Adalet mülkün temelidir

Şu Amerikan adalet sistemine hayranım. Hak hukuk değil, bireyciliği her şeyin üstünde tutan bir adalet anlayışı bahsettiğim. "Benim vatandaşım işini bilir" mantığı ile aklını kullanan herkesin, yaratıcılık veya yenilik olmasa da kurnazlıkla "Amerikan rüyası" bir başarıya ulaştığını bildiğimiz Amerikan adalet sistemi...
Haber: NİLAY ULUSOY / Arşivi

Şu Amerikan adalet sistemine hayranım. Hak hukuk değil, bireyciliği her şeyin üstünde tutan bir adalet anlayışı bahsettiğim. "Benim vatandaşım işini bilir" mantığı ile aklını kullanan herkesin, yaratıcılık veya yenilik olmasa da kurnazlıkla "Amerikan rüyası" bir başarıya ulaştığını bildiğimiz Amerikan adalet sistemi... 90'larda bizim gündemimizi bile meşgul eden O.J. Simpson davası, bol paraya tutulan "acar Amerikalı avukatların", katil olduğu şüphe götürmez bir spor ve film yıldızını göz göre göre kurtarmasının bölüm bölüm hikâyesiydi. Dava boyunca aynı Hollywood filmlerinde olduğu gibi Simpson'la özdeşleşmiş, sonu -tabii ki belli ama- belirsiz bir macera yaşamıştık.
Amerikan sinemasının en önemli yönetmenlerinden Sidney Lumet'nin 2006 yapımı filmi Find me Guilty/Beni Suçlu Bulun, işte izleyiciyle böyle bir empati kuran kahramanın bireysel başarısının öyküsü. Lucchese adlı mafya ailesine bağlı çalışan gangsterlerden biri olan Giacomo DiNarscio, kokain satarken bir polis baskını ile yakalanıyor. Öte yandan kendisini vuran uyuşturucu bağımlısı kuzeninin FBI ile işbirliği yapması üzerine Amerikan tarihinin en uzun süren davasının da sanıkları arasında yer alıyor. Önerilen işbirliği teklifini reddeden DiNarscio, açıkgöz avukatlara da para kaptırmamak için kendi savunmasını kendisi yapmaya başlıyor.
Sanık kürsüsüne pek çok kez oturmak dışında hukukla hiçbir bağı olmayan, hatta hukuksuz yaşamayı kendine yaşam biçimi olarak belirlemiş bir adamın, böyle önemli bir davayı kazanacak kadar jüriyi etkilemesi, beni bir bakıma dehşete düşürdü. Gerçek mahkeme tutanaklarına dayanılarak, üç yıllık çalışma sonucu yazılan diyaloglar ve elindeki oyuncuyu en iyi şekilde kullanan yönetmenlerin başında gelen Lumet'nin, özellikle zenginleştirdiği DiNarscio karakteri sayesinde kendimizi jüri yerine koyuyor ve hepsi çocukluk arkadaşı olan bu kocaman İtalyan ailesini biz de suçsuz buluveriyoruz. Fakat filmin tam ortasında soğuk, kasıntı ve acımasız bir kişilik olarak verilen, -film çekilirken ölen Jackie DiNarscio'ya danışılarak yazılan senaryodan beklenecek bir taraflılık- savcının "jürinin onların verdiği vergiyi çalarak yaşayan bu katilleri sevimli bulması beni şaşırtıyor" cümlesi, yukarıda belirttiğim çarpık adalet sistemini ortaya koyuyor.
Daha önce Al Pacino, Rod Steiger gibi büyük oyuncularla çalışan Lumet, kaslı vücudu ve bas sesi ile valiliğe terfi eden Schwarzenegger'dan kalan boşluğa yerleşen Vin Diesel'ı yeniden yaratmış. Jüriyi kandıracak kadar sevimli ve içten ama arkadaşlarını ne pahasına olursa olsun satmayacak kadar sağlam bir karakteri canlandıran Diesel, filmde karşısındaki savcı rolündeki Linus Roache'ın kibirli karakterinden çok daha büyük bir inandırıcılık sergiliyor. Öte yandan filmlerin ve müzik kliplerinin gıcık bücürü Peter Dinklage dikkatli ve işinin ehli savunma avukatı rolünde en son Michael Mann'ın Muhammed Ali'sinde izlediğimiz Ron Silver ise yargıç rolünde filmin yükünü Diesel'ın sırtından alıyorlar. Yargıç'ın Jackie'ye annesinin ölümünü haber verdiği ya da Jackie'nin FBI muhbiri kuzenini sorguladığı sahnelerde başarıyla sağlanan iki karakter arasındaki gerilim Beni Suçlu Bulun'a ihtiyacı olan dinamizmi sağlıyor.
Yine bir mahkeme draması olan ilk filmi 12 Angey Men/12 Öfkeli Adam'dan (1957), gerçek hikâyelere dayalı senaryolarla Amerikan sinemasının başarılı örneklerini veren Sidney Lumet'yi en son filmi Gloria'yı çektiği 1999 yılından beri ilk defa yönetmenlik koltuğuna oturtan Beni Suçlu Bulun, bu büyük ustanın diğer filmleriyle karşılaştırılabilecek bir başyapıt değil. Jackie DiNarscio, ne boğazına kadar adaletsizliğe batmış New York'a ve New York Polis Teşkilatı'na bir başına karşı duran Frank Serpico (Serpico, 1973) kadar cesur ne de şanssızlıklar ve cinsel tercihi yüzünden 10 dakika olarak planladığı ufak bir soygun bir medya sirkine dönen çaresiz Sonny (Dog Day Afternoon/Köpeklerin Günü 1975) gibi masum ve korunmasız.