Amerikan rüyasının jenerik müziği

Önümüzdeki sene Frank Sinatra'nın ölümünün üzerinden 10 yıl geçmiş olacak. Ve şurası kesin ki popüler kültür dünyası bir kez daha "Eski Mavi Gözlerin" istilasına uğrayacak; 1940-2000 arası 60 yıl boyunca olduğu gibi.
Haber: MERT EMCAN / Arşivi

Önümüzdeki sene Frank Sinatra'nın ölümünün üzerinden 10 yıl geçmiş olacak. Ve şurası kesin ki popüler kültür dünyası bir kez daha "Eski Mavi Gözlerin" istilasına uğrayacak; 1940-2000 arası 60 yıl boyunca olduğu gibi. Ancak EMI diğerlerinden önce davranarak şimdiden yeni bir Sinatra derlemesi hazırlayıp piyasaya sürdü bile. 50'lere daha önce benzeri görülmemiş "konsept" albümlerle damgasını vuran Sinatra'nın Capitol yıllarını biraraya toplayan derleme Sinatra'yı en doğru anlatan dönemin perdelerini açıyor. Peki bu dönem neyi anlatıyor? Pek çok şeyi...
1950'li yıllara gelindiğinde bir dönem Amerika'da fırtına estiren, genç kızların ilk seks ilahı "Hoboken'lı oğlan", popüler kültür ve kitlelerin hafızasından aforoz edilmişti. Ses tellerindeki hastalık yüzünden şarkı söyleyemez hale gelmiş, plak ve film şirketinden kapı dışarı edilmiş, insanları bir dönem radyolarının başına kilitlediği radyo programından kovulmuş, menajerinin bile sırt çevirdiği, Ava Gardner'la yaşadığı çalkantılı ilişki yüzünden ruhu sindirilmiş bir kaybedene dönüşmüştü Sinatra.
İnsanlar Yaşadıkça
Gel gör ki dünya o tarihe kadar Sinatra adındaki o dev buzdağının sadece ucunu görmüştü. 50'li yıllar herkese Sinatra gerçeğini tüm çıplaklığıyla gösterdi. İlk adım kendine yeni bir plak şirketi bulmaktı. Bunu güç de olsa başardı. Stüdyo zamanının parasını kendi cebinden ödemek pahasına, eski anlaşmasına kıyasla çok daha cüzi bir rakama Capitol'le anlaştı. Ancak bunun karşılığında yapacağı işler konusunda tam yetkili olacağının sözünü almayı da ihmal etmedi. Ancak tekrar popüler kültürle barışması bir yıl sonra, Hollywood üzerinden gerçekleşti. Yönetmenin kapısında yatarak ve yalvar yakar kaptığı bir rol onun oyunculuk tarafının da ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. 'From Here To Eternity/İnsanlar Yaşadıkça' ona sadece bir Oscar heykelciği kazandırmakla kalmadı, aynı zamanda Sinatra efsanesinin yeniden doğuşunu bir daha sönmemek üzere ilan etmiş oldu. Artık onu tutmak imkansızdı.
Yine de bu dirilişin sadece kendisinden kaynaklanmadığını da kabul etmek lazım. Birincisi müzik endüstrisinde bir devrim oluyordu. 12 inçlik plaklar yeni icat edilmiş, eskiden 3-4 şarkının sığabildiği plaklar yerine 10-12 şarkının sığabildiği yeni bir format hakim olmaya başlamıştı. Bu Sinatra'nın işine çok yaradı. Nihayetinde o bir "icracı" idi, en iyi yaptığı iş bir duyguyu dünyanın en güzel enstrümanıyla, yani sesiyle iletmekti. Bir zamanlar keman gibi çıkan ama artık orta yaşın ve yaşadıklarının etkisiyle bir viyolonsele dönüşen o tanrı armağanı sesini bu amaç uğrunda kullanmak istiyordu. Bu yeni plak formatı da ona, dolayısıyla, yepyeni bir dünyanın kapılarını açtı; sesiyle erişkinlere yönelik öyküler anlatabileceği bir dünya. Bu nedenle 50'li yıllar Sinatra'nın peşpeşe "konsept" albümler çıkardığı yıllardır. Her albümü bir duygu üzerine planlayan Sinatra'nın en iyi albümleri de bunlardır. 'Only The Lonely' çaresizlik temasını işlerken, 'Songs For Swingin' Lovers' aşkın coşkusunu, Sinatra'nın muhtemelen en iyi albümü, bir hüzün başyapıtı olan 'In The Wee Small Hours Of The Morning' ise kaybedilen aşkın kabullenilişini anlatırdı.
İyi şarkıcı
Öte yandan "Amerikan Rüyası"nın yükselişi de mutlaka Sinatra'nın işine geldi. Savaş sonrası travmalarını iyileştirmiş, kendini tüketim çılgınlığının içinde bulan Amerika, jenerik müziğine doğal olarak Sinatra'yı seçmişti. Maskülen, hâkim ama en önemlisi vakurdu. "Amerikan Rüyası"nın canlı örneğiydi. Bu kenar mahallelerin görmek istediği modeldi. Büyük şehirler için ise daha farklı bir imajı vardı Sinatra'nın. Cinsellik ve aile kuramı ilgili tabuları yıkmaktan çekinmeyen, ırkçılığa karşı kararlı bir şekilde duran ("Rat Pack" ile Las Vegas'daki kulüplerdeki ırk ayrımcılığını nasıl bitirdiklerini kim unutabilir), politik olmaktan çekinmeyen bir adamdı Sinatra. Yakın arkadaşlarının da belirttiği gibi "Yönetim Kurulu Başkanı"ydı. Güçlü ve muzaffer.
Ama en önemlisi şarkıcıydı Sinatra. Hem de en iyisinden. Dinleyeni yaralamaktan, kan revan içinde bırakmaktan çekinmeyen ölümcül bir sesti. O yüzden de hâlâ önemlidir Sinatra. Kadınlar aşk şarkılarını, ilk defa gerçekten bu kadar hisseden bir erkekten dinledikleri için ağlaşırken, erkekler onun sayesinde erkek gibi ağlayabildikleri için dinler bu adamı. Bira veya şarap adamı değildir karşınızdaki adam. Ağır içkilerin şarkısıdır Sinatra. O yüzden de dünya üzerinde alkol olduğu sürece Sinatra da olacak.
Frank Sinatra/EMI/Songs From The Heart