Ahmet Hoca'nın dersleri

22 Temmuz seçimleri üzerine yapılan çok sayıda değerlendirme var. Bu değerlendirmelerden siyasal partilere ait olanların ortak özelliği, AKP'nin beklenmeyen başarısını yorumlarken kendi konumları ile ilgili bir değerlendirme yapmaktan titizlikle kaçınmaları.
Haber: AKIN EVREN / Arşivi

'Alâmetler belirdi, kıyamet alâmetleridir.
Haberdir, erişmekte kaynayan su galeyan noktasına.'
Nâzım Hikmet 'Alâmetler Suresi'nden


22 Temmuz seçimleri üzerine yapılan çok sayıda değerlendirme var. Bu değerlendirmelerden siyasal partilere ait olanların ortak özelliği, AKP'nin beklenmeyen başarısını yorumlarken kendi konumları ile ilgili bir değerlendirme yapmaktan titizlikle kaçınmaları. Genel kanı, bu sonucun tamamen "dışsal" koşulların eseri olduğu. Bu yaklaşım, CHP'den başladı ve diğer siyasal parti değerlendirmelerinde de benzer biçimde devam etti. DTP kanadından yapılan değerlendirmeler de genellikle, birleşik oy pusulasının çıkardığı zorluklara ve seçimin pratik engellerine dönük oldu.
Ahmet İnsel'in geçen Pazar günü Radikal İki'de yaptığı değerlendirme, kışkırtıcı biçeminin ve emekliye sevk önerilerinin yanı sıra, tartışılacağından kuşkum olmayan yapısal eleştiriler ve yine tartışılması gereken yeni bir örgütlenme anlayışı içeriyordu. Bu bağlamda belki de "sol" içinde bir devinimi ve bir "sol" partinin ayrışmasını da tetiklemiş oldu. Özellikle, bu partinin "bir bilenleri"nin seçim sürecindeki dalgalanmalarına yaptığı vurgu, sanki bir ayrışma beklentisinin işareti.
Ahmet İnsel, değerlendirmesini iyimser bir temele oturtuyor. İnsel'e göre, 22 Temmuz seçimleri "Türkiye solu açısından bir devrin kapandığı, yeni bir devrin başladığı bir dönem olacaktır". Bu iyimser kehanet bize hem Nazım Hikmet'in yukarıda alıntıladığımız dizelerini anımsattı hem de metroda çıkan panikte kalantor bir beyefendinin suratına yumruğunu patlatan işçi militanı. "Başladı zannettim!" demişti.
Bu değişim beklentisi öncelikle bir umuda dayanıyor. Tespit, genç militan enerjinin siyasal alana döndüğü. Beklenti ise bu durumun Türk solundaki marjinalleşmeyi sona erdirebilmesi. Ahmet hoca, genç kuşakların, konumlanışları, geleceğe bakışları, siyaset ve yaşam ilişkisini yorumlayışları ve kullandıkları dil açısından "artık emekliye ayrılmalarının elzem olduğunu düşündüğü eski tüfekler"den farklı olduğu kanısında. Yine de onları uyarmaya çalışıyor. "Aman büyükleri taklit etmeyin, birey olmayı unutmadan, toplu biçimde davranmanın kurallarını reddetmeden siyasallaşın".
Ahmet Hoca, bu siyasallaşmanın yordamını anlatmamış. Türkiye solunun yüz yılı aşkın bir geçmişi olduğunu, kuşakların bir tren katarının vagonları gibi birbirlerini çektiklerini, geçmişi olmayan bir sol olamayacağını, ne yazık ki solculukta emeklilik olmadığını, olsa olsa "döneklik" olduğunu içinden geçirmiş olmalı.
Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma
Ahmet Hoca'nın bu değerli öğütlerinin örneğin Baskın Oran kampanyasında tam olarak geçerli olup olmadığı, Baskın Oran'ın aday olarak saptanmasında uygulanan yöntemlerin sorgulanmasına neden olabilir. Ortak aday toplantıları sürerken yürütülen paralel görüşmelerle ve de bekledikleri "consensus" tam olarak gerçekleşmeden açıklanan adaylık ve ardından DTP'nin bir başka aday göstereceği duyulunca gösterilen umursamama tavrı gerçekten de pek de gençlere önerilebilecek bir başarı öyküsü değil.
İnsel'in yazısının başlığıyla pek çok kişi fikir birliği içinde olabilir ama, önerdiği yeni örgütlenme modeli konusunda çok soru sorulacak ve çok eleştiri gelecek gibi görünüyor. Savaş, ırkçılık karşıtı protesto örgütlenmeleri, deprem sonrası dayanışma mobilizasyonu diye tanımlanan biçem çok üstü kapalı olarak hem bir "örgüt omurgası"nın hem de köşeli bir "ideoloji"nin olmadığı bir yapı tanımlıyor sanki. "İyi kötü bir kadro oluşturmayı alışkanlık haline getirenler"in emekli edilmesi önerildiğine göre 'kadro'nun olmadığı bir örgüt yapısı düşlendiği seziliyor. İma edilen bu "Sol Yönetişim" modelinin de çok tartışılacağı açık.
"Sol hareketlerin seçim, seçilme, parlamento gibi konuları küçümseyen tavrının kırılmasını" da Ahmet hoca değişimin ikinci temel ögesi olarak görüyor. Bu konuda "sol sapma" ve "çocukluk hastalığı" ile mücadele eden aksakallılardan pek farklı görünmüyor. Ne var ki, "happening" tadında bir gevşek örgütlenme ile seçim ve seçilmenin pek de kolay olmadığı, bu küçük kampanyada bile görülmedi mi? Özellikle, Baskın Oran kampanyası tipik bir "aydın projesi" olarak yürütüldü. Kısa sürede sınırlı sayıda gönüllü bir aydın grubunun spontan örgütlenmesine, medya içinden yoğun bir aydın desteğine ve İstanbul dışında da önemli bir "örnek olay" teşkil etmesine karşın "mutlu son"la bitemedi. Bu olayın bir kez daha tekrarlanmasının hem olanaksız olduğu hem de "doğru" olmadığı kanısındayım. Baskın Oran tüm kampanyası süresince insan üstü bir çaba gösterdi. Tüm mesajlarını kitlenin çok sınırlı bir kesimine kendi bedenini kullanarak verdi. Bu "One Man Show"un yeterli olmadığı görüldü. Bu bakımdan Ufuk Uras kampanyası daha kitlesel ve daha fazla "toplu gösteri" özellikleri taşıyordu. Hocanın da belirttiği gibi "...DP kadroları Ufuk Uras'ın seçimi için bölgede mobilize oldu".
Özgürlükçü sol
Ahmet İnsel'in üçüncü temel saptaması, "Özgürlükçü sol için oyun alanının çok dar olduğu". Bu saptamadaki özgürlükçü sol tanımının ne olduğu çok açık değil. Yazının içeriğinden anlayabildiğimiz "laikçi/otoriter CHP ve etnik kimlik merkezli DTP dışında kalan sol alan..." ifadesi, karşıtını dışlayarak bir tahmin yapmamıza yardımcı olsa da değişimin olası temellerinden birisi olan bu konu üstü kapalı geçilmiş ve pek çok soruyu içinde barındırıyor.
Değerlendirmede "son olgu" olarak ifade edilen "seçmenlerin giderek artan bir bölümünün etnik, dinsel ve mezhepsel kimliklerinden bağımsız, siyasal tercihlerinin sesini dinleyerek oy verdiklerinin ortaya çıkması" yargısına "Emin misiniz hocam?" diye sormak geliyor içimden. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da AKP'ye kayan etnik oyların bir derin okuması mı acaba? Bir dilek ve temenni olarak öyle olmasını dileyelim.
Yazının ÖDP ile ilgili değerlendirmesi hakkında dışarıdan söz söylemek olası değil. Tüm sol partilerin bir dönüşüm gereksinimi duyacakları kestirimine katılmakla yetinelim. Ülke siyasetinde sınıf temelinde örgütlenen bir "sol" parti, bir "sosyal demokrat" parti, bir "liberal" parti olmadığı kesin. Programları birbirinden farksız iki partili bir düzene yuvarlanmaktan kurtulmuş olmamız bu seçimin önemli kazançlarından birisi. Önümüzdeki beş yıl, halk sınıflarının daha güçlü temsili ile durumlarını iyileştirme süreci arasındaki ilişkiyi güçlendirirse taşlar yerine daha iyi oturacak. Bu sürecin örgüt tartışmaları da yine "kadro"lar, emekli kadrolar ve potansiyel kadrolar arasında olacak. "Sol" siyasetin kapıları herkese açık değil mi?
1. 'Sol sesin içeriği değişmeli' Ahmet İnsel, Radikal İki, 5 Ağustos 2007