Almanya'nın faşo ağası...

Almanya'nın faşo ağası...
Almanya'nın faşo ağası...
Naziler iktidara Anayasa ve yasalara uyarak, 'seçimle' gelmişti. Ardından anayasal düzeni, hukuk kuralları yardımıyla ortadan kaldırdılar. Türkçesi: Nazi uygulamaları pozitif hukuka uygun, ancak gayrimeşru idi
Haber: MURAT SEVİNÇ* / Arşivi

Almanya’da 20. yüzyılın ilk ve ikinci çeyreğinde yaşanan gelişmeler, yalnızca Almanya değil, dünya siyaseti açısından sarsıcı oldu. 1920’lerde hızla filizlenen ve 1930’larda kıtayı işgale niyetlenen Nasyonel Sosyalist (Nazi) hareket (düşünce-parti-iktidar), özellikle insan-devlet ilişkisinin kuruluşu bağlamında yüzyılın en etkileyici/tüyler ürpertici örgütlenmesidir. Yükselişleri, toplumu dönüştürmeleri, iktidarı ele geçirişleri ve sonraki uygulamaları üzerine kütüphaneler dolusu yayın var. Bu satırların yazarının ilgili alana katkı niyeti ve olasılığı yok elbette. Buna mukabil, özellikle iktidara geliş aşamaları, “hukuksallık” konusu ve 1919 Weimar Anayasası etkisi; Türkiye ’de hukuk sisteminin çöktüğü ve “hukukçuların” (mevzuat hafızlarının) TV’lerde birbirine çemkirerek, giderek gülünçleşen bir pozitif hukuk tartışması sürdürdüğü bu olağandışı günlerde, bir kez daha ve vasati bilgi aktarımıyla hatırlansa, kötü olmaz.

Usta lider Hitler

Öykümüzün konusu Nazi hareketi ve ana karakteri, ‘usta’ lider, Adolf Hitler. Tabii Alman Nasyonal Sosyalizmi ile İtalyan faşizmi, İspanyol Frankoculuğu ve Latin Amerika faşizmleri arasında farklar var. Ancak ortak nitelikleri de! Bu nedenle Almanların 1930’larına ‘faşizm’ denilirse, terim olarak kısmen yanlış, buna mukabil benzerlikler bakımından affı mümkün bir hata olarak kabul edilebilir.
Demokratik sistemin ve yüzyıllar içinde gelişen parlamenter demokrasinin mucidi, burjuvazidir. Ancak aynı burjuvazi, 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde başı sıkıştığında, demokrasiyi ortadan kaldıran bir diğer sisteme, faşizme iltifat etti. Orta tabakalar ve azımsanamayacak köylü/işçi desteğini de arkasına alarak. Tabii faşizmin kaynaklarını anlamak için çok daha önceye gitmek gerek. Edebiyatta, felsefede, müzikte, mimaride, mitlerde vb. sonrasında faşizmi besleyen düşünsel bir birikim mevcuttu. Gerek siyasal ve iktisadi gelişmeler gerekse siyasal/toplumsal kültür (Prusya militarizmi-asker millet!), bir sınıfın kendi paçasını kurtarmak için sırtını faşizme dayamasını mümkün/gerekli kılıyordu. Malum, her ürün uygun koşullarda yetişir. İşte 1920’lerde de faşizmin inşası için uygun koşullar mevcuttu. Sol, hem İtalya’da hem de solun devrimci kanadını kıyarak (Rosa Luxemburg ve arkadaşları-Spartakistler) Weimar Anayasası ile sosyal demokrasi inşa etmeye çalışan devrim karşıtı solcuların memleketi Almanya’da, kitlelere ‘bir şey vaat edemez’ haldeydi. Almanya’da faşizmin gelişme yılları, aynı zamanda büyük bir iktisadi çöküntünün yaşandığı, halkın giderek umutsuzluğa kapıldığı yıllardı. Yani tam da ‘kurtarıcı’ ya da ‘usta bir siyasetçi’ aranan yıllar. Zor durumda kalmış toplum, bir usta ararsa mutlaka bulur. Almanlar da buldu: Hitler.

Arkadaşları da kötü!

Hitler, Avusturyalı bir kasabalı. Genç yaşında gittiği Viyana’da el attığı her işte başarısız olmuş ve yaşadığı zor yaşam koşullarında, Alman olmayan her şeyden nefret eder hale gelmiş biri. 1920’lerde sesini duyurmaya başlar. 1923’te örgütlediği Birahane Darbesi (Münih) başarısızlığa uğrar. Çarptırıldığı cezanın bir kısmını yatıp çıkar (ne de olsa milliyetçi çocuk!). Bu arada ‘Mein Kampf/Kavgam’ı bitirir. Nazilerin yol göstericisi olan kitap , yayımlandığında pek dikkat çekmez ancak yıllar sonra yapılacakların fragmanıdır aslında. ‘Kavgam’dan çok şey çıkarmak mümkün. Kitapta bir yandan beş para etmez ve çapsız bir insanla, diğer yandan hastalıklı ve tehlikeli bir ruh haliyle tanışılır. Hitler cahil bir adam aslında ancak ilerleyen yıllarda onu kitlelerin gözbebeği haline getirecek müthiş bir ‘hitabet’ yeteneği söz konusu. Tabii tek başına değil. Çevresinde Hess, Himmler, Göring, Röhm gibi adamlar var. Arkadaşları da kötü anlayacağınız! Ancak sanırım hem onda hem de hareketin yükselişinde en büyük katkı, propaganda uzmanı (bakanı) Goebbels’in. Çünkü Nazi hareketinin kitleler arasında hızla yayılıp güçlenmesinin temelinde, yurttaşın duygularına hitap etmeyi amaçlayan ‘propaganda’nın büyük rolü var. Nasyonel Sosyalizmin, örneğin Marksizm gibi bütünlüklü bir kuramı yok. Buna mukabil hemen her konuda bir görüşü var ve söz konusu görüşler, mutlak. Sorunların kaynağında gördükleri Yahudilere yönelik düşmanlık, kapitalizm ve komünizm düşmanlığı gibi ‘duygulardan’ besleniyor. Hitler için uluslararası ilişkiler savaş; iyi yurttaş ise ari ırka mensup, evine çocuğuna ve kilisesine bağlı kadın, spor yapan ‘gürbüz’ genç demek. Bu düşüncenin sonucu kaçınılmaz şekilde disiplinli ve tek tip, lidere (reis!) mutlak bağlı, ‘işe yarar’ bilgilerle ve özellikle ‘kültür’ dersleriyle yoğrulmuş, sağlam aile yapısına sahip bir toplum olur. Haliyle, hukuk ve sistem sorunları da aynı elekten geçer. Böyle bir toplumda, parlamenter demokrasiye ve çok partili yaşama da gereksinim kalmaz. Lider, herkes için en iyiyi düşünme yeteneğine sahip olandır. Halkın çıkarları ancak Nazi partisi tarafından gerçekten temsil edilebilir. Bir parlamento var ancak orada çoğulculuğa, tartışmaya ve oylamaya gerek yok. Doğru ve kesin kararları lider verir. Tabii böyle bir yapının var olabilmesi için sokaklarda çatışacak saldırganlara ve kendi polisine (kahraman Gestapo!) gereksinim duyulacağını hatırlatmaya gerek dahi yok.

Milli irade!

Hitler ve çevresi, düşlerini kurdukları toplum ve kutsadıkları devlet modelini, iktidara geldikleri 1933 yılından itibaren adım adım inşa etti. Çok çeşitli yöntemlerle, akıl almaz propaganda teknikleriyle ve tabii her daim yurttaşın en ilkel yönünü, duygularını harekete geçirerek. Azımsanamayacak bir halk kesimini, üç beş yıl içinde düşmanca duygular besleyen, askeri disipline sahip, ihbarcı ve savaşkan bir topluluğa dönüştürdüler. Tabii burada çok etkileyici bir konu, Nazilerin iktidara Anayasa ve yasalara uyarak (tabii, yargı ve yürütme tarafından kayırıldıkları gerçeğini de ihmal etmemeli), ‘seçimle’ gelmiş olmaları. Ardından anayasal düzeni, hukuk kuralları yardımıyla ortadan kaldırdılar. Türkçesi: Nazi uygulamaları pozitif hukuka uygun, ancak gayrimeşru idi. İktidara, Alman ‘milli iradesinin’ büyük desteğiyle geldiler. Nazilerin usta siyasetçisi, usta demagogu Hitler, sandıktan büyük başarıyla çıktı ve bir süre sonra Weimar Anayasasını, çıktığı sandıkla birlikte çöpe attı.
Zorunlu not: Yukarıdaki satırlar yazılırken SBF/Cebeci, gaz bombardımanı altındaydı. Berkin Elvan’ın katli protesto ediliyordu. Ancak Türkiye’de protesto bir hak olmadığı için gaz ile boğulmaya çalışıldı. Hatta yazıya son noktayı koyduğumda çok yakından helikopter sesleri işitiyordum. Yazı konusunun etkisiyle olsa gerek, gayriihtiyari “Eyvah Almanlar” diye geçirdim içimden. Pencereden bakınca gördüm ki, gaza boğan Türkler idi. Bizim ‘ileri demokratlar’. Rahatladım.

* Ankara Üni., SBF