Altı takıntılı kişi

Ali Poyrazoğlu'nun oyunculuğunun yanında yönetmenliğini de üstlendiği, Laurent Baffie imzalı Tak Tak Takıntı adlı oyun, İş Sanat'ta ve Anadolu'da çeşitli sahnelerde tiyatro severlerle buluşuyor.
Haber: YAŞAM KAYA / Arşivi

Ali Poyrazoğlu'nun oyunculuğunun yanında yönetmenliğini de üstlendiği, Laurent Baffie imzalı Tak Tak Takıntı adlı oyun, İş Sanat'ta ve Anadolu'da çeşitli sahnelerde tiyatro severlerle buluşuyor. Oyunla ilgili küçük ve büyük bir çok anekdot aktaracağım. Aslında yaşadığımız toplum içinde hepimizin birer takıntısı vardır. O hani batıl inanç dediğimiz davranışlarımız var ya (merdiven altından geçememek, sağ ayakla ilk adımı atmak, kara kedi görüldüğü zaman uğursuzluğuna inanmak... vs.) bunların hepsi psikolojik sorunlarımızın olduğunun göstergesidir. Toplumumuz psikolojiyi kahve fallarında tedavi ettiği için "Obsesif kompulsif bozukluk" kavramına epey yabancı kalmıştır ne yazık ki. Oyunun konusuna geçmeden önce, obsesif kompulsif bozukluğun ne olduğunu anlatarak kritiğe başlamalıyım. Obsesif kompulsif bozukluk, takıntılı-titiz kişilik yapılarında olan insanlarda daha çok görülen bir hastalıktır. Saçma olduğu bilinmesine rağmen tekrarlayıcı davranışlar olabilir. Örneğin: Kapı kilitlendiği halde defalarca kontrol edilir. Hatta yollardan işten dönülerek, bazen komşuya kontrol ettirilerek emin olunmak istenir. Ellerini bir kalıp sabunla yıkadıktan sonra hâlâ temizlenmediğini düşünen şahıs, başına, tasdik için birini dikebilir... İçinden kutsal değerlere isyan-küfür gelen kişi, sürekli dualar okuyarak kendisini temizlemeye çalışır. Bazılarında çocuklarına-yakınlarına zarar verme korkusu ortaya çıkınca, onlarla yalnız kalmamaya çalışır. Kesici aletleri ortadan kaldırıp, hatta evden uzaklaştıranlar olur. Kimisi mikrop kapıp hasta olmaktan korkar. Bir yere dokunmaz. Ellerini sürekli temizler, eldiven kullanabilir. Peçeteyle kapıları tutabilir. Saatlerce banyoda tuvalette kalınabilir. Saatlerce abdest alınabilir. Bu tür hastalarda da takıntılarıyla ilgili kaygı ve stres düzeyleri yükselince panikatak ortaya çıkar.
Oyunda altı (beş desek daha mantıklı olur) ayrı karakterin yaşadığı takıntı hastalığı gösteriliyor izleyene. Hastalar aynı günde, aynı saatte psikiyatr doktordan randevu alıyorlar. Ve tek tek doktorun kliniğine geliyorlar. Birbirlerinin takıntılarını gören hastalar, zor bir kaynaşma düzeyi geçirseler de ilerleyen anlarda gitgide birbirlerine muhtaç olduklarını anlıyorlar. Bu zoraki tanışma serüveni, belirli bir zaman sonra kendiliğinden oluşan dayanışma sürecini doğuruyor. Ortamdaki hastalar oluşan topluluktan güç alarak yaşama bağlanmayı öğreniyorlar. Ve grup terapisi böylece başarıya ulaşmış oluyor.
Basına dağıtılan tanıtımlar içinde sadece Ali Poyrazoğlu'nun elbiselerini yapan kostüm tasarımcısının adı verilmiş. Diğer kostümleri yapanın kim olduğu belli değil. Madam Arşaluz rolünde Poyrazoğlu büyüleyici iki kostüm giyiyor. Siyah renklerin kullanılarak, bedensel güzelliğin önplana çıkarılışı zekice düşünülmüş. Figen Özdenak'ın tasarımı çok başarılı. Oyunun ışıkları ve dekoru, kostüm gibi fevkalade başarılı...
Gündelik yaşam içinden altı ayrı insanın takıntılarının aktarıldığını söylemiştik. Şuayip rolünde Bülent Kayabaş, devamlı küfreden bir hastayı; Kamil rolünde Özdemir Çiftçioğlu sayma hastalığına yakalanan bir taksiciyi; Melek rolünde Şebnem Özinal, temizlik hastalığına yakalanmış titiz bir kadını; Eylül rolünde Eser Ali, simetri rahatsızlığında bilgisayar programcısını; Söğüt rolünde Berrak Kuş, ikilem takıntısında çaresiz bir kızı; Arşaluz rolünde Ali Poyrazoğlu kontrol etme hastalığına tutulmuş yalnız bir madamı canlandırıyor...
Tiyatronun zennesi
Oyunun yazarının yabancı ve konunun da komedi oluşu, Ali Poyrazoğlu'nu metinde bir takım değişiklikler yapmaya itmiş. Metni günümüz Türkiye şartlarına göre yorumlamış. Esprileri güncelleştirerek seyirciyi oyunun içinde canlı tutmuş. Özellikle de arada yaptığı siyasal göndermeler izleyiciyi pek keyiflendiriyor. Başbakan için söylediği ".. o da küfretme takıntısı olan biri..." demesi büyük alkışı da beraberinde getiriyor. Hicvi çok güzel yerlerde kullanıyor sanatçı.
Ali Poyrazoğlu madam rolüyle modern tiyatronun 'zenne'si konumunda. Rolünün gerekliliklerini tamamıyla yerine getiriyor. Küfretme hastalığına yakalanan (!) Bülent Kayabaş, oyunculuk yeteneğini büyük bir ustalıkla sergiliyor. Oyunu baştan sona sürükleyen kişi... Sayma takıntılı taksici Özdemir Çiftçioğlu'nu büyük bir hayranlıkla izledim. Ani ve hızlı cevaplaması gereken çarpma işlemlerinin aktarılışında ustalığını konuşturuyor. Söylemlerinde, alt kültürün ezikliğini de aksettiriyor. Şebnem Özinal, ikinci kez Laurent Baffie oyununda rol alıyor. Daha önce Dostlar Tiyatrosu'nda oynadığı Cindy karakterinden (Yarışma) sonra, şimdi de karşımızda Melek rolünde sahnede görev alıyor. Oyunda yüzünü pek seçemesem de, akışkan örgüde kendisine iyi bir yer buluyor. Eser Ali'nin simetri hastalığını aktarışında problemi var. Sadece yerdeki çizgilerden korkan bu hasta, duvardaki simetrik çizgilere rahatlıkla dokunabiliyor. Berrak Kuş'u ikilem hastasında beğenmedim. Grup içinde fazlaca yavaş kalıyor. Oyununun sıradışı ve şaşırtıcı finali izleyenleri şaşırtıyor. Yazarın kıvrak zekasına bir kez daha şahit oluyoruz. Anadolu'nun çeşitli şehirlerindede sahnelenecek olan Tak Tak Takıntı, gülmek isteyenler için kaçırılmaması gereken, sezonun en komik oyunu... Acaba içinizde takıntısı olan (olmayan) var mı?
Oyun, 19-20-21 Haziran Çarşamba, İzmir Bostanlı Açıkhava Tiyatrosu'nda. Biletix: 0216-556 98 00
YAŞAM KAYA: Tiyatro eleştirmeni