Ailenin birliği ve bütünlüğü

Binbir Gece, Bıçak Sırtı, Yaprak Dökümü... Hitap ettikleri reyting ölçüm grupları da, hikâyeler de farklı. Ama son dönem dizileri birbirine bağlayan baskın bir unsur var; "aile bütünlüğü". Yaprak Dökümü'nde olayların kaynağı, ailenin parçalanması.

Binbir Gece, Bıçak Sırtı, Yaprak Dökümü... Hitap ettikleri reyting ölçüm grupları da, hikâyeler de farklı. Ama son dönem dizileri birbirine bağlayan baskın bir unsur var; "aile bütünlüğü". Yaprak Dökümü'nde olayların kaynağı, ailenin parçalanması. Aliye, Annem ve Bıçak Sırtı'nın meselesi, parçalanmış ailelerin tekrar biraraya gelmeleri. Binbir Gece'de hikâye, anne fedakârlığı üzerine kuruldu. Konuyla ilgisiz dizilerde bile ailenin kutsallığına sık sık gönderme yapılıyor. Peki dünyada farklı bir istikametin örneklerine gün geçtikçe daha çok rastlanırken (Six Feet Under, Desperate Housewives vs.) Türkiye yapımı dizilerdeki bu kutsal aile vurgusunun toplumsal arka planı var mı? Konuyla ilgili sözüne güvendiğimiz akademisyenlere sorduk.

Burçe Çelik (McGill Üniversitesi, İletişim Çalışmaları, doktora üyesi)
'4. Türk Film Araştırmalarında Yeni Yönelimler' konferansında 'Yeşilçam Sineması ve TV Dizilerinde Anlatı Benzerliği' başlıklı bir bildiri sunan Burçe Çelik, aynı devamlılığı dizilerdeki aile vurgusunda da saptıyor.
Ailenin kutsallaştırılması, ille de ailenin olay örgüsünün merkezinde bulunması Türkiye'de popüler kültür ürünlerinde devamlılık gösteren bir durum. Güncel yerli dizilerden, geçmiş yerli dizilere ve Yeşilçam melodramlarına gittiğinizde benzer aile şablonunun karşımıza çıktığını görebiliriz. Her ne kadar değişen aile tipleriyle karşılaşsak da, kanbağıyla bağlanan büyük aile, mekânın birbirine bağladığı mahalle insanlarının oluşturduğu aile vs. bir tür merkez gibidir popüler anlatılarda. Ve her ne kadar olaylar, mekânlar değişim gösterse de, sürekli içi farklı şekillerde doldurulan, geleneksel ile modernin tartışıldığı anlatı formları, popüler yerli diziler. Önce karşıtlıklar kurulur ve o karşıtlıkların içine hapsedilmiş karakterler, anlatının sonuna kadar nasıl bir sentez yapılabileceğini tartışmak için araç olurlar. Tüm bu dizilerde, aileyi bir tür 'ev' gibi düşünebiliriz. Nasıl bir 'ev'dir nihayetinde bizi 'kendimizle' buluşturacak olan, nihayet aidiyet hissedebileceğimiz yer-zaman ve ilişkiler biçimi? Nasıl bir sentezdir, sürekli üretilen karşıtlıkların buluşabileceği? Ailenin olay örgüsünün tarihsel olarak değişmez anlatı platformu olmasının pek tabii, hepimizin izleyiciler, senaristler, oyuncular olarak bir yerden mutlaka ilişki kurabildiğimiz 'evsizlik' hissi ve 'evde hissetme' özlemi ile yakından ilgisi var.

Doç. Dr. Orhan Tekelioğlu (İzmir Ekonomi Üni., İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Böl. Bşk.)
Pop Yazılar: Varoştan Merkeze Yürüyen Halk Zevki'nin yazarı Orhan Tekelioğlu, dizilerdekiaile vurgusunu modernleşme sancılarının tetiklediği görüşünde.
Popüler dizi anlatılarında izleyiciyi 'tavlayan' temaları bulmak hem kolay hem de zor bir iştir. Birbirinden çok farklı diziler (Kurtlar Vadisi'nden Yaprak Dökümü'ne), sosyolojik olarak benzer özelliklere sahip izleyicilere hitap edebiliyor. O halde, dizilerin anlam evreninde kurulan, benzer çağrışımlar üreten ortak bir kültürel metinden söz edilebilir. Bu metnin kaynağı toplumsal kodlar, normatif değerler, kısaca kültürel reflekslerde gizlidir. Diziler, modernleşme sürecinde kültürel değerlerinin altından hızla kaydığını fark eden şehirli insana 'ilaç' gibi geliyor. Örneğin, boşanma istatistikleri tavan yapıyor, dizilerdeki kahramanlar ise iyi bir izdivacın peşinden koşuyor. Boşansa bile, yalnızlığı değil, hakiki aşkı düşlüyor. Yine, işinden bıkkın, ilgisiz anneler yokmuşçasına, dizilerde hep 'fedakâr anneler' oluyor. Hayatta işler iyi gitmese de, dizilerde ruhlar ısıtılıyor, sarıp sarmalanıyor. Yine de şu söylenebilir: İdeolojik olarak diziler, yeni muhafazakârlığın hem taşıyıcısı hem de kaynağı durumundadır. Modernleşme süreciyle boğuşan, parasızlıktan mustarip 'gündelik hayat insanı' yaşamına ideolojik olarak mı, yoksa pragmatik bir perspektiften mi bakar? Asıl soru budur.

Asuman Suner (Bilkent Üni. Öğretim Üyesi)
Asuman Suner Hayalet Ev: Yeni Türk Sinemasında Aidiyet, Kimlik ve Bellek kitabında, sözkonusu filmleri şekillendiren türlü endişeleri irdelemişti. İşin dizi ayağını sorduğumuzda, yekpare bir resim çizmektense farklılıkların peşine düşülmesi gerektiğini düşünüyor.
'Aile birliği' genelde temel alınıyor. Yine de popüler kültür ürünlerine bakarken, bunların ideolojik mesajlarını yekpare şekilde değerlendirmek yerine, aradaki nüanslara, küçük detaylara, metnin içindeki çatlaklara, sızıntılara bakmak daha ilginç bir okuma yöntemi olabilir. Dizilerin hemen hepsinde aile birliği temel alınıyor, aile kutsallaştırılıyor, doğru. Ama hepsi bunu aynı biçimde yapıyor diyemeyiz sanıyorum. Asmalı Konak gibi son derece ataerkil, hiyerarşik, otoriter, erkek egemen bir aile modelini estetize eden bir diziyle sözgelimi, İkinci Bahar ya da Yeditepe İstanbul gibi bir yandan aile bağının altını çizerken, bir yandan da farklı aile ve aidiyet tasavvurlarını gündeme getiren diziler arasındaki farklılıkları gözetmek, bunları anlamlandırmaya çalışmak önemli görünüyor.

Erman Ata Uncu