301 ve egosu şişkinler

301. madde mağdurlarına her gün bir yenisi ekleniyor. Yargıtay'ın Baskın Oran ve İbrahim Kaboğlu'na karşı açılan davada beraat kararını bozma gerekçesine dayanarak...
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

301. madde mağdurlarına her gün bir yenisi ekleniyor. Yargıtay'ın Baskın Oran ve İbrahim Kaboğlu'na karşı açılan davada beraat kararını bozma gerekçesine dayanarak, bu gerekçeden ilham ve güç alarak, önümüzdeki dönemde çok daha fazla dava açılmaya başlanacak. Böylece anayasa tartışmalarını bir kenara bırakalım, olağan siyasal tartışmalarda bile 301. maddenin çeşitli fıkraları, bir sansür silahı olarak devlet ve hükümet güçleri tarafından kullanılacak.
Bu silahın tanınmış isimlere karşı kullanılması durumunda basın ve kamuoyu biraz harekete geçiyor. Çeşitli çevrelerden protestolar dile getiriliyor. Ya da verilen mahkumiyet kararları destekleniyor. Buna karşılık, 301. maddeden yargılanan yüzlerce ünsüz veya az ünlünün davaları ile ilgili haberlere pek kimse rağbet etmiyor. BIA'nın medya gözleme raporu, İHD'nin ve baroların derlediği veriler, önceden ceza kanununun 159. maddesi kapsamında uygulanan sansür amaçlı bu ağır baskının, başta 301 olmak üzere, ceza kanunun 216. maddesi gibi diğer birkaç maddesi üzerinden günümüzde tam hızıyla devam ettiğini gösteriyor.
Bu 301. maddeden yalnız gazeteciler, yazarlar, üniversite öğretim elemanları yargılanmıyor. Devlet ve hükümet erkanına saygıda kusur edenler de bu cezadan nasibini alıyor. İşin aslında belki en vahim yanı bu. Toplumun farklı kesimlerinden gelecek herhangi bir eleştiri, güvensizlik beyanı veya sıradan saygısızlık, hemen kahredici bir baskı mekanizmasını harekete geçiriyor. Bu eleştiri veya saygısızlık ifadelerini, siyasal yaşamın doğal olguları olarak görmekten aciz egosu şişmiş bakanlar, milletvekilleri, mülki yöneticiler kibirlerine gölge düşüren o sesi boğma emrini veriyorlar. 301. madde kılıfına sokamadıklarını, Başbakan'ın yakın geçmişte kendisiyle ilgili karikatürler konusunda sık yaptığı gibi, bu kez kişilik haklarının ihlali olarak yorumlatıp totaliter tınılar taşıyan bir mekanizmayı harekete geçiriyorlar.
Bakan Recep Akdağ, seçim propagandası yapmak için 11 Temmuz'da Erzurum'un Olur ilçesine gitmiş. Girdiği bir kahvede uzattığı eli sıkmayan ve "Ben iktidar olup da vatana hizmeti dokunmayanın elini sıkmam" diyen Durmuş Şahin'den şikayetçi olmuş. Evet, yanlış okumadınız. Karakola gitmiş, daha doğrusu büyük ihtimalle emniyet müdürünü yanına çağırtıp 'yüce Türk büyüğüne' saygısızlık eden bu şahıs hakkında gereğinin yapılmasını emretmiş. Gereği de hemen yapılmış. Bakan Akdağ'ın şikayeti üzerine Şahin o gece tutuklanıp beş gün, evet tam beş gün hapiste kalmış. İşlenen "suçla" bunun için öngörülen tutukluluk süresini ele almak, demokratik hukuk devletinin neresinde olduğumuzu göstermeye yeter de artar bile. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğrencisi Şahin şimdi 301. madde uyarınca, altı aydan iki yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak. Anlaşılan yapılan saygısızlık karışımı eleştiri, bu meşum maddenin ikinci fıkrasında yer alan, "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama" suçuna sokulmuş. Durmuş Şahin'in olay sırasında yanında bulunan iki arkadaşı hakkında da, "kamu görevlisine alenen hakaret" suçundan dava açıldığını da hatırlatalım.
Eskiden pataklatırdı
Recep Akdağ'ın bir milletvekili adayı olarak orada bulunduğunu önceden kendisi dikkate alması gerekir. Bir Cumhuriyet yurttaşının, ona el uzatan bakanın elini sıkmak zorunluluğu yoktur. Hele bu el bakan olarak değil, milletvekili adayı olarak uzatılmışsa, o elin ait olduğu hükümetin icraatları hakkında çok ağır eleştiriler dinlemeye de hazırlıklı olmalıdır. Böyle bir protesto gösterisinde bulunan bir yurttaşı, amacı ne olursa olsun, şikayet etmek, hakkında ceza davası açılmasına yol açmak için insanın bulunduğu makamda kendini kutsal bir güç olarak gördüğünü ele verir. Cumhuriyetin de, demokrasinin de fiilen bittiği sınırdır burası. Türkiye'de devletin ceberutluğundan şikayet ederek iktidar olanların, ceberut devletin cüppesini giymeye ne kadar rahat alışabildiklerini gösteriyor. O devlet ve iktidar tornasının nasıl son derece güçlü ve etkili kalmaya devam ettiğini de.
301. maddenin değiştirilmesi konusunda tartışmalar sürerken, hükümet üyelerinin çoğu, bu maddenin yeni yazıldığını ve yargının içtihat yoluyla bunu düzelteceğini söyleyip aceleye gerek yok gerekçesiyle, eleştirileri savuşturmuşlardı. Şimdi ise, hükümetin egosu şişmiş bir bakanı, 301'in ne şekilde yorumlanması gerektiği konusunda yargıya yeni yol gösteriyor. Durmuş, Şahin'in, -velev ki beraat edecek veya cezası Yargıtay'da bozulacak da olsa-, beş tam gün hapis yatmasına yol açıyor. İşte size devlet adamlığı tornasından geçmiş bir şahsın, elini sıkmayan, o elin sıkılmaya değer bir el olmadığını söylemek cüretinde bulunan saygısızlığa karşı garezinin boyutları. Eskiden olsa herhalde bir güzel dövdürürdü. Muhafazakâr demokrat hükümet üyesi olunca, hapse attırıyor, mahkeme kapılarında süründürüyor.
Türk devlet adamı ve genel olarak yönetici geleneğinde karizmayı çizdirmemek her şeyden önemlidir. Zaten bu nedenle tüm flaş flaş haberlerimiz, kim kimi nasıl karşıladı, elini mi sıktı, omzunu mu silkti, gözünü mü kaçırdı yoksa sırtını mı döndü konusu üzerine bu denli odaklanabiliyor. Güce tapınanlar birbirleriyle karizma savaşı veriyorlar.
Biz daha kutsal iktidar çağından çıkamadık. Bu nedenle, bu ve benzeri cezalandırma emrini veren ve bunu uygulayanlar tarafından bu toplum sürekli alenen aşağılanabiliyor.