AKP Aleviliği keşfediyor

Diyanet bütçesi görüşülürken Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu'nun kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtlar hükümetin Aleviliğe bakışının değiştiğine işaret ediyor.
Haber: YÜKSEL IŞIK / Arşivi

Diyanet bütçesi görüşülürken Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu'nun kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtlar hükümetin Aleviliğe bakışının değiştiğine işaret ediyor. Yazıcıoğlu, "Aleviliğin ne olduğu konusunda, ... (ş)imdiye kadar, biz, kendilerine bir tanım biçmeye çalıştık, fakat bu yerli yerine oturmadı, ancak, şimdi, kendilerinin ne olduğunu, dini kimliklerinin ne olduğunu ortaya koyabilirlerse, çözüm de o ölçüde kolaylaşacaktır" diyor. Yazıcıoğlu'nun, "Camiler dernekler vasıtasıyla yapılıyor. Cemevlerinin de ...aynı şekilde yapılmasında bir mahzur olduğu kanaatinde değilim" sözleri, resmi bir yetkilinin ağzından ilk kez dile gelmesi açısından önem taşıyor.
Bir yıl önce Diyanet'in 2007 bütçesi görüşülürken, dönemin Devlet Bakanı Mehmet Aydın'ın, "Şu anda dersem ki, eğer 'Cemevi, evet, ibadethanedir' başıma hukuki bir dert açarım" sözleri dikkate alınırsa Yazıcıoğlu'nun ifadeleri fazlasıyla önem arz ediyor. Üzerinden bir yıl bile geçmeden aynı AKP'nin geleneksel tabanının hassasiyet gösterdiği bir konuda kullanılan dilin kişisel olmadığına işaret ediyor. Nazif İflazoğlu'nun, AKP'nin cemevlerine maddi destek sağlamak ve yasal statüye kavuşturmak için çalışmalara başladığı haberi de, bu saptamayı doğruluyor (Radikal, 2.11.2007). Böylece, cemevi yaptırma derneklerinin ibadet yeri olarak tahsis edilen arsalara cemevi yapılabilmesi için yaptığı başvuruların önündeki Diyanet İşleri Başkanlığı'nın vermiş olduğu vicdanları sızlatan görüşün maddi zemini de ortadan kalkmış oluyor.
AKP'nin bakışı
AKP'nin Aleviliğe bakışındaki bu değişim sinyali, evrensel laiklikle uyumlu bir sürecin de önünü açacağa benziyor. Zira, dinin toplumsal hayatta oynadığı rol dikkate alınırsa, inandıkları dini farklı yorumlayan, farklı ritüelleri bulunan ve hatta aynı anlama gelseler de ibadet yerlerini farklı isimlerle adlandıran inanç gruplarını bir kalıba dökmenin laikliğe aykırı bir tutum olduğu, inkârın yok saymanın sonuç vermediği anlaşılmış bulunuyor. Yazıcıoğlu'nun bu çıkışı, esasen, AKP'li Özbayrak'ın tartışmalara yol açan Alevilik-Satanistlik karşılaştırmasına da kaynaklık eden kültürel arka planın yanlışlığının kabulü anlamına geliyor. Açık ki devletin bir dini inanışın yanında pozisyon tutarak, diğer inançlara ve dinsel yorumlara uzak durması yurttaşlarını da, milletvekili bile olsalar, Özbayrak örneğinde olduğu gibi, başka inanışlara karşı yanlış yönlendirmesine yol açabiliyor. Görünen o ki, herhangi bir dinin Ortodoks söyleminden uzaklaşıp o dine ilişkin heterodoks yorumların yapılmasının, o yoruma inananları ilgilendirdiğine ilişkin laikliğin temel argümanının AKP içinde de kavranmaya başladığı anlaşılıyor.
Yazıcıoğlu'nun, bir inanca yönelik dışarıdan yapılan tanımlamaların yarattığı mağduriyeti (belki de türban olayı nedeniyle) fark ettiği anlaşılıyor. Aleviliğin ayrı bir din olup olmadığı tartışması bir yana, kendi yorumlarına göre benimsedikleri dinin ritüellerini yerine getirdikleri mekânı cemevi olarak adlandırdıkları ve bu mekânlara, tıpkı camilere sağlandığı gibi arsa tahsisi yapılmasını istedikleri biliniyor. Bugüne dek devletin bizzat Diyanet üzerinden dile getirdiği resmi görüş nedeniyle cemevlerine ibadet yeri alanı tahsis edilmesi engellenmişti. Oysa cemevi ile cami kavramlarının sözlük anlamı itibarıyla "toplanılan yer" anlamına geliyor olması da, her ikisinin de aynı amacı taşıdığını gösteriyor. Dolayısıyla bugüne dek, farklı ritüeller üzerinden aynı amacı gerçekleştiren topluluklardan birini diğerine tercih etmiş bulunan resmi konseptin Yazıcıoğlu'nun ağzından üstü kapalı özeleştiri yaptığını söylemek abartı olmaz.
Osmanlı'dan alınan dine dair kurumların adlarının değiştirilerek devam ettirilmesinin somut bir örneği olan Diyanet'in, esas olarak, toplum üzerindeki etkisi tartışmasız olan dini kontrol altında tutmayı amaçladığı biliniyor. İslam'ın Sünni yorumunu kendisine dayanak yapan devletin, böylece yurttaşlarının bir bölümünün inançlarını dışlamayı, yok saymayı tercih ettiği ve hatta o inanca dair negatif söylentilerin yaygınlaştırılmasına zemin hazırladığı anlaşılıyor. Aleviliğe ilişkin Osmanlı döneminin kalıntılarının Maraş'tan Sivas'a kadar çok çeşitli toplumsal problemlerin oluşması sürecini ajite ettiği gözönüne alınırsa, önyargıları ortadan kaldıracak sahici bilgilerin dile getirilmesi için, Alevilerin kendilerine dair tanımların referans alınacağının dile getirilmesi önem kazanıyor.
Diyanet ne yapacak?
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dayandığı yasanın, hem içeriği itibarıyla hem de yasanın bir bölümünün 1974'te Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle bir dizi eksiklikleri bulunuyor. Bu eksikliğin başında, laik olduğu savunulan bir devletin din işlerinden sorumlu bir kuruma sahip olması geliyor. Ancak, Diyanet'in kuruluş yasasının görev tanımı, bütün dinlere mesafeli durması gereken devletin bir dini diğer dinlerden, İslam'ın bir yorumunu diğer yorumlardan daha fazla önemsediğine işaret ediyor. Örneğin camilerin idaresine kadar Diyanet'in yetkilendirilmesi, özgürlükçü laiklikle çeliştiği gibi devletin bir dinin ve o dine ait bir inancın diğer din ve inançlara fiilen üstünlük kurmasına da kapı araladığını kanıtlıyor.
Dinin toplum açısından taşıdığı önem nedeniyle laikliğin dünya tarihsel deneyimi, devletin inançlara karşı tarafsızlığını gerekli kılıyor. Cumhuriyet'in 84 yıllık tarihinin, tarafsızlığı, yasaklamak olarak yorumladığı biliniyor. Cumhuriyet'in 84 yıllık tecrübesiyle Yazıcıoğlu'nun çıkışı karşılaştırıldığında, anlaşılıyor ki, AKP bir yol ayrımında. Bu noktaya gelinmesinde AKP'nin Alevi kontenjanından milletvekili yaptığı tarihçi Reha Çamuroğlu'nun bir rolünün olup olmadığı bilinmemekle birlikte, bu süreci, Yazıcıoğlu'nun vurguladığı gibi, "bir zıtlaşma unsuru değil de bir zenginlik olarak algılama(k)"gerekiyor.
Herkesin inancına uygun ibadet ve ritüelleri yerine getirmesi ve(ya) inançsızların inançsızlıklarına ilişkin güvence sahibi olması, çoğunluğun dini inancından farklı inançların da nihayetinde bir inanç olduğunun kabulü laikliğin temelini oluşturuyor. Bütün bunlardan sonra Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, cemevi için arsa tahsisi yapılması konusunda üstlendiği uzman kuruluş rolü nedeniyle verdiği olumsuz görüşleri, sorumlu Devlet Bakanı'nın görüşleri doğrultusunda değiştirip değiştirmeyeceği merak konusu, bekleyip göreceğiz.