AKP ve muhafazakâr demokrasi

''Deniz ne renktir?" sorusuna yanıtımız genelde mavi, yeşil, kızıl olur. Bu renklere bağlı olarak, denize anlamlar yükleriz, bize romantizm, hüzün, coşku, derinlik vb duyguları verir, denizi bu temelde yaşarız, onunla girdiğimiz ilişki bu duygular yoluyla olur.
Haber: E. FUAT KEYMAN* / Arşivi

''Deniz ne renktir?" sorusuna yanıtımız genelde mavi, yeşil, kızıl olur. Bu renklere bağlı olarak, denize anlamlar yükleriz, bize romantizm, hüzün, coşku, derinlik vb duyguları verir, denizi bu temelde yaşarız, onunla girdiğimiz ilişki bu duygular yoluyla olur. Fakat, gerçekte deniz renksizdir, almış olduğu renkler belli nesnel veriler içinde farklılaşır. Ama bu gerçek, denizle ilişkimizi, onun yaşamımızdaki yerini ve anlamını değiştirmez. Ünlü Fransız düşünürü Louis Althusser, bu anlamda, ideoloji ile bilim arasına bir ayrım koyar. İdeolojik bilgiye yaşanmakta olan bir ilişkiye ve bu ilişkinin anlamsal kuruluşuna dair bilgi derken, bilimsel bilgiyi de yaşanılan ilişkilerin görünümlerine dair bilgilerin gerisinde/ötesinde yer alan, öze dair nesnel bilgi olarak tanımlar. Denizin mavi olması ideolojikken, renksiz olması bilimseldir. Bu ayrım bizi kesinlikle ideolojik bilginin önemli olmadığı gibi bir yanılsamaya götürmemelidir. Aksine, ideolojik bilgi benliğimizin kuruluşu ve toplumsal ilişkiler üzerindeki etkileri bağlamında çok önemli ve ciddi bir etki gücüne sahip bir bilgidir; bizim çevremizle, doğayla ve farklı olan kimliklerle girdiğimiz ilişkilerin temel kurucu öğelerinden biridir. Bilimsel bilginin nesnelliği, ideolojik bilginin etki gücünü engelleyemez.
Üçüncü yol ve sosyal demokrasi
Kavramların taşıyabileceği bu ideolojik etki gücünü çok iyi algılayan
İngiliz İşçi Partisi, 1980'li yıllarda oluşmuş, neoliberal serbest pazar ideolojisini yaşama geçirmiş ve yıllarca sürmüş Thatcher yönetimindeki Muhafazakâr Parti hegemonyasına, Blair yönetiminde "üçüncü yol" kavramıyla son verdi. Üçüncü yol kavramı, kuramsal düzeyde, serbest pazarı kabul eden, devleti etkili bir yönetim kurumuna dönüştüren ve sosyal adalet sorunlarına sadece sınıf temelinde değil, kimlik ve katılım temelinde de yaklaşan bir yönetim anlayışını niteliyordu. Kavram, bu kuramsal içerik içinde tartışıldı, eleştirildi, sosyal demokrasinin sağa kayması olarak nitelendi. Bu eleştiriler hâlâ devam ediyor. Ama üçüncü yol kavramının bu eleştirileri, hiçbir zaman kavramın ideolojik gücünü etkileyemedi. Üçüncü yol kavramı yoluyla, İşçi Partisi toplumun farklı kesimleriyle organik bağ kurdu, neoliberalizme alternatif bir toplum vizyonunu gündeme getirdi ve siyasi merkezi yeniden kurma amacını güttü. Üçüncü yol, ilk önce İşçi Partisi'nin seçimi kazanmasını sağladı, partiye siyasi merkezi yeniden kurma olanağı verdi, daha sonra da partinin gücünü hegemonyaya dönüştürme sürecini başlattı. Dahası, üçüncü yol kavramının, sosyal demokrat bir partiye yeni bir kimlik verme, partinin toplumla bağ kurmasını sağlama ve siyasi merkeze sahiplenme sürecini başlatma temelindeki ideolojik ve stratejik gücü, kavramın Avrupa'da ve ABD'de, hatta AB ve Dünya Bankası gibi uluslararası örgütlerde de kullanılmasını ortaya çıkardı. Bugün, artık "küresel üçüncü yol" kavramından bahsediyoruz. Bu yaygınlaşma da kavramın ideolojik etki gücüyle ilişkili. Üçüncü yol kavramına yapılan kuramsal eleştiriler, belli oranda haklı olsalar da, kavramın ideolojik gücünü etkileyemedi.
AKP ve muhafazakâr demokrasi
İşçi Partisi'nin başarısına benzer bir örneği de bugün Türkiye'de yaşıyoruz. AKP muhafazakâr demokrasi kavramını Türkiye'nin gündemine sundu. Muhafazakâr demokrasi, AKP'nin kolektif siyasal kimliğine ve toplum yönetim tarzına anlam verecek bir kavram olarak gündeme getirildi. Bu kavramı tartışmaya başladık ve tartışma sürecek. Yukarıda yaptığım öneriler ışığında, benim altını önemle çizmek istediğim nokta şu; muhafazakâr demokrasi kavramının öneminin sadece kuramsal ve analitik içeriğiyle birebir ilişkili olmadığını, aksine bu önemin kavramın AKP'nin toplumun farklı kesimleriyle organik bağ kurma sürecinde oynayacağı ideolojik rolle ilişkili olduğunu algılamayız. Muhafazakâr demokrasiyi kuramsal temelde eleştirebiliriz, ama kavramın AKP için oynadığı ideolojik ve stratejik ikili önemi unutmamalıyız.
Birincisi, muhafazakâr demokrasi AKP'nin ılımlı İslami kimliği geri plana atarak, partiye toplumun farklı kesimleriyle muhafazakâr bir siyasal kimlik temelinde organik bağ kurma olasılığını verecek. Muhafazakâr kavramının taşıdığı muğlaklığı gözönüne alırsak, bu kimlik İslami kesimler için dinsel temelde, ekonomik aktörler için ahlaki girişimcilik olarak ve Anadolu'nun farklı yerlerinde geleneklere bağlılık ya da yerellik ekseninde tanımlanacak. Böylece, AKP toplumun farklı kesimleriyle organik bağ kurarken, bu kesimler arasındaki beraberliği de muhafazakârlık temelinde oluşturabilecek ve meşrulaştıracak. Muhafazakâr demokrasi ideolojik etkisi bağlamında güçlendikçe, AKP'nin de toplum içinde yaygınlaşma ve toplumsal ilişkilere anlam verme gücü de artacak.
İkincisi, muhafazakâr demokrasi kavramının ideolojik ve stratejik önemi, AKP'nin siyasi merkezi yeniden yapılandırma ve bu merkeze de uzun dönemli yerleşme girişimde ortaya çıkacak. Bu kavram yoluyla, AKP hem kendisini merkez sağ bir parti olarak tanımlama olasılığını bulacak, hem de kuracağı siyasi merkeze demokrat ama muhafazakâr bir nitelik vererek, kendisinin toplum üzerindeki siyasi meşruiyetini sağlamış ve yaygınlaştırmış olacak. Bu anlamda, muhafazakâr demokrasi kavramı yoluyla AKP, hem merkez sağın temel referansı olma, hem de sol oyları kendine çekebilecek bir parti niteliği kazanma şansına sahip olacak. Bu da, hem 3 Kasım seçiminde çöken merkez sağ partilerin daha da marjinalleşmesi ya da ortadan kalkması anlamına gelir, hem de CHP ve diğer sol partilerin oylarının AKP'ye kayması olasılığını ortaya çıkartır.
AKP iktidarıyla nice yıllara!
Bu ikili önemi içine muhafazakâr demokrasi kavramı, AKP'nin tek parti iktidarının uzun dönemli olma olasılığını yükseltebilecek ve bu nedenle de her şeyden önce ideolojik ve stratejik öneme sahip bir kavram. AKP'ye merkez sağ partisi kimliği veren, bu yolla da ona toplum içinde gücünü yaygınlaştırma olasılı sağlayan bir kavram. Dolayısıyla da, muhafazakâr demokrasi kavramını tartışırken, İngiltere örneğinde yaşanan ve sonra küresel bir nitelik kazanan üçüncü yol kavramını ve bu kavramın kuramsal düzeyde eleştirilmesine rağmen, sahip olduğu ideolojik etki gücünü aklımızda tutalım.
Bugün, demokratik sistem sürdüğü sürece, uzun yıllar AKP iktidarıyla yaşayabileceğimiz olasılığını muhafazakâr demokrasi kavramı kulağımıza fısıldıyor. Sosyal demokrasinin ve özgürlükçü demokratik solun yapması gereken tartışmayı ve yeni bir kimlik yaratma tartışmasını ve çalışmasını bugün AKP yapıyor. AKP yeni muhafazakâr demokrat kimliğiyle toplum içinde yaygınlaşma, ve gücünü hegemonyaya dönüştürme sürecini başlatma girişiminde. Mart 2004 yerel yönetim seçimleri de, bu bağlamda, Türkiye'de bir dönüm noktası oluşturacak. Muhafazakâr demokrasinin yaşama geçme sürecini izleyeceğiz. Bu süreçte, kavramı çok ciddi olarak tartışmalıyız, ama sadece kuramsal düzeyde taşıdığı çelişkileri ortaya çıkartmak çabasında olmadan. Unutmayalım, denizin güzelliği maviliğinden gelir.
* Doç. Dr., Koç Üni.