Anayasa ve zorunlu din dersi

82 Anayasası'nın, belli çevrelere göre, 12 Eylül cuntası liderine bütün günahlarından arınıp, belki de cennet kapılarını aralayacak olan 'ilk ve orta öğretim kurumlarında zorunlu din dersi uygulamasıyla' ilgili maddesi, yol açtığı sorunlar...
Haber: YILMAZ MURAT BİLİCAN / Arşivi

82 Anayasası'nın, belli çevrelere göre, 12 Eylül cuntası liderine bütün günahlarından arınıp, belki de cennet kapılarını aralayacak olan 'ilk ve orta öğretim kurumlarında zorunlu din dersi uygulamasıyla' ilgili maddesi, yol açtığı sorunlar, AB'nin talepleri ve son olarak da yeni ve sivil bir anayasa tartışmaları nedeniyle gündemde. İlk söylemler daha çok bu dersin kaldırılacağı yolundaydı, fakat zamanla ortaya çıkan tablo, bunun hiç de kolay olmayacağını gösteriyor. Esasen zaman içinde kimi değişikliklere uğramış olmakla birlikte, antidemokratik ruhunu 27 yıldır korumayı başaran bu anayasayı, parıltılı sözlerle sivilleştirmek üzere yola çıkanların işlerinin de zor olduğunu düşünüyorum. Bu zorluğun nedenleri üzerinde durmayı başka bir yazıya bırakıp yıllardır işin içinde olan bir eğitimci olarak din dersinin şu anki durumu ile ilgili görüşlerimi dile getirmek istiyorum.
Öncelikle şimdiki uygulamanın nasıl olduğu konusunda bilgilerimizi tazeleyelim. 1982 Anayasası'na göre ilk ve ortaöğretim kurumlarında din dersi zorunludur. Bu zorunluluk ilköğretimin birinci kademesinde, 4. sınıfta başlar, 5. sınıfta devam eder. Bu yıllarda, ilkokuldaki sınıf öğretmeni din dersini de verir. (Milli Eğitim, 4. ve 5. sınıflarda bu dersleri branş öğretmeninin verebilmesi için hazırlık yapıyor, bu amaçla yeni din dersi öğretmeni aldığını açıkladı.) İlköğretimin ikinci kademesi olan 6, 7, ve 8. sınıflarda zorunlu din dersi branş öğretmenleriyle devam eder. Zorunlu temel eğitimi almış olan çocuk eğer liseye devam ederse, zorunlu din dersleri de devam eder. 9, 10, 11 ve 12. sınıfta. (Liseler dört yıla çıkınca din dersi de otomatikman bir yıl daha artmış oldu). Toplam dokuz yıl.
Şimdi önce bu noktaya dikkat çekmek istiyorum. Milli Eğitimde benim bildiğim kadarıyla dokuz yıl boyunca aynı adla okutulan matematikten başka bir ders yok. Burada bir sorun var. Anayasal bir zorunluluk olsa bile, bir dersin belli bir içeriği ve başı sonu olmalıdır. Eğer söylendiği gibi bu ders 'bir dini' öğretmek yerine genel olarak "Din Kültürü" vermeyi amaçlıyorsa dokuz yıl bunun için çok fazladır. Yok, eğer bu dersin amacı İslam dinini öğretmek ise o zaman da zorunlu olmaması gerekir.
Felsefe dersi gibi
Din ve dinsel düşüncenin insanlık kültürü üzerinde son derece etkili bir toplumsal olgu olduğu düşünülecek olursa, din kültürü hakkında bilgilerin verildiği bir dersin anayasada yazan bir zorunluluk olması gerekmez, Milli Eğitim bunu bir kültür dersi olarak koyar ve bütün öğrencilerin almasını sağlayabilir. Fakat bu dersin hangi yaş grubuna ne kadar süreyle verileceği belli olmalıdır. Örneğin, Milli Eğitim, felsefe dersini, dört yıllık lise müfredatında 3. sınıfa haftada iki saat olarak koymuştur, bu ders bütün liselerde verilen zorunlu bir kültür dersidir. Din kültürü dersi de, felsefe dersi örneğinde olduğu gibi belli bir veya iki yıl için (bunu eğitimciler tartışabilir) verilen bir ders olabilir, olmalıdır.
Söylenenlerin tersine şu anda uygulandığı gibi İslam dinini öğretmeyi amaçlayan bir ders ise isteyen veliler için seçmeli dersler arasında yer almalı. Bunun tartışılacak bir yanı olmamalı. Veli "din dersi almak istemiyorum" diye mi dilekçe versin yoksa "istiyorum" diye mi dilekçe versin tartışması da saçma ve gereksiz. Zaten Milli Eğitim'in şu anda uygulanan seçmeli ders yönetmeliğine göre, her yıl için o seviyeye uygun seçmeli derslerin listesi öğrenciye sunulur, öğrenci, velisinin de onayıyla bu dersler içinden kaç tanesini seçebilme şansı varsa o kadarını seçer. Bu seçmeli derslerin listesi her seviye için zaten vardır. Bunların arasına "Din Bilgisi" dersi eklenecektir, bu kadar.
Anayasa tartışmaları sırasında AKP içinde "Aman anayasadaki zorunlu din dersini ellemeyelim, o bir 'Din Kültürü' dersi bütün dinler hakkında tarafsız bilgi veriyor, biz kendi dinimizi öğretecek bir seçmeli ders koyalım" şeklinde bir görüşün destek bulmaya başladığını okuyoruz. (Radikal, 23.09.2007) AKP çevrelerinin, 82 Anayasası'nın bu "cennetlik" maddesini bozmaya pek ellerinin varmadığı anlaşılıyor. Ortaya atılıp yavaş yavaş dillendirilen bu öneri, var olan durumu demokratikleştirmek bir yana, din dersinin fiilen iki katına çıkması gibi bir sonuç doğuracak gibi görünüyor. Yıllardır, belli bir dinin dersi olmadığı, bütün dinleri öğrettiği hatta aslında bir dinler tarihi olduğu söylenerek, dokuz yıl boyunca okutulan zorunlu "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" dersi, yanına kardeş bir seçmeli din dersi gelince, birdenbire aslına mı dönecek doğrusu bilemiyorum.
Din eğitimi talebi?..
23 Eylül 2007 tarihli Radikal'deki köşesinden İsmet Berkan da bu tartışmalara katılıyor. Parlamentodaki sandalye dağılımını söz konusu ederek, bu ortamda var olan uygulamanın korunmasını bile bir başarı olarak gören Berkan'ın imam hatip sorununu çözmek için de önerileri var. "Eğer modern devlet, vatandaşlarının taleplerine duyarlık gösteren devletse, Türkiye'de varlığını inkâr edemeyeceğimiz bir talep var: Öğrencilerin dinlerini ve dinlerinin uygulamasını okullarda öğrenmesi talebi" diyor Berkan. Bu noktada hemen şunu söylemek isterim. Evet böyle bir talep var fakat belirsiz bir talep bu. Yani vatandaş, din ve din uygulamalarının ne kadarının okullarda öğretilmesini talep ediyor? Din ne kadar sürede öğrenilir? Vatandaşın istediği eğitimin derinliği ne kadardır? Modern devletimiz vatandaşını bu konuda nasıl tatmin edecektir? Siz din eğitimini bir yıllık bir eğitimle de verebilirsiniz, 10 yıllık yoğun bir programla da. Öncelikle bu tanımlamaların yapılması durumunda, yazının devamında sorulan "çocukların din eğitimini nasıl alacağı sorusuna" cevap vermek kolaylaşacak.
İsmet Berkan, ayrıca normal okullardaki eğitim öğretimi aksatmadan, okul sonrasında, velilerin talepleri doğrultusunda din eğitimi verilmesi halinde, imam hatip liseleriyle ilgili sorununun da çözüleceğini düşünüyor. Bunu açalım biraz, diyelim öğrenci normal derslerini tamamlayacak, okul kapandıktan sonra veya akşamleyin, ne zaman bina boşalırsa, bu sefer din eğitimi için yeniden okula dönecek. Bu düşünce, bana pedagojik olarak pek sağlıklı görünmedi, öte yandan, çocuklarını imam hatip lisesine gönderen velilerin normal okullarla ilgili olumsuz düşüncelerini (okulların karma olması vb.) değiştirmelerine neden olacak bir içeriği de yok.
Anayasa tartışmaları gerçekten de bazı sorunların çözümü için önemli fırsatlar sağlayabilir, üstelik en zor problemler bazen çözümü en basit olanlar olabiliyor.

YILMAZ MURAT BİLİCAN: İzmir Amerikan Koleji, felsefe öğretmeni