AKP'nin doğu kalkınması aldatmacası

Tek parti döneminde Fırat'ın doğusu 'memnu mıntıkaydı', yabancıların bu sınırı aşması yasaktı. Bölgede bilimsel inceleme ve araştırma yapmak casusluk sayıldı.
Haber: TARIK ZİYA EKİNCİ / Arşivi

Tek Parti döneminde şark
Tek parti döneminde Fırat'ın doğusu 'memnu mıntıkaydı', yabancıların bu sınırı aşması yasaktı. Bölgede bilimsel inceleme ve araştırma yapmak casusluk sayıldı. Şark vilayetlerinde inceleme yapmak, rapor yazmak parti müfettişlerinin, umumi müfettişlerin ve valilerin göreviydi. Bu raporlarda asayiş sorunları ile aşiretlerin devlete mensubiyet durumları yazılırdı. Toplanan bilgilerin kaynağı jandarmaydı. Mecburi iskan kanununun uygulanmasında, 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde de bu raporlar kullanıldı. Yargılamalarda da bu raporlar dayanak olurdu. Devlet düşmanı damgasını alanlar siyasetten ve devlet yaşamından soyutlanır, dost olarak tanımlananlar için de ikbal kapıları açılırdı. Kürtleri temsil eden milletvekilleri çoğunlukla Türk kökenlilerdi. Az sayıda rejime sadık eşraftan olanlar da vardı. Örneğin Diyarbakır'da yerli milletvekilleri Pirinççizade, Zülfüzade, Nakipzade ve Uluğlardan seçilirdi.
Eski başbakanlardan Ferit Melen; "...(şarkta) 1950'lere kadar büyük bir baskı dönemi yaşandı. Jandarma kimseye gözünü açtırmazdı. Oraların her şeyi jandarma onbaşısı idi. Zaten Güneydoğu Anadolu 'memnu bölge' durumuna getirilmişti. Kimseler gitmez, kimseler geçmezdi" diyor ve ekliyor: "...Devletin söylenmeyen politikası (Kürtler) 'zenginleşmesinler, okumasınlar' şeklindeydi. Örneğin askerde yüksek rütbelere pek çıkmazlar, devlet dairelerinde belirli bir düzeyin üstüne katiyen ulaşamazlardı".
Bölgede sadece güvenlik için yatırım yapılırdı. Hizmet amaçlı yatırım tehlikeli sayılırdı. Örneğin, okullaşmaya karşı çıkan Fevzi Çakmak, "Ne okulu? Biz cahili ile başa çıkamıyoruz, okumuşuyla hiç halleşemeyiz" diyor. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü için de Kürt sorunu bir güvenlik sorunuydu. 1946'da Celal Bayar'la yaptığı bir görüşmede "Doğu'da parti teşkilatları kurmayalım. Siz kurmazsanız biz de bizimkileri lağvedelim... Particiliğin milli birliği bozmasından endişe ederim" önerisinde bulunuyordu.
Çok partili dönemde şark
Çok partili döneme geçişte Kürtler, DP'yi destekledi. İlk yılların DP adayları CHP'nin dışladığı eşraftan seçildi. Diyarbakır'da sürgünden dönen Mustafa Ekinci ile Yusuf Azizoğlu ve Kürt kimliğini koruyan Mustafa Remzi Bucak seçildiler. DP'li Kürt eşrafın Meclis'teki muhalefeti şarkın ihmal edildiği iddiasına dayanıyordu. Bu söylem bölgede etkiliydi. 1946'dan sonra şark kalkınmasına değin sözel bir yarış başladı. Muhalefet CHP'yi şarkı ihmal etmekle suçluyordu. CHP ise, bugünküne benzer bir biçimde, yaptığı harcamaları açıklıyor ve suçlamaları reddediyordu. Oysa yapılanlar güvenlik amaçlı harcamalardı. DP iktidarında aynı şikayetler CHP tarafından dillendirildi. O da şarkın kalkınmasını savunuyordu. Ama, DP de güvenlik amaçlı olanlar dışında, yatırım yapmadı.
Çok partili dönemdeki 'şark kalkınması edebiyatı' özünde, popülist bir seçim propagandasıydı. Bu söylem 1950'li ve 60'lı yılların en yaygın propaganda aracı oldu. Bu yıllarda jandarma baskısında görece bir azalma olmakla birlikte, 'şark meselesi' yine bir güvenlik sorunu olarak kaldı. 1954'ten sonra DP, sadakatinden emin olmadığı eşrafı tasfiye ederek, rejime sadık yeni bir kadro oluşturdu. Menderes'in "şark kalkınıyor" iddialarına karşın, ekonomik gerilik ve bölgeler arası dengesizlik devam etti. Toprak mülkiyetine dokunulmadı, köylülerin yaşamında bir iyileşme olmadı. Buna karşılık, feodalizm bir iç evrim geçirdi. Eski prekapitalist kurumlar kapitalist 'toprak ağalığına' dönüştü.
DP, büyük mülk sahiplerine kredi ve sübvansiyonlar sağladı ve tarımda kapitalist ilişkiler kurmalarına yardımcı oldu. Yeni tarım burjuvazisi siyasette ve ticarette de ön aldı. Ağalar, partilerde, yerel ve genel seçimlerde söz sahibi oldu, ekonomik ve siyasal güç kazandı. Buna karşılık, köylüler daha da fakirleşti. Kapitalistleşmenin etkisiyle tarım dışına itilenler köylülük değerlerini şehir varoşlarına taşıdılar. Bugün büyük şehirlerin etrafını çevreleyen gecekondu nüfusu ile kırsaldaki Kürt köylülerinin yaşadıkları büyük sefaletin nedeni, tarımda, sanayisiz kapitalistleşmedir. Boşaltılan köylere korucular el koydukları için köye dönüşün de yolu kapalıdır. AİHM'in denetiminden kurtulmak için çıkarılan tazminat yasası da fiilen işlemiyor. Yurdun çeşitli illerine dağılmış yüz binlerce Kürt ailesi yokluk ve yoksulluk içinde yazgısıyla başbaşa kaldı.
AKP'nin adatmacası
Bugün de kasıtlı ihmal politikasına bağlı olarak Doğu'da sosyoekonomik gerilik, işsizlik, yokluk ve yoksulluk devam ediyor. Bunu gizlemek için kullanılan retorik daha da abartılıdır. Başbakan bölgedeki gücünü ağalık kurumundan ve köylülüğün dinsel ideolojiden aldığını yadsıyor. Seçimlerdeki başarısını başlattığı 'sözde' kalkınma hamlesiyle açıklıyor. Oysa, AKP'nin yatırımları da güvenlik amaçlıdır. Nitekim iktisatçı Mustafa Sönmez'in yaptığı çalışmalar, AKP döneminde doğunun daha da fakirleştiğini gösteriyor. 2002-2006 arası teşvik yatırımlarının yüzde 39'u Marmara, yüzde 14'ü İç Anadolu, yüzde 12'si Ege bölgesine verilmiş. 21 Doğu ve Güneydoğu ilindeki 18 milyon nüfus için ayrılan teşvik yatırımlarının payı sadece yüze 4,5'tir.
Refah derecesini gösteren yeşil kartlı nüfusun oranı bölgenin 21 ilinde yüzde 41'dir. Van'da ise yüzde 47. Türkiye genelinde her 1000 kişiye 80 özel otomobil düşerken, bu oran 21 bölge ilinde 20'dir. Hakkari'de 7, Muş'ta 9, Şırnak'ta 10, Bitlis ve Bingöl'de 11'dir. Toplumsal refah göstergeleri bölgede yoksulluğun arttığını gösteriyor.
2001 yılında Türkiye'de kişi başına gelir ortalaması 2 bin 146 dolar iken, Ağrı'da 568 dolardı. 21 ilin en zengini Elazığ'da bile ancak 1704 dolardı. DPT'nin 2003 yılında yayımladığı illerin sosyoekonomik gelişmişlik raporunda bölgenin 17 ili 81 ilin en alt 20'lik diliminde yer alıyor.
2006'da Türkiye'de yüzde 12,6 olan tarım dışı işsizlik bölge illerinde yüzde 14,5'tir. Göç nedeniyle Diyarbakır'daki oran yüzde 70'dir. 2006'da Türkiye'de asker ve polis için ayrılan bütçe payı yüzde 13 iken, 21 bölge ilinde yüzde 29'dur. Tunceli'de bu pay yüzde 64'tür.
21 ildeki okuryazar oranı Türkiye ortalamasının yarı düzeyindedir. UNICEF'in 'Bölgelerin Gelişim Raporu'na' göre Türkiye'de okuma-yazma bilmeyen kadınların oranı yüzde 25 iken, bölge illerinde yüzde 55'tir. 21 ildeki okullaşma oranı da aynı geriliktedir. 21 ildeki üniversite mezunu sayısı ülke ortalamasının onda biri kadardır. Bölge illerinde eğitimin kalitesi düşüktür. 21 il lisesinin ÖSS'deki başarı oranı ortalamanın yüzde biridir.
AKP, DTP'li belediyeleri başarısız göstermek için yatırım projelerini engelliyor. Örneğin, Diyarbakır Belediyesi'nin AB ülkelerinden sağladığı 15 milyon avro kredi ve hibenin kullanılması engellendi. Diyarbakır'da 2 bin kişilik istihdam hedefi olan Diyar AŞ, İçişleri Bakanlığı tarafından lağvedildi.
GAP'ın bölge kalkınmasına katkı yaptığı iddiası yaygındır. Ne var ki GAP, büyük köylü yığınlarının yaşamında hiçbir iyileştirme yapmadı, sadece sınırlı sayıdaki büyük mülk sahiplerini kalkındırdı. GAP bölgesinde araştırma yapan Şevket Ökten, "Hiç toprağı olmayan aile oranı yüzde 59, 50 dönümden daha az toprağı olanlar yüzde 67'dir. Kiracı ve yarıcı olanların oranı yüzde 47,8'dir. 51-100 dönüm arası toprağı olanlar yüzde 27, 101-200 dönüm arasındakiler yüzde 3,1, 200 dönümden büyük toprağı olanların yüzde 2,5 olduğu saptandı. (...) Bu işletme biçimleri, sosyal bağımlılık nedenidir. Bunun da, bireyselleşme ve demokratikleşmenin önünde ciddi engeller oluştuduğu" değerlendirmesini yapıyor. Ve sonuç olarak da "İnsan odaklı bir kalkınma projesi olan GAP'ın hedef kitlesi olması gereken topraksız ve az topraklı köylülerin bu dengesiz mülkiyet dağılımı nedeniyle GAP'tan yararlanmalarının maddeten mümkün olmadığı" hükmü çıkarılıyor. Demirel ve ardıllarının öne sürdüklerinin aksine, GAP köylünün yaşam seviyesini yükseltmedi. Çünkü bu proje Kürt köylülerini değil, demokrasi dışı düzene payandalık yapan bir avuç toprak ağasını kalkındırdı ve onların gücüne güç kattı.
Sonuç: AKP'nin bölgede büyük yatırımlar yaptığı koskoca bir yalandır. Yapılanlar güvenlik amaçlıdır. AKP döneminde bölgede kalkınma değil, fakirleşme oldu. Kalkınma sözle değil, ancak, gerçek bir demokraside, yerinden yönetilen, özerk yerel yönetimlerce hazırlanıp denetlenecek bölgesel kalkınma planlarının uygulanmasıyla sağlanır.