AKP'nin gizli güç kaynakları

AKP'nin gizli güç kaynakları
AKP'nin gizli güç kaynakları
İşverenin modern, muhafazakar, ilerici, hükümet yanlısı veya karşıtı, Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Hıristiyan veya Yahudi olmasının emekçilerin hak mücadeleleri açısından bir anlamı olmaması gerektiğini unutturmamalı
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Türkiye ’de kimlik ve kültür savaşlarının siyasal ve iktisadi çatışmaların üzerini örtmesinin en büyük kazananı, AKP ve lideri Tayyip Erdoğan ’dır. Yaşam tarzı, etnik kimlik, dini aidiyet, kültürel kimlik ihtilafları üzerinden yürütülen kutuplaşmaların, kamplaşmaların istisnasız hepsinde, AKP ve özellikle Erdoğan bugünün Türkiyesi’nde kendiliğinden çoğunluk safında yer alıyor. Türk-Kürt sorununda Türk tarafını, Müslüman-laik saflaşmasında Müslüman cephesini, Sünni-Alevi ihtilafında Sünni ortodoksisini, muhafazakâr-modern itişmesinde muhafazakâr safları doğal olarak temsil ediyorlar. Bunlara ilave olan beşinci fay hattında, halk-seçkinler bölünmesinde de, birikmiş mağduriyet hatırasını sürekli canlı tutarak, seçkinlerin elinden güç ve imtiyazları alma mücadelesi veren bir alt sınıf temsilcisi olma imajını canlı tutmaya devam edebiliyorlar.

SÜTAŞ’ta olanlar


Günümüz Türkiye siyasetini bölen bu saflaşmalar, AKP için, seçimlerde karşı tarafın hep az veya çok parçalanmış bir muhalefet konumuna mahkum olacağı, kendisine ise yeterli bir çoğunluk elde etme güvencesi veren “kullanışlı” kültür ve kimlik kutuplaşmalarıdır. AKP’ye karşı muhalefet saflarının bu kutuplaşmaların içine gözü kapalı dalması ise Erdoğan’ın en büyük kısmetlerinden biri.
Bu kısmetin tam ne olduğunu anlamak için, SÜTAŞ şirketinin sahibinin TÜSİAD başkanlığından istifa etmesine neden olan olayların, laik-modern-cumhuriyetçi-elit Türkiye safından yorumlanmasına bakmak yeterli. SÜTAŞ patronunun “AKP yandaşı bir sendikanın oyununa” kurban gittiğini, hükümetin otoriter politikalarına kararlı biçimde karşı duran TÜSİAD başkanının bu yolla itibarının zedelenmesi operasyonu yürütüldüğünü okuyup duruyoruz. Gübre dökme haberini yapan AKP medyasının bir üyesinin aynı zamanda süt sektöründe rakibini hırpalamak için bu yayını yaptığını da öğreniyoruz. Siyasal olarak muhalif işverenlerin üzerine vergi denetimlerine gidildiği gibi, SÜTAŞ’ın da denetim cenderesine alındığını ahu vah içinde işitiyoruz. Bunların hepsi şüphesiz az veya çok doğru. Ama bir o kadar doğru olan başka bir olgu var: SÜTAŞ, 2012’den beri çalışanlarının sendikalaşmaması için mücadele veriyor. Türk-İş’e bağlı TekGıda-İş’e üye olan 33 işçi 2012’de işten çıkarıldı. Atılan işçilerden 30’u açtıkları davayı kazandı. Mahkeme gerçek atılma nedeninin sendikaya üyelik olduğunu kabul etti. Atılan işçiler, sendikalaşma girişimleri başlar başlamaz, işyerlerinde insan kaynakları yönetiminin üst üste “neden sendikaya üye oluyorsunuz?” toplantıları yaptığını, “huzursuzluk yapıyorsunuz” diye suçlandıklarını dile getiriyorlar. SÜTAŞ yönetiminin son yazılı açıklamalarında da, sendikayı huzur ve karşılıklı güven ortamına girmiş bir kurt sürüsü olarak algıladıkları görülüyor. Benzer bir görüşü, altı-yedi yıl önce, muhafazakâr sermayenin önde gelen isimlerinden YÖRSAN, Hürriyet gazetesine verdiği tam sayfa ilanda, daha fütursuz biçimde dile getirmişti.

Direniş her yerde

Bu kimlik savaşlarının kafaları nasıl karıştırdığına bir örnek, TekGıda İş’in AKP yanlısı olduğunu ilan eden “ilerici, modern, demokrat” kalemler. Aynı sendika birkaç yıl önce Tekel eylemlerini yürütmüştü ve o zamanlar aynı kalemlerin sendika hakkındaki övgülerinin sınırı yoktu. TekGıda-İş, ÇAYKUR’da HAK-İş’e bağlı Öz Gıda İş’le çatıştı daha önce ve karşı taraf hükümeti arkasına aldığı için kaybetti. Şimdi bu sendikanın AKP’nin güdümlü torpili olduğunu ilan ediyor modern seçkinler!
Gerçek sınıf konumlarının farkında olanlar elbette bu şaşkınlık, korku ve acz içinde yaşanan kafa karışıklığına kapılmıyorlar. DİSK’e bağlı Birleşik Metal sendikası, TekGıda-İş’in mücadelesinde bütünüyle haklı olduğunu ve onu desteklediğini ilan etti. Birleşik Metal de, yurtdışında birçok firma için reklam panoları üreten M&T Reklam şirketinde benzer bir mücadele veriyor. Sendikaya üye oldukları için toplam 145 işçiyi M&T Reklam yönetimi işten çıkardı. En son Gebze’de 22, Düzce fabrikasında 23 işçi işten çıkarıldı. Sendika, Çalışma Bakanlığı’ndan işçilerin yüzde 50’den fazlasını temsil ettiğini gösteren yetki belgesini almış olmasına rağmen yapılıyor bu sendikacı kıyımı. IndustriALL Küresel Sendikası şimdi M&T Reklam’ın tedarikçisi olduğu dünyadaki bütün şirketlere durumu bildiren bir kampanya başlattı. Benzer bir kampanya SÜTAŞ hakkında başlatılsa, buna AKP güdümlü kampanya diyerek itibarsızlaştırmak hangi sınıfsal konumda yer almak olur?
TES-İş sendikasına bağlı Yatağan işçileri, şirketlerinin özelleştirilmemesi talebiyle üyesi oldukları Türk-İş’in başkanının odasını işgal ettiler. On aydır Yatağan’da, iki aydır Ankara ’da eylem yapıyorlar. TÜSİAD Başkanı’nın istifasını itibarlı bulanlar, bu emekçilerin mücadelesine neden aynı itibarı göstermezler? Soma’da maden işçileri de Türk-İş üyesi sendikalarının yönetim binasını basıp, yöneticilerin istifa etmelerini sağlamıştı.

Nedenine bakmalı

Türkiye’de sendikacılığın da büyük ölçüde iflas ettiğini ve bunda sendikacıların büyük sorumluluğu olduğunu biliyoruz.
Mustafa Özveri’nin Taraf gazetesindeki (2.6.2014) söyleşisi, bugün Türkiye sendikal hareketinin vahim yapısal sorunlarını ve bunların işveren cephesinin sendikacılığı itibarsızlaştırmasını nasıl kolaylaştırdığını açıkça ortaya koyuyor. Ama bunu hatırlatmak, işverenin modern, muhafazakâr, ilerici, hükümet yanlısı veya karşıtı, Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Hıristiyan veya Yahudi olmasının emekçilerin hak mücadeleleri açısından bir anlamı olmaması gerektiğini unutturmamalı. Emekçilerin “ekmeklerini yedikleri” patronlarına tevekkül içinde boyun eğmemelerini sağlayacak yegane yolun, onların işyerlerinde örgütlenmeleri olduğu gerçeğini değiştirmiyor Türkiye sendikacılığının hali pür melali.
Yukarıda örnekleri verilen işçilerin önemli bir kısmının, belki büyük çoğunluğunun AKP’ye oy veriyor olması, gelecek seçimde büyük bölümünün Erdoğan’a oy vermeye devam etmesi güçlü bir ihtimal. Bunun nedenini dağıtılan kömür ve makarnada aramaya devam edenler, sendikalı olma haklarını arayanların değil, otoriter hükümet mağduru ama sendika alerjili işverenin yanında gözü kapalı yer alabiliyorlar. İşte bu tavır ve zihniyet, ne kadar yaman AKP muhalifi gözükse de, AKP’ye doğumdan gelen imtiyaz ve imkanlara sahip geleneksel seçkin sınıfına karşı “hiçbir şey olanlar”ın sesi olma olanağını verdiği için, AKP’nin ve Erdoğan’ın en büyük güç kaynağı.