'Acayip-tuhaf-yamuk-bozuk-yabancı'

'Acayip-tuhaf-yamuk-bozuk-yabancı'
'Acayip-tuhaf-yamuk-bozuk-yabancı'

Soldan sağa, küratör İsmet Doğan, Halil İldeniz, Berke Soyuer ve İbrahim Tokaslan. Fotoğraf: Muhsin Akgün

Genç sanatçılara öncelik veren galerilerden Cihangir'deki Daire Sanat'ta 30 Aralık'a kadar 'tuhaf' bir sergi var
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Serginin adı ‘Acayip-Tuhaf-Yamuk-Bozuk-Yabancı’. Suratı yakılmış, saçları kırpılmış Barbie’msi plastik oyuncak bebeklerden kurulu bir kule, gazete kupürleri üzerlerine çizilmiş kadın bedeni, çocuk başı resimleri, Ingres’nin ‘Türk Hamamı’nın doktor muayenesine uyarlanmış hali, oda oda galeri Daire Sanat’ta karşımıza çıkan işlerden birkaçı.
Küratör İsmet Doğan’ın bu işleri seçmesinin sebebi, zaten serginin isminde de kendini belli ediyor. Serginin başlığındaki “acayip” ve benzeri sıfatlar, söz konusu genç sanatçıların duruşuyla ya da daha doğrusu algılanışıyla bağlantılı. Basın bülteninde İsmet Doğan’ın sözlerinden alıntıyla “İktidarın beden üzerinden yeniden üretimi bedenin maddeleşmesine yol açar... Kültürel olarak kurulmuş bu bedenlerin arasında buradaki güncel sanatçılar tekil bedenler olarak tuhaf, acayip, yabancı, aykırı dururlar.”
Daire Sanat, bu ‘tuhaflığa’ evsahipliği yapan galerilerden. Daha doğrusu Daire Sanat, genç sanatçılara odaklanan bir inisiyatif. Sergi haricinde öğrencilere burs da veriyor. Doğan, “Müthiş bir genç sanatçı potansiyeli var. Ama onu karşılayan galeriler, platformlar, bağımsız birtakım platformlar pek yok Türkiye’de. İşte Pi, Tophane’de galeri açtı. Splendid açıldı daha sonra. Bir de Galeri x-ist var, kendi çizgisini koruyor. Başka da pek bir yer yok. Yani bir istatistik de yapsanız Türkiye’de birçok Güzel Sanatlar Fakültesi var. Buradan mezun olan sanatçılar var.” ‘Acayip-Tuhaf-Yamuk-Bozuk-Yabancı’, bu yeni mezunlardan ya da öğrenciliği halen sürenlerden beşinin işlerini görmemize vesile oluyor: İbrahim Tokaslan, Deniz Üster, Ali Ekber Kumtepe, Berke Soyuer ve Halil İldeniz. İsmet Doğan’ın kendi işleri de sergi kapsamında. 

Yol gösterenler
Sergide dikkati ilk çekenlerden biri, plastik kadın bebeklerden kurulu kule, Berke Soyuer’in işi. Haliyle temalı bir karma sergi söz konusu olduğunda insan, gördüğü her şeyde o temanın izlerini bulmaya meylediyor. Ama Souyer’e göre tema, sadece bir yol gösterici. “Yani beden ve iktidarı aklında tutarsan dişi bebeklerden oluşma bir kule var. Sonuçta kule de fallik bir sembol. Ama aynı şekilde 19 Mayıs törenlerinde öğrencilerin yaptığı kuleleri de çağrıştırabilir.” Tabii tüm bunlar kendisinin de sonradan yaptığı değerlendirmeler. “İşi yaparken benim kafamdaki şey itiraf ediyorum ki beden ve iktidar değildi. Bilmiyorum kafamdakinin ne olduğunu o zaman. İçselleştirip de kusmak gibi bir şey”.
Zaten İsmet Doğan’ın bu işleri biraraya getirmesinde temanın belirleyiciliğinden çok, o işlerin çağrıştırdıklarının belirleyiciliği rol oynamış. Misal sergideki bir diğer sanatçı İbrahim Tokaslan’ın çocuk resimleri. Doğan “İbrahim’in çocuk resimlerini seçmemin sebebi onların Batılı anlamda bir portre değil baş olması. Baş da bedenle ilgili bir duruma işaret eder”. Bu baş meselesi haliyle aklımızı karıştırıyor. İbrahim Tokaslan’ın gazete küpürleri üzerine çizdiği çocuk resimlerini portreden ayıran ne ola ki? Cevabı Tokaslan’ı güdüleyenlerde. Günlük gazetede görülenin içselleştirilmeden bir kenara atıldığından, algının yüzeyselliğinden bahseden Tokaslan yine de “Hikâyenin üzerinde durmuyorum” diyor. “Sadece o yüzeyselleşme durumuyla ilgileniyorum. Resmin kendisi de normalde derinlik katmaya çalıştığın bir yüzeydir. Bu resimdeki yüzeysellikle, gazetedeki bedenin yüzeysel olma durumunu ilişkilendirdiğimi düşünüyorum”.
Röportaj için galeriye gelen diğer sanatçı, Halil İldeniz’inki ise bir ses performansı. Ama işin ilginci, sergi davetiyesinde İldeniz’in isminin olmaması. (Bu arada sergi davetiyesinde isimler bilinçli olarak yanlış yazılmış; Berke Soyuer, Berke Soyver’e, İbrahim Tokaslan, İbrahim Toksan’a dönüştürülmüş.) Çünkü İldeniz’inki, küratörün bilgisi dahilinde bir “korsan performans”. Galerideki odalardan birinde hareketlerinizle, Halil İldeniz’in ses kaydını tetikleyince şaşırmayın. Aslında onlar bunu hiçbir şekilde duyurmak istememiş ama çeşitli gereklilikler söz konusu. Daire Sanat da, İsmet Doğan da böyle korsanlıkları, mekân sorgulamalarını gönül rahatlığıyla kabul edip destekleyenlerden. Burada galerinin sahibi Selin Söl’ün söylediklerine bağlanmamız icap eder. “Galerici gözüyle şunu söyleyebilirim. Türkiye’deki koleksiyonerlerle yurtdışındakiler aynı trendi izlemiyorlar. Burada Türkiye’de satılanlar gayet klasize şekilde resmedilmiş büyük tuvaller vs. Ama gençlerin yaptığı işler o tür değil. Genç sanatçılar yurtdışındaki trendleri takip ederken alıcı tarafından desteklenmedikleri için bazen böyle bir handikapla karşılaşabiliyorlar. Biz yavaş yavaş galerinin, ressamların tanımını yaparak insanları haberdar etmeye çalışıyoruz, birazcık da göz aşinalığı oluşturmaya çalışıyoruz”. Sadece trend takibi değil, pratik açısından da genç sanatçıları farklılaştıran değişik unsurlar var. Çoğunu, Daire Sanat’tan çıkıp İsmet Doğan’ın atölyesine giderken ettiğimiz sohbette öğreniyoruz. Halil İldeniz’in bilgisayarı olmadığı zamanlar, internet kafede iş üretmeye çalışması, mezun olduğu Mersin Silifke Lisesi’nde 20 kişiyi toplayıp yönetime resim bölümü açtırması, İbrahim Tokaslan’ın bir senelik kamu yönetimi macerası sonrası soluğu Mersin Üniversitesi’nin Güzel Sanatlar Fakültesi’nde alması, yaptığı diğer işlerle sanatı arasındaki gelgitleri, Berke Soyuer’in sayısaldan girdiği Sabancı Üniversitesi’nde ikinci sene Görsel Sanatlar ve İletişim Tasarımı’na girmesi... Tüm bunlar ilk bakışta “genç sanatçıların yaşadığı zorluklar” konulu bir yazıya yakışacak cinste anekdotlar gibi durabilir. Ama diğer yandan İsmet Doğan’ın sözünü ettiği tekilliği, aykırılığı besleyen malzemeler olarak da görülemez mi?
(0212-244 12 68)