301. madde turnusol kağıdıdır

Hukukun önemli bir işlevi ve boyutu da özgürlükçü olmasıdır. Hukuk bireyin akıl ve vicdanına uygun olarak aldığı kararları dış dünyada gerçekleştirmek isterken karşısına çıkabilecek engelleri önleyip ortadan kaldırabilecek önlemleri almalıdır.
Haber: ÜMİT KARDAŞ / Arşivi

Hukuk ve 301. madde
Hukukun önemli bir işlevi ve boyutu da özgürlükçü olmasıdır. Hukuk bireyin akıl ve vicdanına uygun olarak aldığı kararları dış dünyada gerçekleştirmek isterken karşısına çıkabilecek engelleri önleyip ortadan kaldırabilecek önlemleri almalıdır. Hukukun bireyin özgürlüğünü güvence altına alması öncelikli görevidir. İnsan öz benliğini ancak özgürlük ortamında ortaya çıkarabilir ve birey olarak kendisini yaratabilir. Özgür olmak gerçekliği, birlikte yaşamayı üstlenmektir. Miguel Benasayag'ın deyişiyle "özgür olmak, edimlerimizi nereden yola çıkarak düşündüğümüz üzerinde düşünmektir. Ancak ötekini kabul edersek, kendimizi özgür hissedebiliriz". Başkalarının özgürlüğü, bizim özgürlüğümüzün sınırı olmayıp özgürlüğümüzün koşuludur. Bir toplumun gelişmesi de özgür bireylerin varlığına bağlıdır. Korku ve baskıyla sindirilmiş, özgürlükleri kullandırılmayan, bir otoriteye bağlı kılınmış, birey olamamış insanların oluşturduğu oluşuma toplum denemez. İçindeki değerleri gerçekleştirerek kendisini tanıyan ve seven, birey olabilen insan bu şekilde başkalarına karşı sevgi ve saygı değerini algılayarak, hem birey olduğunu hissedecek hem de toplumsallaşacaktır. Hukukun özgürlükçü niteliğinin en önemli boyutu ifade özgürlüğü alanında kendisini gösterir. Bilmek, tek hakikat olduğunu iddia edip onu tartışılmaz kılmak değildir. Hakikate tam olarak ulaşabilmek hiçbir zaman olanaklı değildir. Tüm değer yargıları hakikat olduğu iddiasını taşır. Asıl olan sürekli eleştirip araştırarak hakikate yaklaşma çabası göstermektir. Gelişme de buna bağlıdır. Bu nedenle düşüncelerin özgürce açıklanması ve tartışılması zorunludur. Sorunlar hiçbir zaman çözüme ulaşamaz. Her çözüm yeni sorunları da birlikte getirir. Hakikate yaklaşmada bilime ve özellikle felsefeye de önemli görevler düşer. Bu bakımdan ifade özgürlüğünün sağlanması ve güvence altına alınması hukuki ve ahlaki bir görevdir. Bu nedenlerle "Türklük", "Türk ulusu", "cumhuriyet", "devlet" gibi soyut, muğlak, tartışılır, tabulaştırılmış kavramlar üzerinden, ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran suçlar yaratmak ve bu suçları savunmak insanı ve hukuku araç durumuna düşürmektir. Kant, hukukun dayanacağı ilkeyi ne kadar güzel açıklıyor: "Gerek kendi şahsında gerek diğer insanların her birinin şahsında ortaya çıkan insanlığın onuruna daima saygı gösterecek ve insandan asla sadece araç olarak değil, aksine daima aynı zamanda amaç olarak yararlanacak şekilde davran". TCK 301. maddedeki suçların varlığı ve uygulamaları doğal hukukun bu temel ilkesine, hukukun felsefesine aykırılık oluşturduğu gibi hukukun ifade özgürlüğünü güvence altına alması görevini ihlal ettiğinden ahlaka da aykırıdır. Bu nedenle 301. maddenin tamamen kaldırılması ahlaki ve insani bir görevdir.
Milliyetçilik ve 301. madde
20. yüzyılın başlarından itibaren gerek Osmanlı İmparatorluğu döneminde, gerekse Cumhuriyet döneminde olsun, Türk milliyetçiliğinin farklı kalıpları içinde değişmeyen tek unsur, devletin stratejik ve bölgesel öncelikleri yanında milletin ikincil öneme sahip olmasıdır. Milliyetçiler, milliyetçiliği devletin amaçlarının gerçekleştirilmesinin bir aracı olarak gördüklerinden, bu amaçların gerçekleştirilmesinde kendilerini görevli sayan asker ve sivil bürokrasinin yanında yer aldılar. Milliyetçilik, toplumun özlemlerinin bir ifadesi değil, devletin elinde istenildiği şekilde ve zamanda kullanılacak bir araçtır. Türk milliyetçiliğinin doğuşunda ve gelişiminde dış etkiler önemlidir. İmparatorluğun diğer halklarının milliyetçiliklerine tepki, Avrupa ve Hıristiyanlığa karşı tepki, Arap-İslam kültürüne karşı tepki gibi. Türk milliyetçiliği bu tepkilerle şekillenir ve kendisini ifade eder. Bu tepkilerin şekillenmesinde başı çeken hem imparatorluk döneminde hem cumhuriyet döneminde asker ve sivil bürokrasidir. Bu nedenle Türk milliyetçiliği öncelikle bürokratik bir sınıfın milliyetçiliğidir. Türkiye'de devletin bir milleti vardır. Asker-sivil bürokrasiden oluşan devletin baskıcı-asimilasyoncu bir anlayışla Türklük üzerinden inşa ettiği, ırkçı özellik taşıyan bir milliyetçilik anlayışı ve uygulaması bulunuyor. Ancak devletle millet arasındaki uyumsuzluk, yani milli sorun çözülebilmiş değil. İçeride Kürt sorunu bunun temel göstergesidir. Kürt kimliği, Ermeni kimliği, Kıbrıs ve Ermeni sorunları ile AB bir tehdit algılaması biçiminde ele alınarak, bunlar üzerinden çatışmacı tepkiden beslenen bir milliyetçilik anlayışı sergileniyor. Milliyetçiliğin muhalif, çatışmacı ve asimilasyoncu nitelikleriyle 301. madde örtüşüyor. İster "Türklüğü" deyin, ister bazılarının önerdiği gibi "Türk ulusu" deyin ifade özgürlüğünü yok eden bu tür bir suçu yaratmak yukarıda nitelikleri belirtilen milliyetçilik anlayışına denk düşüyor. Örneğin Almanya'da Alman ulusunu aşağılamak, Fransa'da Fransız ulusunu aşağılamak gibi bir suç yoktur. Hele Türkiye gibi devletçi ve ırkçı bir milliyetçilik anlayışının bulunduğu bir ülkede etnik kimlik üzerinden suç yaratılması toplumsal barışı ve demokrasiyi dinamitlemek demektir. Bu madde sorunlu milliyetçilik anlayışı nedeniyle vahim bir tehlike yaratıyor. "Türklük" yerine "Türk ulusu" ibaresinin konması hiçbir şeyi değiştirmez. Siyasetçilerin ve hukukçuların bunu bir buluş gibi ortaya sürmeleri yanıltıcı olup samimi de değildir. Devlet millet üzerinden ırkçı bir milliyetçilik ürettiğinden, amaç herkesi Türkleştirme olduğundan "Türklük" ile "Türk ulusu" arasında bir fark bulunmuyor. Çünkü devletin bir ulusu vardır, bu da "Türk ulusu"dur. Demek ki 301. maddenin sorunlu milliyetçilik anlayışı nedeniyle de kaldırılması gerekiyor. Ayrıca TCK 301. maddede düzenlenen "cumhuriyeti aşağılamak" suçundaki "cumhuriyet" kavramı da sorunludur. Anayasa Mahkemesi, cumhuriyet sözcüğü ile adlandırılanın devlet sistemi olduğuna işaret ederek, değişmezlik ilkesine bağlananın cumhuriyet sözcüğü olmayıp anayasada nitelikleri belirtilmiş olan cumhuriyet rejimi olduğunu belirtiyor. Böylece Anayasa Mahkemesi cumhuriyeti çok geniş manada anlıyor. Bu durumda devletin nitelikleri de cumhuriyet sözcüğü içine alınarak korunuyor. Nitekim 301. madde gerekçesinde açıkça, cumhuriyetten, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin anlaşılacağı belirtildi. Uygulamada Yargıtay da cumhuriyetten anlaşılanın Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğunu belirtti, devlete yönelik hakaretleri cumhuriyete yapılmış gibi kabul etti. Burada da Türklük kavramı gibi cumhuriyet kavramı da soyut devlet kavramıyla özdeşleştirildi. Yine 301. maddede düzenlenen "devletin askeri ve emniyet teşkilatını aşağılamak" suçunu da kaldırmak gerekiyor. Alman Ceza Kanunu'nda silahlı güçler bu tür özel bir koruma altına alınmadı. Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik rejimlerde üç ana erk bulunuyor. Askeri güçler veya emniyet güçleri bunların dışında ayrı bir erk değildirler. Bu güçlerin doğal yerleri yürütmenin içidir ve bu güçler yürütme erkinin emrinde ve parlamentonun gözetimi ve denetimi altındadır. Bu bakımdan söz konusu güçlerin özel bir koruma altına alınmalarına gerek bulunmuyor.
301. madde, gerçek bir demokrasiyi savunmada samimi olanlarla, olmayanları ortaya çıkaracak bir turnusol kağıdı işlevi görme noktasına geldi. 301. maddenin tamamen kaldırılmasından yana olup gerçek bir demokrasiyi savunanlarla, bu maddeyi makyaj sayılabilecek değişikliklerle muhafazadan yana olanları ayırt edecek bir turnusol kağıdı.