Amerika'dan ithal faşist slogan

Milliliği, yerelliği, özgünlüğü, bize has olduğu hakkında en ufak şüphe kırıntısına bile tahammül edemediğimiz bir yığın konuda olduğu gibi, en son cezaevi arabasının kaportasında beliren "Ya Sev Ya Terk Et!" sloganı da ithaldir.
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Milliliği, yerelliği, özgünlüğü, bize has olduğu hakkında en ufak şüphe kırıntısına bile tahammül edemediğimiz bir yığın konuda olduğu gibi, en son cezaevi arabasının kaportasında beliren "Ya Sev Ya Terk Et!" sloganı da ithaldir. 1960'larda, Vietnam savaşına karşı gelişen tepkilere karşı ABD'de milliyetçilerin yaygın biçimde kullanmaya başladıkları sloganın doğrudan tercümesidir: "Love it or leave it". Vietnam'da kolonyal savaş veren, napalm bombası kullanan, bugün bile çocukların sakat doğmalarına yol açan zehirli tarım ilaçlarını ülke topraklarına boca eden bu ülkeyi, ya seveceksin ya da terk edeceksin diye haykırıyordu, Amerikan milliyetçileri. O dönemde ABD'de deccal, komünist kılığındaydı. Türkiye'de de. Bizde de milliyetçiler, "Komünistler Moskova'ya" diye haykırıyordu. 1970'lerde Ülkü Ocakları çevresi bu ithal sloganı hevesle benimsedi. Ama etkisi o çevrenin dışına o zamanlar pek taşmadı.
"Ya sev ya terk et" tehdidi 1990'larda, PKK ile savaşın iyice kızıştığı dönemde, pop milliyetçilik furyası içinde yaygınlaştı. Ülkü Ocakları'nın gösterilerinde ana sloganlardan biri olarak kullanıldı. MHP yönetimi son birkaç yıldır bu sloganın partilerinin resmi sloganı olmadığını söylemesine rağmen, belki parti merkez yönetiminin denetimi dışında kullanılmaya devam edildi. Hrant Dink'in öldürülmesinden önce AGOS gazetesi önünde Ülkü Ocakları'nın yaptığı gösteride, kurtbaşı işaretleri eşliğinde, boyun damarları çatlayacak biçimde şişmiş insanlar, bu sloganı haykırıyorlardı.
"Ya sev ya terk", son 15 yıl zarfında, masum bir yurtsever ifade olarak devletin en üst katından eğitim sisteminin en ücra köşelerine, medyanın ana sayfalarından televizyon ekranlarının mutena programlarına kadar yerleşti. Sızmadı, apaçık biçimde yerleşti. Elbirliğiyle yerleştirildi.
"Burası Türkiye, ya seveceksin ya defolup gideceksin!" yazmış, www.sevgi.us adresinde, yuxsexes rumuzuyla derin görüşlerini insanlarla paylaşmak isteyen şahıs. Bu kesmemiş ki, ilave etmiş: "Ya sev ya terk et, burası Türkiye!" Sonra "Allah Türkü korusun ve yüceltsin!" diye bitirmiş bu "sevgi" sitesine mesaj yazan kişi. Sayfasının yanında bir Google ilanı yer alıyor: "ABD vatandaşı olun. ABD her yıl 55 bin kişiye sorgusuz hayat boyu vatandaşlık veriyor"! Neresinden tutacağını bilemediğiniz pop milliyetçiliğin mümtaz bir örneği... Ama iş bu magazin bakışıyla geçiştirilmesi, hafife alınması mümkün olamayan ciddiyette. Bu kez devletin resmi emniyet güçleri devredeler.
Yaramazlar ve ağır abiler
Irkçılığın evrensel ve tekil bir tarifi yoktur. Türkiye'de "ya sev ya terk et!" sloganında kendini ifade eden ırkçılık, üstünlük ideolojisinin tezahürüdür. Aynı zamanda bu üstün varlığın her an tehlikede olduğu inancından beslenir. Bu endişeye dayalı bir toplumsal "silkiniş" çağrısında bulunur. Milliyetçiliğe indirgenmemesi gereken, milliyetçiliği besleyen ve ondan beslenen bir dışlamacılıktır. Aykırıyı yok etmeyi, üstün varlığı korumak için mübah kabul eder. İşlediği cinayetlerle, yaptığı mezalimle, katıldığı katliamlarla kıvanç duyar.
Türkiye'de bugün, "Ya sev ya terk et" diye haykırmak, en fazla mahallenin haylaz delikanlısı muamelesi görmenize yol açar.
Bilindiği gibi, aynı zamanda mahallenin namusuna da gözkulak oldukları için bu haylaz delikanlılara hoşgörüyle yaklaşılır. Delikanlılıkları sona erdiğinde, milliyetçi-muhafazakâr ağır ağbiler olarak mahallenin yeni delikanlılarına gözkulak olacaklardır. Bunlardan biri, geçen Nisan ayında, "Türküm demenin suç, Müslümanlığın nostalji sayılmaya başladığı bu günlerde inadına TÜRK inadına MÜSLÜMAN olanlar" adına haykırıyordu: "Ya sev ya terk et!" diye.
Bunlar yaşadığımız toplumsal bunalımın tezahürleridir elbette. Benzer dönüşüm sancıları yaşayan çoğu toplumda görülür. Gelgelelim iş, bu ırkçı-milliyetçi ifadelerin suça dönüştüğü noktada müdahale etmekle görevli devlet kurumlarının, bu ırkçı-milliyetçi kampanyaya suç ve suçlunun övülmesi biçiminde katılması, bambaşka bir şeydir. Sadece toplumun bir kesimi içinde değil, "demokratik hukuk devleti" olduğunu iddia eden yapının içinde de ebedi faşizm güçlü biçimde kök saldığını ele verir.
Hrant Dink'in katil zanlısı şahıs Samsun'da tutuklandığında, devletin kolluk güçleri kendisiyle, "Vatan Toprağı Kutsaldır, Kaderine Terk Edilemez!" yazılı bir pano önünde poz vermişlerdi. Şimdi ise, Kandıra Cezaevi'nden mahkemeye aynı cinayetin katil zanlılarını taşıyan vasıtanın önünde, Adalet Bakanlığı'nın renkleriyle bezenmiş, "Ya sev ya terk et" sloganı işlenmiş, ortasında yer alan Türk bayrağıyla resmi görünüm verilmiş bir arma yer alıyor. Bunun suç olduğunu o armayı oraya yapıştıran el herhalde aklına bile getirmemiş ki, dikkat çekince, telaş içinde üzerini örtüyor. İşin en vahim yanı bu. Ergun Babahan'ın altını çizdiği gibi, "kamu adına görev yapan, katilleri yakalamakla görevli insanlar cinayet konusunda onlarla aynı hissi paylaşıyorlar".
İzmit Başsavcılığı'nın bu arma hakkında, "görevi kötüye kullanma" ve "kamu malına zarar verme" çerçevesinde soruşturma yürüteceğini öğrendik. İnsana kerhen açılmış bir soruşturma olduğu izlenimi veriyor. Adalet Bakanlığı'nın hemen olaya el koyması, yapılanın doğrudan sorumlularının görevden alınması gibi, yapılan suçun ağırlığına denk düşen ihtiyati önlemler almaya gerek duyulmuyor. Çünkü yapılan, mahallenin haylaz delikanlılarının densizliği. Verilen zarar kamu malına, kamu vicdanına değil! Yerleşik "hukuk devleti" anlayışı açısından, azarlamak ve belki kulaklarını çekmekle cezalandırılması yeterli bir kabahat bu. Biraz sıkıştırsanız, daha fazla cezalandırmanın "milliyetçi tosuncukların şevkini kıracağı" kulpunu hemen takacak zihniyetin hakim olduğu bir "hukuk devleti"nin gölgesinde resmi görevliler haykırıyor: "Ya sev ya terk et!". "Türküm demenin suç, Müslümanlığın nostalji sayılmaya başladığı" günlerde yaşamıyor muyuz?
4 Ekim 2007'de Tercüman gazetesinde Behiç Kılıç, bu ebedi faşizmin tok sesi olarak durumu açıklıkla özetledi. Sözü ona bırakalım: "Olmadı jandarma!.. İstilacıların öncü sürülerinin yaygaraları karşısında gerilemek!.. Oldu mu şimdi? Yani 'Ya seveceksin ya seveceksin' vatanımız için başka bir yol mu vardır? Onlar saldırdı diye, bu 'tek yol'dan geri adım atılır mı? Atılır mı jandarma? (...) Cezaevi arabasının önüne yapışık küçücük etiketi gören ihanet şebekesinin hali (...) sarmısak görmüş vampirler gibi(ydi). Cezaevi arabasının kaputuna yapıştırılmış, küçücük ayyıldızlı etiketin çevresinde o yazı vardı. 'Ya sev, ya terk et'. Sürü, mahkeme önüne kümelenmiş, nasıl olsa fırsatı çıkar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne sövüp saymayı gerçekleştiririz diye bekleşiyordu. Amblemi görünce dişlerini çıkardılar. (...) Emir verdiler, gitti jandarmanın biri o amblemi oradan söktü. Kanımızı emmeyi niyetli bu vampirlerin önündeki bu küçük engeli kaldırıverdi.. Olmadı jandarma! Bugün, bunlar saldırarak bize geri adım attırarak oradaki 'Ya sev ya terk et'i attırdılar ya! Böyle giderse, oradaki ay-yıldızı da silerler ve hedefleri budur.. Benden söylemesi..."
Artık sözün bittiği aşamadayız...