Ablan kurban olsun sana...

Apostrof ve noktalı virgül yazılarından sonra sevgili Türkçe dostlarını sevindirmeye devam ediyorum. Bir okurum üç noktayı merak etmiş; aslında merak edeli epey oldu, muhtemelen o unutmuştur, ama ben unutmadım.
Haber: NERMİN KETENCİ / Arşivi

Apostrof ve noktalı virgül yazılarından sonra sevgili Türkçe dostlarını sevindirmeye devam ediyorum. Bir okurum üç noktayı merak etmiş; aslında merak edeli epey oldu, muhtemelen o unutmuştur, ama ben unutmadım. Editör eke koymak üzere seçer seçmez bilemem, ben görevimi yerine getirmekle mükellefim.
Efendim, dil bilgisi gibi sıkıcı bir konuyu okutmak sahiden zor. Uzun uzun düşündüm üç noktayı nasıl yenir yutulur hale getiririm diye... (Bir nedenle bitirilmemiş cümlelerin sonuna konur.) Düşündüm ki asabımı kaldıran bir olayla bağlayıp sunsam acaba amaca ulaşır mıyım; yani hem mesaj verme hem üç noktanın marifetlerini anlatma hem okuru okuduğuna pişman etmeme... (Dikkatli okurun gözünden kaçmayacak üç noktalar metnin içinde mebzul miktarda var.)
Sabah programlarını göz ucuyla izlerim; maksat kavga çıkarsa kaçırmayayım, milletin delirme sınırları nerelere kadar uzanıyor öğreneyim, biraz sosyoloji yapayım... Merakımın bir de psikolojik boyutu var, katharsis niyetine yani...
Sabah çayı eşliğinde bir kadın programı... Sarışın sunucu ve Angelina Jolie dudaklı (başka bir uzvu benzemiyor) entırteynır konuğu güzel güzel laflıyorlar. O ara bir kadın, bir minibüsçüden herkesin gözü önünde dayak yemiş, gazetelere geçmiş. Şiddet falan ilgi çeker, tansiyon yükselir diye kadını programa davet etmişler. Hep olan şeyler, kadın araçtan inmiş, tam çocuğunu alacak, şoför hareket etmiş, kadın bağırmış... (Olaylar, nitelikler sayıldıktan sonra benzerleri anlamında tümce sonuna konur.) Şimdi böyle vaziyetler kadının ses tonuna (çok ciyaklarsa şoförün tepesinin tası atabilir), seçtiği kelimelere (minibüsçünün kanına dokunabilir), şikâyeti uzatmasına (adamın sabrı taşabilir) göre değişebilir. Ama gördüğünüz gibi şoför kahraman, siz figürasyondasınız.
Sunucu adil davranmak, olayı tek taraflı yansıtmamak için bir tanık arayışına girdi. Canlı yayına olayı gören bir başka minibüsçü bağlandı ve anlatmaya başladı: "... (Alıntıların baş tarafından çıkarılmış sözlerin yerine konur.) şimdi abla, ben sol şeritte gidiyodum. Baktım A... (açıklanmak istemeyen sözcüklerin baş harfi yazıldıktan sonra konabilir) arabayı çekmiş, aşağı inmiş, o bayana doğru yürüyor..." Sunucu: "Ne yaptı, vurdu mu?" Cevap: "Abla, biz saatlerce trafikte direksiyon sallıyoruz, biz de insanız, benim başıma her gün neler geliyor, bak şimdi geçen gün ne oldu..." Sunucu olayı anlatacak mı diye birkaç kez tanığı yokladıysa da sonuç alamadı; mikrofon adamı kendinden geçirmişti ve kısa süreli şöhretin sarhoşluğuyla sadede gelmesi imkânsızdı.
Bu arada kadının başına gelenler stüdyodakileri de heyecanlandırmıştı, kendi benzer hikâyelerini hatırlayıp anlatmaya başladılar. Trafik kuralları nasıl ihlal ediliyor, yolcular nasıl eşya gibi taşınıyor (nakliyeciler alınmasın!), yaşlılar iner binerken nasıl zorlanıyor... İpin ucu kaçıyordu, adeta toplumsal bir infial söz konusuydu. Sarı sunucu ve biftek dudaklı konuğu dizginleri almak zorunda kaldılar. Konukları tatlı sert azarladılar. Aaaa ama çok şikâyet etmişlerdi, o insanlar İstanbul'un yükünü taşıyorlardı, bu dayak vs gibi tatsız hikâyeler camiayı gücendirebilirdi, eyvah ya üzülürselerdi...
Dayak yiyen kadın bir anda unutuldu, artık tek derdimiz hassas (ama dayakçı) insanları incitmemek olmuştu.
Aşina bir manzara... Her toplumsal katmanda değişik oyuncularla gerçekleşebilecek, her statüdeki insanın başka zeminlerde, başka muhataplarla "bir şekilde" karşılaşabileceği bir durum...
O müstesna anda, mazlumların yakınmasının bile hoş karşılanmadığı, sabah kuşağı seyircisi milyonlarca kadının kafasına milyonuncu kez kakıldı... A, B, C, D, tüm gruplardaki biz seyirciler, mazlumun mümkünse zalim gibi düşüneninin makbul olduğunu öğrendik. Hâlâ şikâyette ısrar edenler veya zalimle "empati" kuramayanlar hadleri bildirilmek üzere, sarı sunucu ve benzeri muktedirlere havale edilecekti...