Ahmet Türk'e atılan yumruk

Ahmet Türk'e atılan yumruk
Ahmet Türk'e atılan yumruk

Ahmet Türk?e atılan yumruk, her durumda ideolojiktir.

Saldırganın sahip olduğu kültürel değerlerin aynısı poliste, jandarmada, savcı ve hakimde de mevcut. Bu değerlerin çoğunu, birçok akademisyen de paylaşıyor. Çünkü bize böyle bir eğitim verildi
Haber: YASİN CEYLAN - yceylan@metu.edu.tr / Arşivi

Ahmet Türk’e atılan yumruğun bireysel mi yoksa örgütlü mü olduğu tartışılıyor. Cevap hangi yönde olursa olsun, asıl verilecek cevabın, farklı ifadeleri olmaktan ileriye gidemez. Çünkü yumruğu atan kişiyi bu eyleme iten saik, her iki durumda da ideolojiktir. Yani inanç ve zihindeki değerlere dayanıyor. Saldırganın Ahmet Türk’le hak ve hukuka dayanan, alıp vereceği hiçbir ilişkisi yok. Belki hayatında, ilk defa yüz yüze geldiği, babası yaşındaki ak saçlı bir insana karşı hissettiği ateşli husumet sebebi, bu zatın “Kürt hakları”, “Kürt kimliği”, “Kürtlere dil ve kültürel haklar” gibi tezleri savunan bir kişi olması. Saldırgan, bu iddiaları meşru bulmuyor ve bunları, siyasi bir kişilik olarak dile getireni, kendince cezalandırıyor.
Şimdi kendimize soralım, inanç ve zihinsel değerler bazında, İsmail Çelik adındaki bu saldırganı, bu eyleminden vazgeçirtecek eğitsel bir donanımı var mı? İnandıklarının zıddı olan iddiaları savunan bir insana tolerans gösterebilir mi? Bunun cevabı, “hayır”. Bu cevap milyonlarca Türk genci için de geçerli. İsmail Çelik, ortaya koyduğu zihniyet ve eylemiyle, etrafta rastladığımız sayısız insanın prototipi. Peki, İsmail Çelik’i bu eylemine sevk edecek zihinsel ve eğitsel donanımı var mı? Bunun cevabı, “evet”. Bu cevap milyonlarca Türk genci için de geçerli. Aynı yumruğu, kenar köşede rastladığımız birçok insan, fırsat bulsa atacaktır. Saldırganın sahip olduğu kültürel değerlerin aynısı poliste, jandarmada, savcı ve hakimde de mevcut. Bu değerlerin çoğunu, birçok akademisyen de paylaşıyor. Çünkü bize böyle bir eğitim verildi. Okuduğumuz hiçbir kitapta “Kürt”ün varlığından bahsedilmedi. “Kürtçe” diye bir dilin varlığından söz edilmedi. Gayrimüslimler dışında Türkiye’de başka azınlıkların da olduğundan kimsenin “resmen” haberi olmadı. Türk eğitim ve hukuk sisteminde “Kürt” kavramının hiçbir anlamı ve hukuki değeri yok. Böyle olunca, İsmail Çelik’in yumruğu sadece “düşman” kategorisine konulacak bir şahsa inmiştir. Bunda da şaşılacak bir şey yok. Ahmet Türk, aldığımız kültürel değerler nokta-i nazırından bir iç düşmandır ve eski tabiriyle bir “dâhili bedhah”tır. Görüldüğü yerde vurulmalıdır! Her Türkün birinci vazifesi düşmanı yok etmektir. İsmail Çelik’in yaptığı, bu görevi yerine getirmekten başka bir şey değil. Nitekim Ahmet Türk’ün düşman sınıfına konmasına, siyasi partilerimiz (iktidar ve muhalefetiyle), mahkemelerimiz, devlet adamlarımız da katkıda bulundular.
 Onun elini sıkmadılar, onu mahkum ettiler ve onu hedef gösterdiler. Hatta ona kiralık ev bile vermediler. Durum böyle olunca, İsmail Çelik’i ta Samsun’da, ayağına kadar gelmiş Ahmet Türk’e saldırmaktan kim alıkoyabilir? Onun yaptığı kahramanca bir eylemdir. İsa peygamber, insanlık adına, asli suçluluğumuzun affı uğruna, hayatını çarmıhta nasıl feda etmişse, Samsunlu İsmail de Türklük ve Türk milleti adına, bu fedakârlığı icra ediyor. Nitekim tutuklandıktan sonra, vurduğu insandan ve Kürtlerden özür dilemek yerine, Türklerden özür diledi. Aslında, İsmail Çelik, aldığı eğitim ve Türk hukukundaki temel kavram ve değerleri kullanarak, kendini beraat ettirebilir. Eğer herhangi bir cihetle ceza alırsa, bu, temel insan hakları veya evrensel hukuk gereğincedir.
İsmail Çelik’i eyleme sevk eden zihinsel donanım, mevcut eğitim ve hukuk sistemimiz, rejimimiz ve dünya görüşümüzden ibaret ise, bu donanımın ürettiği yumruk, hepimizin atacağı bir yumruktur. Dün Ahmet’in yüzünde patladı, yarın başka bir Kürdün yüzüne patlayacaktır. Kürdün yüzüne indirilen yumruk, ne bireysel ne de örgütsel bir yumruktur. O yumruk, yasalarımızın mubah, hatta elzem gördüğü, milyonların hep birlikte indirdiği bir yumruktur.

YASİN CEYLAN: Prof. Dr.