AKP, DTP ve seçimler

AKP ve DTP açısından seçim sonuçlarını tartışabilmek için, hem siyasi İslam'ın hem de Kürt sorununun ve hareketinin 1980'den sonra geçirdiği değişimi ve dönüşümü...
Haber: ORHAN MİROĞLU / Arşivi

AKP ve DTP açısından seçim sonuçlarını tartışabilmek için, hem siyasi İslam'ın hem de Kürt sorununun ve hareketinin 1980'den sonra geçirdiği değişimi ve dönüşümü, bu iki siyasi akıma karşı cumhuriyetçi elitlerin geliştirdiği konseptleri hesaba katmak ve hatırlamak gerekiyor. AKP'nin başarısını, siyasi İslami kimliğin son 20 yıllık serüveninden soyutlayıp anlamak imkanı olmadığı gibi, yine devletin son 20 yılda Kürt sorununda oynadığı rolü hesaba katmadan DTP'nin uğradığı başarısızlığı anlamanın da olanağı yok.
Cumhuriyetçi seçkinlerin, kurdukları ulus-devletin siyasal birliğini sağlamlaştırmak için Cumhuriyet tarihi boyunca toplumdan talep ettikleri iki husus oldu: Laikleşme ve ulusal birlik. Oysa toplumun önemli bir kesimi, asker-sivil bürokrasisinin kendisinden beklediği gibi, devletin çizdiği sınırlarda bir laikleşmeyi ve Türkleşme temelinde bir ulusal birliği benimsemedi. Tersine, hem İslami siyasallaşma talepleri hem de etno-kültürel taleplerle siyasal gündeme gelmeyi tercih etti ve bu taleplerin mücadelesini son 25 yılda bugün AKP ve DTP'nin temsil ettiği partilerde sürdürdü. DTP ve AKP'nin -bu siyasal mücadelenin sonucu olarak-, bugün özellikle doğu ve güneydoğuda rakip iki parti haline geldiğini, Cumhuriyetle yaşıt CHP'nin ve merkez sağın en önemli partisi olarak DP'nin bölgede tamamen siyaset sahnesinden silindiğini görüyoruz. 2002 seçimlerinde çevreyi temsil eden AKP, 22 Temmuz seçimlerinde merkeze oturmuş bulunuyor.
1980'den sonra Özal'ın öncülük ettiği ve 1993'e kadar süren neoliberal politikaların sonucunda gelişen ve kurulan yeni siyasal alanlarda Kürt siyasal ve kültürel kimliğinin inşasını mümkün kılacak koşullar oluşamaz ve Kürt hareketi 12 Eylül'ün yarattığı ortamda, 70'li yıllarda içine girdiği demokratik mecrasından hızla uzaklaşıp şiddet temelinde kendini yeniden örgütlerken; aynı dönem, siyasal İslam'ın kendini inşa edebileceği alanlarla buluştuğu bir dönem oldu. Üstelik kavgasız, sancısız, değişerek ve değişime uğramayı kabul ederek...
Siyasi İslam'ın 1980'li yıllardan sonra gerçekleştirdiği atılım, İslami sermayenin artık giderek büyüyen gücü ve bu gücün, okullara, medyaya, yönelmesi sayesinde oldu. Süleymancılar, Nakşibendi-Sufi tarikatlar, Fethullah Gülen ve Bediüzzaman Said Nursi hareketleri İslami siyasal kimliği besleyen temel akımlar oldular. Bu İslami akımların Kürt toplumunda da çok güçlü olduklarını ifade edelim. Türkiye'de, sadece Nurcular olarak bilinen Nur hareketinin mensuplarının sayısı beş ile altı milyon arasında değişiyor. Dolayısıyla Nur hareketi ve onun sosyal etkisi gerektiği şekilde anlaşılmadan Türkiye'de İslami kimlik hareketinin barışçı ve tedrici mobilizasyonu kavranamaz (Hakan Yavuz, Modernleşen Müslümanlar, Kitap Yayınevi, s: 25.)
DTP'nin hesaplayamadığı
DTP'ye gelince. Bu parti, seçimlerde, çeyrek yüzyıldır, Kürt toplumunun kentlerde ve kırsal alanlarda uğradığı toplumsal ve siyasal değişimi hesaba katmadı. Bölgede devlet-yurttaş ilişkilerinin kazandığı yeni boyutu görmezlikten geldi. Sivil toplumun etkinliğini ve gücünü siyasetin demokratikleşmesi yönünde bir imkan olarak kullanmanın mekanizmalarını harekete geçiremedi. Kendi aydın ve entelektüel zümresiyle yok denecek kadar zayıf olan ilişkilerini yeniden kurmanın gereğine inanmadı. Partinin büyümesi önündeki engellerin başında gelen siyasal şiddet olgusu, yine bu hareketin statüko açısından yaşadığı ve çeşitli uygulamalarla hep gündemde tutulan 'meşruiyet' sorunu, peşpeşe kapatılan partiler, partinin kurumsallaşmasını imkansız hale getirdi. Savaşın yarattığı yoksulluk, işsizlik gibi sonuçlar, devletin son 25 yıllık müdahaleleriyle birlikte düşünüldüğünde, DTP'nin seçimde uğradığı oy kaybının temel sebepleri daha iyi anlaşılır.
İşte bu siyasal konseptte halk, bu seçimlerde AKP'ye bir kez daha iktidar olma fırsatı verdi.
Şimdi, AKP'nin önünde zorlu bir süreç var. En büyük zorluk, Kürt sorununda ve doğu-güneydoğudaki siyasi hayatın sivilleşmesi ve demokratikleşmesinde yatıyor. AKP'nin yöneticilerinin buradaki toplumla, halkla ilişkileri adil ve demokratik değil ve çok da sorunlu. Seçimlerde Batman'da ve birçok ilde halktan oy istenirken incitici ve yaralayıcı yöntemlere başvuruldu diye yazınca, Batman milletvekili Sayın M. Emin Ekmen, Radikal'de bana bir cevap yazdı. Kendisini, ailesini ve partisini itham ettiğimi ifade etti. Birçok suçlama var yazıda, geçeceğim.
Sayın Ekmen, bir hukukçu, kamu hukuku alanında da ihtisas yapıyor ama seçimlerin adil yapılmadığını söylemeyi bile neredeyse yasaklayabilecek bir zihniyete sahip. 'Mersin Seçim Vakası' başlıklı yazımda yaşanan adaletsizlikleri yazmıştım. Yazıyı komplo teorisi olarak değerlendiriyor. AKP ve CHP'nin son anda 429 oyla bağımsız adayları birleşik oy pusulasına koymalarının yarattığı sonuçlar, DTP'nin oy aldığı Mersin merkez ve Tarsus ağırlıklı 19.000 civarında oyun geçersiz sayılması ve 1999'da HADEP'in kazandığı belediyenin üç gün süren bir operasyondan sonra DSP'ye verildiğini yazmak evham ve komplo teorisi üretmek midir?
12 Ağustos günü, kendisiyle Hürriyet için yapılan söyleşiden şunları okuyoruz: "Üç yılı aşkın süredir, 'şartlı nakit transferi' adı altında bir çocuk yardımı var. 0-6 yaş grubundaki çoçuğunu her ay sağlık ocağına götürmesi ve 6-18 yaş arasındaki çocuğunun okula devamsızlık etmemesi kaydıyla devlet para ödüyor, üç ayda bir, 500-600 milyon civarında. Bölgedeki kadın oylarının tamamına yakınını aldık. Çünkü bu parayı babaya değil anneye verdik. Batman'da 2002 seçimlerinde yüzde beş oy aldığımız DTP'nin kalesi varoşlardaki oy oranımız bu sayede yüzde 25 ile, 75'lik bir orana ulaştı. Hele varoşlardaki kadın oylarının neredeyse tamamını aldığımızdan eminim".
Bu nakit yardımı Batman'da son altı ayda dağıtılmadı. Ve seçimlere 15 gün kala dağıtım yeniden yapıldı. Yemin karşılığında verilen buzdolaplarının ise ayrı bir öyküsü var. Sel felaketine uğrayanlar için yardım olarak toplanan bu malzemeler 7-8 ay Batman tekel ambarlarında tutulduktan sonra, AKP il örgütünün Valiliğe verdiği listeler doğrultusunda seçim öncesi halka dağıtıldı.
Bir sosyal yardımı -üstelik kaynağı AB ve DB fonları- oy için kendi halkına karşı kullanan bir politikacıya ve bir partiye ne demeli? Bu yapılanın ne siyasal ne hukuki bir meşruiyeti var. Partinin il başkanlarının aynı zamanda vali olduğu dönemler geride kaldı. Seçim sürecinde hiçbir resmi sıfatınız olmamasına rağmen -sadece AKP il başkanı- devletin sosyal yardımlarını kontrol edebiliyor ve dağıtımını da siz yapıyorsunuz sayın vekil!.. Yazınızda, karşınıza yaşlı bir kadın çıktığını ve 52 derece sıcak olduğu için ona bir buzdolabı almak zorunda kaldığınızı söylerken hiç inandırıcı değilsiniz. Çünkü vaat ettiğiniz buzdolaplarının bir kısmı verilmeyince, 'hak sahiplerinin' partinizin il binasını bir süre işgal ettiğini ve burada muhatapsız kaldıklarını kamuoyu çok iyi biliyor.
Güneydoğuda siyaset, bu tarzla değişmeyecek ve güneydoğuda sivilleşme ve demokratikleşme süreci bu tarzla bir ilerleme kaydedemeyecek. Açlıkla terbiye edilen bir halkın trajedisi de bu siyaset anlayışıyla bitmez.
Ve Sayın Ekmen, inanın siz böyle bir siyaset tarzını sadece hayatı OHAL uygulamaları içinde geçen Kürt yurttaşlara karşı uygulayabilirsiniz, başka hiçbir yerde değil. Mesela başka bir şehirde, ev ev dolaşıp oy isterken, evde 'ihtiyaç tespiti!' yapamazsınız. Size bunun çok onur kırıcı ve oyunu özgürce kullanmak gibi temel yurttaşlık hakkına açık bir saldırı ve ihlal olduğunu hatırlatırlar. Benim yaptığım da bu sadece.