AKP'nin en sevdiği konu

AKP'nin en sevdiği konu
AKP'nin en sevdiği konu
Söz kızlar ve erkekler üzerine kurulmuş olsa da söylemin yaratacağı baskı ve zorlamadan mağdur olacak olanın kadınlar olacağını görmek zor değil
Haber: SELİME BÜYÜKGÖZE* / Arşivi

Başbakan’ın “Kızlı erkekli aynı evlerde yaşıyorlar, müsaade etmeyiz” açıklaması biz kadınlar için “flashback etkisi” yarattı. 1.5 sene önce sezaryen ve kürtaj konusunda fikirlerini beyan ettiği günlerin hissiyatında bulduk kendimizi. 10 küsur yılı bulan iktidarı boyunca AKP , daha somutlarsak Erdoğan ve bugüne kadar sözünden çıkmamayı ilke kabul etmiş partilileri, çeşitli biçimlerde kadın düşmanlıklarını sergilemekten geri durmadılar. Kuşkusuz kadın düşmanlığı Türkiye tarihinde bir tek AKP’ye mahsus değil, ama kadınların bedeni hakkında en çok söz söyleyen hükümet olma ünvanını hiç kuşku duymadan kendilerine teslim edebiliriz.
Peki Başbakan kız ve erkek öğrencilerin beraber yaşamalarına izin vermeyeceklerini, gereğinin yapılacağını açıklarken aslında neler demek istedi? Hedefinin ortak yaşam alanı paylaşılmasından ziyade “meşru olmayan” cinsellik olduğuna şüphesi olan yok aramızda. Zira Başbakan’ını desteklemek isteyen bir milletvekili “Genç kızlarımızı fuhuşa sürükleyenler var. Kadınlarımızın, kızlarımızın kolayca harcanmasına göz yumamayız” deyivererek malumu ilan etmiş. AKP’nin toplulukları, kimlikleri bölen yaklaşımıyla bir kez daha karşı karşıyayız: Kadınlar/ kızlar yani sevişen kadınlar/ bakire kızlar. Kadınların iradesinin olmaması, sürüklenmeleri, kandırılmaları ve bunun karşısında savaşan, kadınları koruyup kollayan yüce gönüllü erkekler meselesi var ki ona bu yazıda girmeyelim.
Evlenmeden sevişmek gibi bir “ahlaksızlık” yapıyorsanız bunun adı tabii ki fuhuş. Kaldı ki daha bir hafta önce genç yaşta evlenmeyi cazip hale getirecek kredi/ teşvik paketleri açıkladılar. “Kredi borçlarını sileceğiz” dediler. Daha ne yapsınlar evlenip sevişmeniz için? Şimdi yazarken düşünüyorum da muhtemelen bunu da sordular. Daha ne yapabiliriz evlenmeden sevişmelerini engellemek için? Beraber yaşamasınlar o zaman . Yasak.

Namus

Mevzumuzun evlenmeden sevişmenin önlenmesi olduğunda hemfikir olduğumuza göre şimdi hedeflenenin kimler olduğuna bakalım. Öncelikle kızlı–erkekli olmak ile sevişmek arasında Başbakan’ın kurduğu bağdan anlıyoruz ki kendisi sevişebilmek için illa kadın ve erkek olması gerektiği konusundaki ısrarını sürdürüyor, heteroseksüelliği norm olarak alıp bir kez daha eşcinselleri görmezden geliyor. Hedefte heteroseksüel çiftler varsa, Başbakan’a göre eşcinsellik ağza dahi alınması, tahayyül edilmesi imkansız olduğundan.
Heteroseksüel çiftlere, yani beraber kaldıklarında sevişeceklerinden kuşku duyulmayan kadın ve erkeklere sıra geldiğinde ise her ne kadar söz kızlar ve erkekler üzerine kurulmuş olsa da bu söylemin yaratacağı baskı ve zorlamadan mağdur olacak olanın kadınlar olacağını görmek zor değil. Türkiye toplumunda kız arkadaşlarıyla yaşadığı öğrenilen erkeklerin başına geleceklerle erkeklerle yaşayan kadınların başına gelecekler aynı olmayacak. Kadınların bedenlerinin, “namuslarının” erkeklerce denetim altına tutulduğu erkek egemen sistem, tüm baskı mekanizmalarını yine kadınlar üzerine kuracak. Ev içi şiddet hatta cinayete kadar giden erkek şiddetinin en önemli gerekçelerinden birinin “namus” olarak sunulduğunu bugün hemen her olayda görüyoruz. Halihazırda kadınların bedenlerini doğurma/ doğurmama hakları, nerede ne giyecekleri, saat kaçta dışarı çıkmalarının makbul olduğu üzerinden denetleyen devlet ve toplum yeni bir denetleme mekanizmasına daha kavuşacak. Birlik olup kadınların kiminle sevişip sevişmediğini izleyecekler.
Bakanlık GEBLİZ uygulamasını başlattığında da aynı kaygılarla eleştirilerimizi sunmuştuk. Erkeklerin kadınlarla birlikte olmasının gösterilebilir, kadınların birlikteliklerinin ise saklanması gereken bir olgu olduğu toplumda bu ifşanın daha çok şiddete ve hatta cinayete yol açacağını görmek için kahin olmaya gerek yok. Ya da kadınların evlenmeden birliktelikler yaşıyor olmalarının onları toplumdaki iyi/ kötü kadın ikiliğinin kötü kadın tarafına atacağına ve bu kötü kadına her şeyi yapmanın mübah kabul edileceğine. Tecavüz gerekçelerinin başında kadınların kolay kadınlar olmaları, zaten herkesle sevişiyor olmaları gelmiyor muydu?
Tüm bunları bir kenara bıraktığımızda dahi karşı karşıya kaldığımız önemli bir soru var. Kiminle yaşadığımızdan, nasıl yaşadığımızdan, nasıl giyindiğimizden, kaç çocuk doğurduğumuzdan size ne? Ne zaman kadınların yaşamların, bedenlerini, emeklerini denetlemeyi hak olarak görmekten vazgeçeceksiniz? AKP kadının aile içinde, çocuk doğuran, esnek çalışan, yaşlı–engelli bakımını üstlenen birey dahi olmayan bir nesne olarak görmekten vazgeçmediği sürece sanırım çok zor olacak.
* İstanbul Feminist Kolektif