Adalet ile ölüm

Bir zamanlar saçlarını ortadan ayırırdı. Kurbanlık koçları hatırlatan mazlum görüntüsünün belleğimizde yer etmesinin bir nedeni de bu olabilir.
Haber: YILDIRIM TÜRKER / Arşivi

Bir zamanlar saçlarını ortadan ayırırdı. Kurbanlık koçları hatırlatan mazlum görüntüsünün belleğimizde yer etmesinin bir nedeni de bu olabilir. Eski Spor Bakanı, şimdinin Şahin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, sabit şaşkın ifadesiyle "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hiçbir mensubu böyle bir duruma düşmemeliydi. O gece, o teröristlerle birlikte gitmiş olmalarını içime sindiremedim. Kurtulmuş olmalarından fazla sevinç duymadım" deyiverdi.
Bu ülke siyasetinde Adalet Bakanlarının özel birimlerce özel bir eğitimden geçirildiği konusunda kuşkusu kalmış olan varsa, buyursun, yeni şahinimizin sözlerini bir daha tartsın.
Sayınlardan sayın Bakanımızın, selefi Çiçek'i, hatta "Hayata Dönüş Operasyonu"nun şakacı mimarı Hikmetinde Samimi Türk'ü aratmayacağı böylelikle anlaşılmıştır.
Anlaşılan en önemli nokta da Yüce Türk Adaleti'nin baş bekçisi memur edilenlerin hayatı durmadan ölümle tartıp ölümle yargılama konusundaki sarsılmaz inançlarıdır.
Öncelikle kendisine TSK'nın hiçbir mensubunun düşmemesi gerektiğini belirttiği durumdan kimin sorumlu olduğu sorusu sorulabilir elbet. Ya da o mehtaplı gecede o askerler PKK militanlarının cazibesine dayanamayıp çapkınlığa mı çıkmıştır? Beyefendiye başka binlerce soru sorulabilir. Ama fuzuli olmaz mı?
Yargıdan sorumlu bir devlet adamının ölüm-dirim konularında böylesine hercai demeçler verebilmesindeki tuhaflığın devletin adalet anlayışı konusunda hepimize bir uyarı olduğunu kabul etmek zorundayız.
Çok yazıldı. Çok söylendi. O esir tutulmuş askerlerin ana babalarını böylesine düşüncesiz, böylesine nobran bir dille incitmenin affedilmez olduğu.
Bu olacakları önceden görebildiğimiz için, hayır, olağanüstü bir yorumcu ya da toplumsal müneccim olduğumuzdan değil, daha önce yaşanan benzeri durumları unutmadığımız için, iki hafta önce yazmıştık: "Hepimiz tetikte bekliyoruz. Henüz bir adım atılmış değil. Bu konuda konuşmaktan hiç hoşlanmıyoruz. Bu sekiz genç adam bambaşka bir uzaya ışınlanmış gibi; sanki aramızda bildiğimiz hiçbir mesafe birimiyle ölçülemeyecek bir uzaklık var.
Onlar şehit olmadı. Onlar için topluca gözyaşı dökmek, hayatları için kaygılanmak birçok savaşsever için mümkün değil.
Onlar şehit olamadı. Esir düştüler. Arafta kaldılar.
Şimdi büyük bir sorun olarak çözülmeyi bekliyorlar.
PKK kaynakları, alçaklık stratejisi uyarınca bu gençlerin kendilerine katılacağı yolunda iddialarda bulunarak onların geleceğini, ailelerinin güvenliğini tehlikeye atıyor.
Alçaklıkta onlardan geri kalmayan bazı vatan ehli milli medya kuruluşları o askerlerden bazılarının Kürt olması nedeniyle imalarda bulunuyor.
Bu sekiz genç, artık bu kanlı dama tahtasında birer taş. Kimse onların resmini görmek, haberini almak istemiyor.
Linççi milliyetçilere yenilgiyi hatırlatıyor, onların esir düşmesi. PKK'ya, zaferi.
Kimse bu esir askerlerden konuşmak istemiyor Şehitlik mertebesini ıskaladıklarından olsa gerek, aileleri devletten şefkat görmüyor. Onların sözü, sesi fazla işitilmiyor."
Mehmet Ali Şahin'in ve boğazının boğumu daha fazla olan onlarca benzerinin, bu çocukların 'dövüşerek ölmek' varken düşman eline esir düşmesini hiçbir zaman hazmedemeyeceği, onların sağ salim yuvalarına kavuşmasını asla affedemeyeceğini biliyoruz. Kurtarılan çocuklar henüz sorgulanır, ailelerinin hasreti sürerken, bu demeçle muhteşem bir müdahalede de bulunmuş oldu çiçeği burnunda Adalet Bakanımız.
Çünkü onlar PKK'nın şovuna alet edildiler.
Bu beylere haykırmak gerekiyor. Savaş, zaten kanlı bir şovdur. Güç gösterisidir. Sindirme çabasıdır.
İşte siz de bu sözlerinizle vatanseverlik müsameresinde son sözü söylemiş oluyorsunuz. Ancak şehitleri sevmeye gücünüz yetiyor.
Bir memleketin yargı kurumundan sorumlu bir muteber olarak insan hayatını, yaşama hakkını her şeyin üstünde görmeniz gerekmez mi?
İdam cezası kaldırıldı diye de ne kadar üzüldüğünüzü tahmin edebiliyoruz.
O çocuklardan her birinin saçının bir tek teline zarar geleceğine sizin ve bütün kurumlarınızın itibar sarsıntısı yaşaması, sevgisini ilgisini hayata yöneltenler için yeğdir, bilesiniz.
Nebbaşlık ile adaletin aynı kurnada yıkanamayacağını bilir, hayatın yanında duranlar.
Şehit adayları ve ana babalarını çok hayati bir uyarıyla tembihlemiş oldunuz.
Artık hiçbir ana telefonla size bağlanmaya çalışıp 'memedalibey, n'olur bir babalık ediverin' diye yalvarmayacak. Sizin çarkıfeleğinizi döndüren, vicdan değil.