Anayasamı istiyorum!

Bir anayasanın içeriği kadar nasıl yapıldığı da önemli diyen Sivil Anayasa Girişimi tarafından başlatılan "Anayasamı İstiyorum!" Kampanyası, toplumda ilgi uyandırmış ama parasızlık, zamansızlık, sabırsızlık yüzünden sürdürülememiş, sönümlenip gitmişti.
Haber: MEBUSE TEKAY / Arşivi

Bir anayasanın içeriği kadar nasıl yapıldığı da önemli diyen Sivil Anayasa Girişimi tarafından başlatılan "Anayasamı İstiyorum!" Kampanyası, toplumda ilgi uyandırmış ama parasızlık, zamansızlık, sabırsızlık yüzünden sürdürülememiş, sönümlenip gitmişti. Herkesin kendi doğrularını ifade ettiği, yalnızca içeriğe odaklanmış Anayasa tartışmalarını okurken, 'kendi anayasasını yapmış bir toplum olma' fikrini hatırlayalım, konuşalım istedim.
Anayasa, devletin yapısını, siyasal rejimi belirleyen teknik bir metin olmaktan ibaret değil, hayatımızın hemen her alanını etkiliyor. Birey ve topluluk hakları, kimlik, laiklik, sivil askeri otorite ilişkileri, eğitim/öğretim esasları, sansür, özelleştirme... Aklınıza gelebilecek tüm hak ve özgürlükler, hepsi Anayasa'da ifadesini bulur. Bu yüzden Anayasa tartışması, yalnızca uzmanlara ve siyasetçilere bırakılamayacak kadar önemli.
Bu ülkede nasıl yaşamak istediğimizi bize soran hiç olmadı. 1982 Anayasası da toplumun ne istediğini hiç merak etmeyen, onu tebaa olarak gören aynı zihniyetin ürünü. Toplum da Anayasa'ya, devletin yaptığı, değiştirdiği, istediğinde ihlal ettiği kurallar çerçevesi olarak bakıyor. Kendi taleplerini, çözümlerini, mutabakatlarını yansıtmadığı için sahip de çıkmıyor. Nitekim birkaç yıl önce, Anayasa'nın 34 adet maddesinin değiştirilmesi önemli bir tartışma yaratmadı. Yurttaşlar, sivil toplum kuruluşları "Anayasa, yaşamımı belirliyor, haklarımın, özgürlüklerimin, devletle olan ilişkimin biçimini, sınırlarını çiziyor; bu benim hayatım, o halde benim de sözüm olmalı" demedi. Bu defa farklı olmalı. Gündelik hayatımızı doğrudan etkileyecek, toplumda çatışma yaratan konuların hepsinin yer alacağı bu metnin oluşumunda yurttaşlar olarak sözümüzü söylemeli, nasıl yaşamak istediğimize kendimiz karar vermeliyiz.
Klasik anayasacılık hareketinin yaklaşık 250 yıllık bir geçmişi var, yeniden keşif gerekmiyor. Bir uzmanlar topluluğu oturup en özgürlükçü anayasaları da inceleyerek ideal bir anayasa hazırlayabilir. Anayasaların başlangıç metinlerini inceleyerek, Zafer Üskül'ün üstünde kıyamet kopartılan önerisini değerlendirebilir. Ne de olsa başlangıç metinleri, anayasanın ruhunu yansıtan bölümlerdir. Bildiğim kadarıyla besmele ile başlayan Kuveyt Anayasası'nda Abdullah al Salim al Sabah'a, İran Anayasası'nda Humeyni'ye, Libya Anayasası'nda Devrimci Komuta Konseyi'ne atıf yapılıyor. Bunlar dışında yalnızca bizim anayasamızda kişiye atıf var. Diğerlerinde, evrensel hukuka, yurttaşlara ve toplum sözleşmesi niteliğine ilişkin girişler var. Neyse, uzmanlar hepsini inceleyip mükemmel bir anayasa hazırlayabilir ve o TBMM'de kabul edilerek hayatımıza sokulabilir. Peki ne olur?
Hayatımız üzerine düşünmek
Demokratik bir anayasa, demokratik bir toplum anlamına gelmiyor. Toplum, kendine yukarıdan dayatılan kuralları içselleştirmiyor, sahip çıkmıyor. Anayasanın toplum sözleşmesi niteliğini kazanması için, bu ülkede yaşayan farklı kesimlerin/görüşlerin ortak noktalarda buluşmaları gerekir. Her kesimin görüşlerini açıkladığı, etkilemeye ve etkilenmeye açık olduğu, birbirini dinlerken dönüştüğü, toplumun bu tartışmadan haberdar olduğu, bilgilendiği bir süreci yaşamak zorundayız. Yurttaşlık bilincinin geliştiği, haklarımızı öğrendiğimiz, uygulamaya başladığımız, siyasal kültürün değiştiği böyle bir sürecin sonunda hazırlanacak anayasaya 'İşte benim Anayasam' diyebiliriz. Ancak kendi anayasasını yapmayı başarmış bir toplumun üyeleri, o anayasaya sahip çıkar, kurallarına uygun davranır, değiştirilmesine, ihlal edilmesine kayıtsız kalmaz.
Sivi Anayasa Girişimi'nin fikir babası olan Murat Belge, bir söyleşisinde "Bakkallar, ev kadınları, öğrenciler de anayasa konusunda ne düşündüğünü söylesin istiyoruz" demiş, gazete, Girişim'in telefon ve faks numarasını yayınlamıştı. Türkiye'nin her yerinden telefon ve faks yağmıştı.
Sessiz toplumun, adam yerine konduğunda, görüşünü ileteceği kanallar açıldığında, değişime inandığında, suskunluğunu bozmaya hazır olduğunu bir kez daha görmüştüm. Yine aynı süreçte, toplumun, kutsallaştırılmış ideoloji ya da inançları referans almayacak olgunluğa eriştiğini de gözlemiştim.
Anayasanın oluşum sürecine toplumun katılmasını sağlamak çok zor değil. Hükümet, toplumu kendi hayatı üzerine düşünmeye davet edebilir. Meclis içinde ve dışında farklı kimlik, farklı kesim ve farklı görüş temsilcileri biraraya getirilebilir. Dünyada bu sorunların nasıl çözüldüğü konusunda toplum bilgilendirilir. Kamuya açık sürdürülen konuşma/dinleme/anlama/tartışma süreci, sorunun taraflarını da dönüştürür. Anayasa ile ilgili bir web sitesi hazırlanabilir. Meslek odaları, sendikalar, sivil toplum kuruluşları hem kendi alanlarını ilgilendiren konularda hem anayasanın geneli hakkındaki görüşlerini açıklayabilirler. Toplumun bilgilendirilmesine ve katılımına açık yaşanacak demokratik bir tartışma sürecinde biz de yurttaşlar olarak nasıl bir Türkiye'de yaşamak istiyoruz, tercihlerimiz ne, bizi ezen bir devlet mi bize hizmet veren bir devlet mi istiyoruz, birbirimizi ezmeden, ezdirmeden yan yana nasıl yaşarız gibi soruların yanıtlarını arayarak bulabiliriz. Farklı toplumsal kesimlerin, birarada yaşamanın ortak kurallarını birlikte belirledikleri bir toplumsal sözleşme, giderek derinleşen, kamplaşan toplumun sorunlarının çözümünü de getirir. Meclis'in açılış gününde birbirine uzanan ellerin, bu olgunluğun işareti olduğunu umuyorum.

MEBUSE TEKAY: Avukat