Alkışlar Rebecca'ya

Alkışlar Rebecca'ya
Alkışlar Rebecca'ya
Britanya basınının, bugüne dek yetenek yarışmalarından çıkmış ilk gerçek sanatçı olarak tanımladığı Rebecca Ferguson, ikinci albümü 'Freedom'la karşımızda. Ferguson'un bir büyüme ve duygusal olgunlaşma hikâyesi anlattığı çalışmada besteci yanı dikkat çekiyor
Haber: N. BUKET CENGİZ / Arşivi

Britanya, son on yılda soul ve R&B türlerine Adele, Joss Stone, Corinne Bailey Rae gibi çok önemli müzisyenler kazandırdı. Televizyonda yayınlanan The X Factor isimli yetenek yarışmasıyla müzik endüstrisine giren Rebecca Ferguson, bugün bu isimlerle birlikte anılırken, onu Aretha Franklin ya da Carla Thomas gibi soul ve R&B’nin efsanevi isimleriyle karşılaştıranlar bile çıkıyor. İlk bakışta Rebecca Ferguson’un öyküsü, bir Külkedisi hikayesi gibi görünebilir. Britanya’nın Liverpool kentinde, yoksul bir ailede büyümüş, liseyi bitirdikten sonraki birkaç yıl içinde iki çocuk doğurmuş, sonra da çocuklarıyla başbaşa kalmış bir genç kadın televizyondaki yetenek yarışması sayesinde keşfedilip kendisini şöhretin ışılıtılı dünyasında buluyor. Biraz daha yakından bakıldığında ise, Ferguson’un hayatında Külkedisi’nden ziyade azmi, kararlılığı ve dirayetiyle kendini yeniden yaratan bir kadının hikayesi okunuyor.

Şarkılardan bir cennet

20’li yaşlarının ilk yarısında başvurduğu dört yetenek yarışmasının hiçbirinde ön elemeleri geçemeyen Ferguson, pop yıldızı olmak hayalinden yavaş yavaş vazgeçerken çocuklarının gözünde başarısız bir anne olmaktan kurtulmak için yüksek okula girip hukuk sekreterliği kalifikasyonu alıyor. Müzik yeteneğine olan güveni ne kadar sarsılmış olsa da The X Factor’da şansını bir kez daha denediği seferde ise yarışmada aşama aşama yükseliyor ve o sezonun ikincisi olmayı başarıyor. Bunun sonucunda da Syco Music-Epic Records’la bir albüm sözleşmesi yapılıyor. Ferguson, stüdyoya girip onu bekleyen tamamı hazır şarkıları kaydetmeyi kabul etmiyor ama, kendisine ait şarkılar söylemek istediğini belirtiyor ve plak şirketi de bu konuda onu destekleyince ortaya her birinde kendi imzası da bulunan on şarkının yer aldığı ilk albümü ‘Heaven’ çıkıyor.
Ülkemizde de radyolarda sıkça çalınan ‘Nothing’s Real but Love’, ‘Glitter & Gold’, ‘Teach Me How to Be Loved’ gibi mükemmel parçalara sahip bu albüm listelerde ve satış rakamlarında büyük başarı kazanırken eleştirmenlerden de övgü üstüne övgü aldı. Soul, pop, blues ve R&B türlerinin duyulduğu albümde Ferguson aşk, hayaller, ayrılık gibi konularda samimi ve etkileyici şarkılar söyledi. Sanatçı, kayıtları sırasında kimi zaman gözyaşlarına hakim olamadığı bu şarkıların yaratım sürecine dahil olmanın onun için çok önemli olduğunu her fırsatta dile getirmişti.

Biten hesaplaşmalar

Ferguson’un bu ayın başında çıkan ikinci albümü ‘Freedom’ bu hafta ülkemizde de satışa sürülüyor. Ferguson, bu albümde de, bir şarkı dışında tüm şarkıların yazımında yer almış. İlk albüm gibi ‘Freedom’ın da en güçlü yanı elbette ki Ferguson’un o eşsiz sesi. Albümün açılış parçası ‘I Hope’un ihtişamında, son dönemde Ada’dan çıkan en özgün gruplardan olan ve indie rock’ı neo-soul’la birleştiren Florence and the Machine’a bir referans duymak mümkün. ‘Fake Smile’da Ferguson’un sesindeki güç, John Legend’la düet yaptığı ‘Bridges’de yerini yıkılmış köprülerin hüznüne bırakıyor. Albüm kapağına ilişkin yapılan Diana Ross benzetmesinin müzikal karşılığı sayılabilecek ‘My Best’ten sonra duyduğumuz ‘All That I’ve Got’ özellikle geri vokallerin yarattığı etkide Florence göndermesinin altını bir kez daha çizerken albüm zirvesine ulaşıyor. ‘Hanging On’da biraz dansın ardından, ‘My Freedom’ ve ‘Beautiful Design’ gibi yüksek enerjili şarkılar kapanışa doğru ‘Wonderful World’, ‘I Choose You’ ve albüme adını veren ‘Freedom’ gibi daha ağır tempolu hüzünlü şarkılara bırakıyor yerini. Layıkıyla yapılmış duygusal hesaplaşmaların ardından gelen özgürleşme teması üzerine kurulmuş olan bu albüm hüznün en yoğunlaştığı parça olan ‘Rollin’le kapanıyor.

Rebecca’nın gösterdiği

‘Freedom’ ilk albüme göre biraz daha parıltılı, prodüktör dokunuşlarının yer yer hayli belirgin olabildiği bir çalışma. Ama bu biçimsel durum, Ferguson’un ‘Heaven’ sonrası süreçte geçirdiği dönüşümü içtenlikle yansıtan şarkılardan oluşan bu albümü yapaylaştırmamış. The X Factor’un utangaç kızı bir pop yıldızı olmakla yetinmedi, o gerçek bir sanatçı olmak için yola çıkmıştı ve bunu başarıyor. Şımarmıyor, aynadaki görüntüsüyle sarhoş olmuyor; güzelliğini ve seksapelini asla kullanmıyor, sadece daha iyisini nasıl yapabileceğine odaklanıyor. Çocuklarına iyi bir anne ve iyi bir rol modeli olmaya çabalarken, bir sanatçı olarak başarılı bir kariyer için durup dinlenmeden çalışıyor. Youtube’da binlerce kez izlenen yarışma performanslarında ona övgüler düzen jüri üyelerinin gözlerine bakamayan o gencecik mahçup kadın, bugün müzik endüstrisinin o kıldan ince kılıçtan keskin köprüleri üzerinde tökezlemeden dimdik yürüyor. Bunu yaparken bir yandan da asil, zarif ve sofistike bir kadını yaratanın elit okullar, ayrıcalıklı çevreler değil, incelikli bir ruh olduğu gerçeğinin hayranlık uyandırıcı bir kanıtına dönüşüyor. Onun hikayesinden herkesin ama özellikle de sırtını geçmişe dönemeyen kadınların alacağı çok fazla ilham var. Yolun açık olsun Rebecca!
Rebecca Ferguson/ Freedom/ Sony Music