Anayasanın oluşturulması yöntemi

Yeni anayasa tartışmalarında gelinen nokta bir anayasa oluşturma sürecinin sekteye uğrayabilme ihtimalinin güçlenmesidir. Yeni anayasa oluşturma süreci yanlış bir yöntemle başlatıldı. Siyasi iktidarca çok dar bir akademisyen kuruluna...
Haber: ÜMİT KARDAŞ / Arşivi

Yeni anayasa tartışmalarında gelinen nokta bir anayasa oluşturma sürecinin sekteye uğrayabilme ihtimalinin güçlenmesidir. Yeni anayasa oluşturma süreci yanlış bir yöntemle başlatıldı. Siyasi iktidarca çok dar bir akademisyen kuruluna bir taslak hazırlatıldı, daha sonra iktidar partisi seçenekli maddeleri içeren bu taslağı kendi organlarında tartışmaya başladı. Dar bir akademisyen kadrosunca hazırlanan anayasa taslağı, teknik çalışmaların tamamlandığı bir metin olarak iktidar partisine verildi, iktidar partisi de kendi hukukçularıyla maddeler üzerinde özel olarak teknik çalışmalar yapmaya başladı. Taslağın şu andaki niteliği siyasi iktidarın parti organları aracılığıyla şeffaflıktan uzak bir şekilde oluşturmaya çalıştığı bir metin olmasıdır. Bir anayasanın maddeler şeklindeki teknik yazılımı en son yapılacak bir iştir. Toplumsal mutabakatın ilkelerinin belirlendiği anayasa yapma işi iktidar partisinin şeklini verdiği ve maddelerini düzenlediği bir taslak üzerinde yapılamaz. Nitekim ilkeler bütününü göstermesi gereken bir anayasa yapma sürecinde bugün önplanda türban ve laiklik konuları tartışılıyor. Oysa bu sorunları da kuşatarak çözecek olan, demokratikleşmeyi, hak ve özgürlükleri belirleyen ilkeler olacaktır. Böyle olduğunda türban ya da laiklik değil demokrasi ve hukuk ilkeleri tartışılacaktır. En son yapılacak madde düzenleme teknik işi en başta dar bir kadro içinde oluşturuldu. Oluşturulan bu taslak iktidar partisinin tekelinde yapılan çalışmalarla bir metne dönüştürüluyor.
Nasıl oluşturulmalı?
Toplumsal ortamda çok geniş bir temsile sahip bir kurulun oluşturularak, bu kurulun toplumsal mutabakatı gösteren ilkeler üzerinde tartışmalar yapması, bu tartışmaların açık ve şeffaf olması, medyanın ve partilerin bu çalışmalara destek sunması, yurttaşların anayasa kavramı üzerinde bilinçlendirilerek bu çalışmalara katkı yapmalarının sağlanması birinci aşama olmalıdır. Özellikle toplumsal mutabakatın hangi ilkelerde ve hangi amaçlara yönelik olduğunu ve devlet aygıtının bu ilke ve amaçlara uygun olarak yapılandırılmasını da içeren felsefi yaklaşımı da gösterecek olan başlangıç metni birinci çalışmanın ilk hareket noktası olmalı, daha sonra bu felsefe ve ruha uygun olarak ilkeler belirlenmelidir. İkinci aşamada mutabakata varılan ilkelerin amaçlarının elde edilmesini sağlayacak maddeler üzerindeki teknik çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışmalar teknik madde çalışmaları olacağından, birinci kuruldan daha dar olarak akademisyenler ve hukuk uygulayıcılarından oluşturulacak bir kurul tarafından yine açık, şeffaf ve tartışılabilir bir ortamda yapılmalıdır. Bu çalışmaların sonunda ortaya çıkacak olan taslak sadece iktidar partisinin değil toplumun, bireylerin, iktidar partisi dahil tüm siyasi partilerin, meslek örgütlerinin ve STK'ların üzerinde tartıştığı ve oluşturduğu bir taslak olacaktır. Anayasalar toplumsal mutabakatın ilkelerini gösterdiğinden 60 maddeyi geçmeyecek olan bu anayasa taslağı üçüncü aşama olarak Meclis'e sunulmalı, Meclis'te de aynı şeffaflık ve açıklıkla tartışılıp kabul edildikten sonra mutlaka halkoyuna sunulmalıdır.
Sonuç olarak, yeni anayasa azınlıkta olanların da, marjinallerin de "benim anayasam" diyebilecekleri içerikte olabilecek şekilde tartışılmalıdır. Bu anayasa demokratikleşmeyi, özgürleşmeyi ve farklılıklarımızla birlikte barış içinde birarada yaşamayı, dinsel ve ırksal gerilimleri aşmayı sağlayacak bir yöntemle oluşturulmalıdır. Örgütler, gruplar, kümeler, tek tek bireyler görüş ve önerilerini ortaya koyabilmelidirler. Kuşkusuz anayasa bir çatıdır. Bu çatının dayandığı sütunlar (mevzuat) eğer demokratik ve özgürlükçü değilse anayasanın bir anlamı kalmayacaktır. Anayasayla birlikte temel yasalarda anayasal düzenlemelere uygun değişiklikler hemen öngörülmelidir.
İlkelere ilişkin öneriler
Anayasanın Başlangıç Metni: Bağımsızlık ve özgürlük mücadelesiyle sınırları çizilen Türkiye coğrafyasında yaşayan çeşitli dinsel, etnik ve kültürel farklılıklara sahip yurttaşlar tarihten gelen barış içinde özgürce birarada yaşama arzu ve iradesini tekrar ederek ve yenileyerek toplumsal bir mutabakata varmışlardır.
Bu toplumsal mutabakat doğuştan var olan insan hak ve özgürlüklerini, sosyal adaleti, her koşulda farklılıkları korumak ve farklılıklarla birlikte birarada barış içinde çoğulcu, katılımcı ve şeffaf bir toplumda yaşamak isteğini gerçekleştirmek iradesini ve devletin, bireyin ve toplumun hak ve özgürlüklerini korumak ve kullanılmasını sağlamak, bireyin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmek ve yoksulluğu aşmak için hukuk içinde hareket etmek üzere oluşturulmuş, ideolojisi bulunmayan bir aygıt olduğu düşüncesini temel alır.
Birey yurttaşların ve toplumun katkılarıyla hazırlanan, olağan bir meclis tarafından kabul edilen ve halk tarafından onaylanıp, yürürlüğe giren bu anayasa demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin yaşama geçirilmesi, bireyin ve toplumun özgürlük ve barış içinde yaşaması ilkelerinin gösterildiği örnek bir metin olarak küresel demokrasi idealine yönelik bir çabaya da katkı sunacak tarihsel bir açılımın başlangıç noktasını oluşturacaktır.
Yurttaşlık Tanımı: "Türkiye Cumhuriyetine yurttaşlık bağıyla bağlı olan herkes din, ırk ve kültür farkı olmaksızın Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır."
Egemenlik: Egemenliği kullanan organlar olarak yasama, yürütme ve yargı erkleri açıkça belirtilmelidir.
Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması ve Kötüye Kullanılması: Hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yer verilmemeli, ancak kanunla yapılacak sınırlamaların sınırları belirtilmelidir. "Bu sınırlamalar Anayasa'nın başlangıç metninde belirtilen felsefesine, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik bir toplumda gereklilik ve meşru amaçla orantılılık ilkelerine aykırı olamaz." Hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasında tek ölçüt "insan haklarına dayalı demokratik rejimi ortadan kaldırmayı amaçlayan eylemler" olmalı, "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma" gibi muğlak, anlaşılmaz ve yeni anayasanın felsefesiyle bağdaşmaz ölçütler kullanılmamalıdır.
Yaşama Hakkı: Mevcut anayasanın 17. maddesinin öldürme fiillerini meşrulaştıran, devlete adeta öldürme yetkisi veren son fıkrası yeni anayasada yer almamalıdır.
Sosyal ve Ekonomik Hakların Sağlanmasında Devletin Ödevinin Sınırları ve Yoksulluk Sorunu: Devletin sosyal ve ekonomik alanlarda anayasada belirtilen görevleri konusunda mevcut Anayasa'da bulunan "mali kaynakların yeterliliği ölçüsü" sınırlaması yeni anayasada yer almamalı ve yoksullukla mücadele konusunda yeni anayasada özel bir düzenleme bulunmalıdır.
Din ve Vicdan Özgürlüğü: Din ve vicdan özgürlüğünün kullanımında mevcut Anayasa'nın 14. maddesinin öngördüğü kısıtlama kaldırılmalıdır. Bu özgürlüğün kötüye kullanılmasındaki tek kısıtlama "insan haklarına dayalı demokratik rejimi ortadan kaldırmayı amaçlayan eylemler" olmalıdır. Din ve ahlak eğitim ve öğretimi zorunlu ders olmaktan çıkarılmalıdır. Mevcut anayasanın 24. maddesinin son fıkrasındaki sınırlayıcı ölçüt kaldırılmalıdır.
Vicdani Ret Hakkı: Yeni anayasada vicdani ret hakkı tanınarak zorunlu askerlik yerine daha uzun süre sivil hizmet seçeneğinin düzenlenmesi bir zorunluluktur. Avrupa Konseyi üyesi 48 üyeden, sadece Türkiye ve Azerbaycan'da bu hak tanınmıyor.
Demokrasinin ve Katılımın Yaygınlaştırılması: Yerel yönetimlere yeni bir örgütlenme şemasıyla yasama ve yürütme yetkileri tanınarak, yönetimin merkezden yerele ve bölgelere kaydırılması yeni anayasanın felsefesi ve uygulanabilirliği açısından zorunludur. Yerel meclisler, yerel yürütme organları, bunların üstünde bölge meclisleri düşünülebilir.
Adil Yargılanma Hakkı: Birey-yurttaşların adil yargılanma haklarının varlığı, insanlığın ortak aklının ve değerlerinin ve evrensel nitelikteki temel hukuk ilkelerinin bir gereğidir. 1982 Anayasası'nda "Adil Yargılanma Hakkı"nı ve "Adil Yargılama Yapma Görevi"ni düzenleyen bir hüküm bulunmuyor. Bu saptama 1924 ve 1961 Anayasaları için de geçerlidir. Söz konusu hak her iki anlamıyla birlikte anayasada yer almalıdır.
Tabii Hakim İlkesi: Mevcut anayasadaki "kanuni hakim güvencesi" düzenlemesi yerine "tabii hakim güvencesi" getirilmelidir. "Hiç kimse tabii hakiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz."
Yeni Anayasada Yer Almaması Gereken Kurumlar: MGK anayasal olmaktan çıkarılmalı, kanunla Dış Güvenlik Kurulu oluşturulmalıdır. Askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri anayasal organ olmaktan çıkarılarak kanunla düzenleme yapılmalıdır. Askeri Yargıtay kaldırılarak görevi Yargıtay'a, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılarak görevi idari yargıya devredilmelidir.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu anayasal organ olmaktan çıkarılmalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı anayasal bir organ olmaktan çıkarılarak, tamamen kaldırılmalıdır. YÖK anayasal organ olmaktan çıkarılmalı, kanunla üniversiteler arası koordinasyonu sağlayacak bir kurul oluşturulmalıdır.
Sıkıyönetim, OHAL, Genelkurmay Başkanlığı, YAŞ Kararları: Sıkıyönetim düzenlemesi yeni anayasada yer almamalı, kanunu da kaldırılarak bundan böyle sıkıyönetimli bir dönemin yaşanması olasılığı düşünülmemelidir. Sıkıyönetimlerin askeri darbelere zemin hazırladığı unutulmamalıdır. OHAL yeni anayasanın felsefesi, hak ve özgürlükler bağlamında demokratikleştirilmelidir. Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanları doğrudan Milli Savunma Bakanı'na bağlanmalıdır. YAŞ kararları yargı denetimine açılmalıdır.