AKP niye kazanıyor?

DYP-ANAP birleşme girişiminin siyasal sefalet düzeyinde bir başarısızlıkla sonuçlanması, bir taraftan, hem ANAP'ın ve başkanının Türkiye siyasi tarihinden silindiğini hem de ismi Demokrat Parti olan DYP'nin ve başkanının da yüzde 10 barajına takılarak seçimler sonrası aynı sona gideceğini gösteriyor.
Haber: E. FUAT KEYMAN / Arşivi

DYP-ANAP birleşme girişiminin siyasal sefalet düzeyinde bir başarısızlıkla sonuçlanması, bir taraftan, hem ANAP'ın ve başkanının Türkiye siyasi tarihinden silindiğini hem de ismi Demokrat Parti olan DYP'nin ve başkanının da yüzde 10 barajına takılarak seçimler sonrası aynı sona gideceğini gösteriyor. Diğer taraftan bu başarısızlık aynı zamanda şu anlama da geliyor: Bugün Türkiye'de merkez sağın tek partisi AKP'dir ve AKP'nin bu kimliği 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrasında gerek akademik ve kamusal tartışma içinde, gerekse de toplumun farklı kesimleri için yaygınlaşacak ve derinleşecek. Türkiye, bu seçimle, merkez sağ siyasal aktörünü ve siyasal ideolojisini bulmuş ve yaratmış olacak. Merkez sağ kimliği ve bu kimliği güçlendiren serbest pazar normları ile geleneksel ahlaki değerleri eklemleyen hareket tarzıyla AKP, bu seçimle ve seçimde elde edeceği oy oranıyla ideolojisi, yapısı ve toplum içi algılanması milli görüş hareketine indirgenemeyecek bir merkez sağ partisi olduğunu pekiştirecek ve bu alanın tek ve en güçlü partisi olarak kendisini topluma sunacak.
Son günlerde yapılan farklı kamuoyu araştırmalarını değerlendirdiğimiz zaman görüyoruz ki, bu araştırmalar, sadece AKP'nin seçimlerde birinci parti olarak çıkacağını göstermiyor. Daha önemlisi, bu araştırmalarda AKP'nin alacağı yüzde 35-40 oy oranıyla parlamento çoğunluğuna sahip hükümet kurmak için yeterli 305-315 arası milletvekiline de sahip olacağı ortaklaşa kabul ediliyor. Diğer bir deyişle, son iki haftalık dönem içinde Türkiye'yi sarsacak çok büyük ve vahim gelişmeler ve olaylar olmadığı sürece, 23 Temmuz 2007 sabahı yeni bir AKP hükümetine doğru giden Türkiye tablosuyla karşılaşacağız. Belki AKP Cumhurbaşkanı seçimi için gerekli 367 milletvekiline sahip olamayacak ve genel seçim sonrası yaşanacak bu seçimde diğer parti ya da partilerle uzlaşmak zorunda kalacak, ama bu durum AKP'nin, Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı en olağandışı ve rejim krizi/siyasal kaos içinde geçmekte olan genel seçimlerdeki başarısını gölgeleyemeyecek.
Son iki yıldır, ama özellikle 2007 yılı içinde, (a) hem CHP, MHP, DYP, ANAP, DSP, Genç Parti, Hür Parti, İşçi Partisi ve diğer muhalefet partilerinin, hem silahlı kuvvetler ve yargı gibi devlet kurumlarının, hem de başta üniversiteler olmak üzere belli sivil toplum kuruluşları tarafından örgütlenen mitinglerin sürekli kullandıkları "rejim ve terör endeksli" sert eleştiriye rağmen, (b) Sevgili Hrant Dink'in katledilmesiyle siyasi gündemin göbeğine oturan ve Malatya vahşeti ile devam eden siyasi cinayetlere rağmen, (c) PKK saldırılarında öldürülen şehitlerin cenazeleri ve bu cenazelerin belli ölçüde AKP hükümeti karşıtlığı temelinde siyasallaştırılmasına rağmen, (d) son dönemde en az iki kere gündeme düşen hükümet karşıtı e-muhtıralara rağmen, (e) Kuzey Irak sorunu temelinde seçim ortamının ve tartışmasının terör ve sınır ötesi harekat tartışmalarına odaklandırılması ve bu bağlamda seslendirilen hükümet eleştirilerine rağmen, AKP'nin, 22 Temmuz 2007 seçiminden birinci parti olarak, hatta parlamento çoğunluğunu kurabilecek bir oy oranıyla çıkma olasılığını nasıl açıklamalıyız? Eğer AKP, yukarıda sıraladığımız aktörlerin sürekli dillendirdiği gibi, Türkiye'nin laik cumhuriyet rejimi için en önemli tehlike ve ülkenin tüm dengelerini altüst eden terör sorununun çözümünde en önemli engel ise, nasıl oluyor da bu korkular içinde yapılan 22 Temmuz 2007 seçiminde birinci parti olma ve tek başına hükümet kurma kapasitesi taşıyabilecek bir oy oranına ulaşabilme şansına sahip olabiliyor? Bugün "rejim ve terör endeksli" bir güvenlik ideolojisini seslendiren devlet-merkezci siyasete soyunmuş aktörlerin birleşmeleri ve ortak eleştirileri karşısında AKP'nin farklı kamuoyu araştırmalarının ortak noktası olan seçim başarısı olasılığını nasıl düşünmeliyiz?
Bu sorulara nasıl yanıt vereceğimiz çok önemli, çünkü verilecek yanıt seçim sonrası Türkiye'nin nereye gideceğini, nasıl bir siyasal atmosfer ve tartışma içine gireceğini belirleyecek. Eğer bu sorulara yanıtımızı "devlet-toplum karşıtlığında" verirsek, devlete karşı toplumu eğitimsiz, yanlış sınıf bilincinde olan ve doğru olanı kavrayamayan bir kitleye indirgersek ya da devleti bir bütün olarak otoriter bir nitelikte görüp toplumu bu otoriterliğe karşı erdemli ve mağdur olanın yanında bir niteliğe yükseltirsek hata ederiz.
Ekonomik vizyon şart
Bugün AKP'nin, kendisine karşı yürütülen yoğun ve çok aktörlü rejim-terör endeksli eleştiriye rağmen, 22 Temmuz 2007 seçiminde elde etme olasılığı yüksek görünen başarısı, devlet-toplum karşıtlığından ziyade, birbiriyle bağlantılı iki nedene dayanıyor. Bunlardan ilki, rejim-güvenlik endeksli AKP eleştirisinin, Türkiye'nin güvenlik kadar önemli olan diğer sorununu gözardı etmesidir. Bu alan, ekonomik kalkınma, özellikle yoksulluk, işsizlik, sağlık ve eğitim alanlarını içeren insani kalkınma sorunudur. Bu alan, demokratikleşme ile ekonomik kalkınmanın kesiştiği sürdürülebilir ekonomik kalkınma alanıdır. Bu alanı bugün AKP ve onun "topluma hizmet" stratejisi kapatıyor. 2002-2007 AKP dönemi eleştirisini ekonomik düzeyde yapmayan, Türkiye'yi sürdürülebilir ekonomik kalkınma sürecine AKP'den daha iyi ve güçlü yönlendirecek iddiaları olmayan, yoksulluğa, işsizliğe karşı mücadelede, eğitim ve sağlık alanlarında ekonomik politikalar üretmeyen, başta CHP olmak üzere siyasi partilerin, bu seçimlerde başarılı olamayacaklarını görmek bize şu gerçeği işaret ediyor: Türkiye'yi yönetme iddiasında olan siyasi partilerin teröre karşı mücadeleyle birlikte, sürdürülebilir ekonomik kalkınma vizyonları da olmalıdır. Böyle bir vizyonu olmayan siyasi partiler, teröre karşı mücadelede de insani durumu yadsıyorlar, sadece devlet-merkezci bir dil üretiyorlar. Bu nedenle AKP, başta CHP olmak üzere diğer partilere göre, özellikle ekonomik düzeyde, seçime daha hazır, daha donanımlı bir parti görünümünde oluyor ve bu alanda Türkiye'yi yönetme iddiasında olan tek parti olduğu algılamasını toplum içinde yaratıyor ve yaygınlaştırıyor.
Bu noktada, ikinci nedene de geliyoruz. Olağanüstü koşullarda bir seçim dönemi yaşayan Türkiye'de, rejim ve terör ekseninde ciddi eleştirilerle karşılaşan AKP, seçime en hazırlıklı parti olmasıyla, "teröre karşı mücadele-ekonomik büyüme temelinde" geliştirdiği seçim stratejisiyle ve partisine davet ettiği isimlerle kendisini merkez sağın tek ve güçlü partisi olarak topluma sunarken, buna karşın merkez sol parti konumunda olması gereken CHP'nin, 2002-2007 AKP hükümeti döneminde olduğu gibi, 22 Temmuz 2007 seçim sürecinde de "etkili bir sosyal muhalefet" yapamaması, AKP'nin başarısında önemli bir rol oynuyor. Daha açarsak, (i) AKP'nin seçim hazırlığına karşın CHP, cumhurbaşkanlığı seçimi ve terör sorununda yaptığı AKP eleştirisi dışında kendisini seçime hazırlamamış bir görünümde. Dahası (ii) CHP, özellikle sürdürülebilir ekonomik kalkınma temelinde AKP'den daha iyi geliştirilmiş hiçbir sosyal adalet politikasına sahip olmayan bir manzara sergiliyor. En önemlisi de, (iii) CHP toplum içinde, özellikle demokratikleşme alanında, giderek tepkici milliyetçilik temelinde hareket eden, demokrasiden uzaklaşan bir parti imajında. Ve son olarak, (iv) ekonomik politikalardan ve vizyondan yoksun, rejim ve terör ekseninde AKP eleştirisi yapan CHP kendisini, Türkiye'yi iyi ve adaletli yönetme iddiasında bir parti olarak değil, aksine seçimlerde ikinci parti olmaya razı ve ancak MHP ile koalisyon ittifakı kurarak iktidara gelme olasılığını zorlayan bir parti olarak topluma sunuyor. Bu anlamda, seçim döneminde CHP, AKP'ye alternatif bir Türkiye vizyonu sunmayan, Türkiye'yi AKP'den daha iyi yönetme iddiasında olmayan ve merkez solu boşaltıp kendisini tepkici milliyetçilikte konumlayan bir strateji ve görünümde hareket ediyor. Bu anlamda da, CHP giderek kitle partisi olma niteliğinde çıkan ve ideoloji partisi olmaya doğru giden bir niteliğe bürünüyor. İdeoloji partilerinin seçim kazanması mümkün değildir.
22 Temmuz 2007 seçimine Türkiye olağanüstü koşullarda gidiyor. Buna rağmen, toplumsal akıl, teröre karşı mücadele ile sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı beraber ve ilişkili gören bir siyasi parti ve hareket istiyor. Bu istenci anlayan AKP kendisini merkez sağın tek ve güçlü partisi olarak konumluyor. Buna karşın, toplumsal aklı temsil edecek, terörle mücadele-sürdürülebilir ekonomik kalkınma ilişkisini demokratikleşme ekseninde yaşama geçirecek, sınır ötesi operasyonlar yerine toplumsal barışın ve beraber yaşamanın zeminini vatandaşlık hakları, özgürlükleri ve sorumlulukları temelinde arayacak bir sol aktör ve alan bugün bomboş. Başta Baskın Oran olmak üzere bazı bağımsız milletvekili adayları, ellerinden geldiği kapasitede bu alanı doldurmaya, bu dili seslendirmeye çalışıyorlar. Ama merkez sol boşlukta ve aktörünü arıyor. Böyle olduğu sürece, seçimler AKP'nindir.

E. FUAT KEYMAN: Koç Üniversitesi