçüsü ise siyasal partilerin katılımı olarak belirir. Bu sayededir ki, anayasaların kalıcı belgeler olması sağlanır, çünkü temel kanunlar, devamlılığı olan bir parlamenter geleneğin ve bu çerçeve içinde siyaseti ve yönetimi yürütecek partilerin ön-uzlaşımının eseri olur.
Anayasal sorunlarda millet egemenliği ve halk iradesi temelde birkaç biçimde temsil edilir ve dile getirilir;
a) Değişiklik teklifi, yasama meclisinde benimsenir, sonra referanduma sunulur.
b) Yasama meclisi değişiklik teklifini benimser, ancak derhal genel seçimlere gider. Yeni parlamentoya halktan bu değişiklik için vekâlet aldığını varsayarak dönecek milletvekilleri, özel çoğunlukla teklifi kanunlaştırır. Diğer bir deyişle, genel seçim referandum niteliği taşır." (T.P., 'Demokrasilerde Anayasaların Yapılması ve Değiştirilmesi...' Mayıs 1981 ve T.P., '1980'lerde Anayasa Değişikliği...,' Aralık 1980; ikisi de T.P. 'Türkiye'nin Siyasal Rejimi'nde, 1985.)
27 yıl önce söylenenler 1982'de gerçekleşmediği gibi, 1961'de de öyle olmamıştı ve anayasa değişiklikleri asker vesayetinde kurulan ve çalışan korporatif kurucu meclislere yaptırılmıştı. Nihai belgelerin meşruiyeti de hep tartışmalı oldu. Çünkü içeriklerinden önce, yapılış biçimleri demokratik değildi.
Şimdi önümüze bakalım:
2007'de genel seçimlere girecek siyasi partiler (Meclis içindeki ve dışındaki) anayasa değişikliğini seçimin ana meselelerinden biri olarak kamuoyu önünde tartışmaya açarlar ve önerilerini somut taslaklar haline getirirler. Seçim kampanyalarının ve bildirgelerinin esas konularından biri olarak bu projeye göre seçmenden vekalet isterler.
Dolayısıyla, milletvekilleri/parti grupları seçilip Meclise geldiklerinde, bir tür kurucu güç (ve yetki) ile donatılmış sayılırlar. Sandıktan çıkacak siyasi partilerden oluşacak parlamento da, olağan bir kurucu meclis gibi çalışarak anayasa değişikliklerini gerçekleştirir. (Hangi özel müzakere ve karar çoğunlukları aranacağı bir teknikalitedir.)
Ya da böyle bir Meclisin oluşturacağı anayasa tasarısı referanduma sunulur, asli kurucu güç olan halkın oyları ile kabul edilip yürürlüğe konur. (Olağan demokratik yasama ile referandumun birlikte kullanılıp kullanılmayacağı tartışılabilir. Tartışılmaması gereken, antidemokratik olağanüstü kurucu meclislere ve devlet başkanlarının veto/yarı-veto yetkilerine itibar edilmemesi gereğidir.)
Söylem ve eylem prosedürü
Bu tartışmalara birkaç planda katılabilir:
1- Birey/yurttaş olarak görüş bildirilebilir. (Düşünce ve ifade özgürlüğü ilkesi çerçevesinde.)
2- Grup/toplumsal örgüt olarak duruş ve tutum belirlenebilir. (Siyaset, iradi ve kolektif bir faaliyettir.)
3- Siyasi parti olarak politika ve eylem planı yapılır. (Temsil ehliyeti ve vekalet yetkisi buradadır. Hükümet/devlet karşısında toplum kesimlerinin meşru ve muteber müzakerecileri ve muhatapları bunlardır.)
Yukarıdaki yaklaşım çerçevesinde, genel seçimlere gidilirken tartışma gündemine getirilebilecek anayasal sorunlar arasında, merkeziyet/ademi merkeziyet, idari vesayet/yerel yönetsel özerklik biçim ve dozları, entegralist egemenlikçilik/başka idari formüller gibi devletin temel yapısına ilişkin önemli tercihlere/rezervlere de yer verilebilir. Bunlar düşünülebilmeli, demokratik kurallar ve usuller uyarınca ifade ve müzakere edilebilmelidir. Siyasi irade nasıl tecelli eder, ne sonuçlar verir, görülür. Bir sonraki aşamadır.

TAHA PARLA: Boğaziçi Üni., öğretim üyesi