Antiemperyalizm 2007

''Cumhuriyet Mitingleri"nin bir önemli sloganı da antiemperyalizm. Doğrudan ve dolaylı biçimleri var ama hepsinin ortak paydası aynı: 1) Gayrimüslimleri, 2) Batı'yı "öteki"leştirme: Pontus kurmak istiyorlar, Fener'i Vatikan yapacaklar...
Haber: BASKIN ORAN / Arşivi

''Cumhuriyet Mitingleri"nin bir önemli sloganı da antiemperyalizm. Doğrudan ve dolaylı biçimleri var ama hepsinin ortak paydası aynı: 1) Gayrimüslimleri, 2) Batı'yı "öteki"leştirme: Pontus kurmak istiyorlar, Fener'i Vatikan yapacaklar, misyonerlerle bölüyorlar, Ermeniler toprak istiyor, dönmeler her yere egemen, vs. Daha doğrudanı: AB Türkiye'yi parçalayacak. En çok görülen pankartlardan biri: "Ne ABD ne AB".
Önce, "emperyalizm" nedir? Sabancı Arjantin'de fabrika kuruyor. Fransa'da banka alan var. Romanya'da anahtar teslimi fırın kuran Karadenizliler ibadullah. Türkiye, Balkanlar'da ve Orta Asya'da Türkçe kursları açıp kültürünü yayıyor. Emperyalist kiiim, Türkiye kim?.. Onun için, bu kavramı dar tanımlamak lazım: "Ekonomik ve siyasal çıkar sağlamak için işgal". İşgal olmadan emperyalizm olmaz. Olursa, Türkiye de emperyalisttir.
Bizler 60'larda Ankara'da dil öğreten yabancı kültür derneklerine "kültür emperyalizmi" dedik. Bıraksalar, bir kabilenin öbür kabileye saldırmasına da emperyalizm diyecektik. Bakmayın, biz o zamanlar burjuvazinin "milli" ve "komprador" diye ayrıldığına bile inanmıştık. Aynen Ermeni diasporasının "jenosit"ine benzer biçimde, antiemperyalizmi tepe tepe kullandık.
Neden? Bir kere, bilmiyorduk ki sosyal bilimlerde bir kavram ne kadar geniş anlamda kullanılır ve ne kadar çok şey ifade ederse, o kadar yozlaşır ve işe yaramazlaşır. Ayrıca, şimdi geriye bakınca görebiliyorum ki, biz bunu başka sebeplerden de yaptık:
1) İzmir Atatürk Lisesi'nden çıkıp ana tüyünde bir kuş olarak 1964'te Mülkiye'ye konduğumda, damarda getirdiğim milliyetçilik ile orada bulduğum Marksizm 'beş benzemez' türünden iki şeydi. Antiemperyalizm işte bu ikisi arasındaki köprü'yü kurdu. Tabii, ayağı birincinin üzerine inşa edilmiş bir köprü.
2) Her kötülüğü emperyalizmden bilmek rahatlatıcıydı. Birçok şeyi "emperyalizmin oyunu"na yükleyip geçtik.
3) Demokrasimizin o zamanki hali yüzünden, kapitalizmi doğrudan eleştirmek zordu; 141-142. maddeler vardı. Johnson Mektubu sayesinde ABD karşıtlığı üzerinden dolaylı antikapitalizm yapabildik; antiemperyalizmin bir işlevi de bu oldu.
40 yıl sonra
Şimdi bir bakıyorum aradan 40 küsur yıl geçmiş, Türkiye'de 1923'ten beri ideolojimiz evvelallah 'dondurma' olduğu için, mitingcilerde durum hâlâ aynı. Ama bizimki kadar çocuksu ve masum biçimde değil.
1) "Ne ABD ne AB"diyenlerin çoğu, 60 ve 70'lerde moda icabı "ABD'ye hayır" diyorlardı. Kendi gençlikleri ile bugün arasındaki köprü'yü şimdi böyle kuruyorlar ve bir yandan kendi gözlerinde tutarlı olmuş, bir yandan da milliyetçi egoizme tutsak olmamış oluyorlar. Normaldir.
Normal de, komünizmden replik çalarak bunu Marksist terimlerle ifadeye yeltenmelerini kabul edemiyorum. Nâzım'ı 28 yıl 4 ay cezaya çarptıran bu zihniyet şimdi şiirlerini okuyor: "... bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim". Hazmedemediğim ise, bir yandan hiçbir cop ve biber gazı sorunu/endişesi olmaksızın güle oynaya meydanlara çıkıp başka bir meydanda coplanan ve gazlanan 1 Mayısçılara zerre kadar yakınlık duymamaları. Solculuk ve solun birleşmesini istemek, öyle mi?
2) Mitingler piknikten farksızdı (bkz. www.hurriyet.com.tr/gundem/6509538.asp?gid=48). Ama piknik bile olsa her eylem yüce sebep arar. Protestoları antiemperyaist 'mağduriyet'le (victimization) meşrulaştırmak ve taçlandırmak onları yüceltiyor. Üstelik bu 'mağduriyet', özellikle Ermeni Sorunu konusunda kendilerini iyi hissettirecek bir psikolojik çerçeve.
3) Mitingcilerin içinde elbette "Ne takunya ne postal" diyenler vardı. Ama büyük çoğunluk, "Eğer laiklik elden gidiyorsa, tabii ki ordumuz başımızın tâcıdır" esprisindeydi. "AB'ye hayır" diyerek bunu dolaylı söylediler.
Buraya kadar, bizim 60 ve 70'lerde yaptıklarımızla paralellikler bulmak mümkün. Ama bundan sonrası bizim o zamanki tıfıllığımızı aşıyor. Çünkü şu sonuçları doğuruyor:
1) "Ülkenin Bölünmez Birlik ve Beraberliği" açısından: Dönmeler, Fener Patrikhanesi, misyonerlere aldananlar vs. diye "antiemperyalizm" yapanlar, bu ülkede gayrimüslim doğan veya olanları düşman ilan ediyor. Bunun adı Nefret Söylemi'dir. TCK 216/2'ye girer. Bölücülüğün de dik âlâsıdır.
2) Demokrasi açısından: Büyük çoğunluk, LAHASÜMÜT avantajlarını kaybetme korkusu belasına, geçtiğimiz ip köprünün bir ucunun laiklik, bir ucunun demokrasi direklerine bağlı olduğunu gören ve/veya kabul eden türden değil. Alıştığımız cinsten laiklik devam etsin de, demokrasi her zaman bulunur diyen türden. Laiklik elzem ve demokrasi de lüksse, demokrasi diye dayatan AB'yi uzak tutmak önkoşul.
3) Dış politika açısından: AB'yi emperyalist ABD'yle aynı kaba koyarak Türkiye'nin bütün dış politika olanaklarını bir anda yıkıyor. Türkiye'yi yaşatan hep Kuvvet Dengesi oldu. Türkiye Doğu ile Batı'yı birbirine karşı oynayamadığı zaman Batı içindeki hizipleri birbirine kullandı. "Ne ABD ne AB" sloganı Türkiye'yi ABD'ye mahkum ediyor.
4) "Vatan" kavramı açısından: Bu antiemperyalizme göre yabancılara sayfiye evi satmak= vatanı satmak. Oxford'daki lojmanda kapıcıyla aramız fevkalade iyiydi: Marmaris'ten ev almış. Bir ülkede ev alsanız oranın iyiliğini mi istersiniz, kaosunu mu? Daha önce de yazdım; sanki adam evi cebine koyup götürecek. Bu nasıl bir zihniyet malullüğüdür? Ne menem bir antiemperyalizmdir?
Bitmedi. İçinde "Küçücük çocukları katil yapan ırkçılığa karşıyız. Asla olmayacak darbelere karşıyız" geçen bir konuşma hazırlamış olan Prof. Türkan Saylan'ın konuşturulmadığı (E. Temelkuran, Milliyet, 15.05.07) İzmir mitinginde Alpaslan Işıklı, o da profesör, konuşuyor: "İzmir limanı satıldı ey İzmirliler! İzmir limanı artık İzmir'in de, Türkiye'nin de değildir". Aman tanrım, antiemperyalizm!
5) Bizzat Atatürkçülük açısından: Biz gençken sadece ABD düşmanlığı yaptık; Batı değil. Mitingciler slogana AB'yi de katarak, M. Kemal'in "Muasır Medeniyet"i Batı'yı düşman ilan ediyor. Bunu şimdiye kadar sadece gerçek Şeriatçılar yapmıştı.
Dahası, Atatürk Batı Avrupa'yı alıp olduğu gibi "kopya" etmişti (çok da iyi etmişti); hangi yasalarımız hangi ülkeden motamo tercümedir, girmeyelim şimdi. AB kurallarını bugün "adapte" eden ise "Soros'un çocuğu" oluyor. Bir gram tutarlılık yahû; yarın çocuklarınız utanacak.
(Not: Gazetecilik öğrencilerine ödev veriyorlar, onlar da e-postayla röportaj talep ediyor. Geçenlerde yine bir kız İstanbul'dan yazdı, hallettik. Bir hafta sonra bir daha yazdı: "Son bi soru sorucam hocam ama bu ödevle ilgili değil. Kürt müsünüz?". 1971'de cezaevinde eşcinsellerin hasta olmadığını anlatmaya kalktığımda mahkumlardan Gazozcu Doğan tükürür gibi demişti: "Yani, sen bize şimdi ibneleri mi müdafaa ediyon?" Bu yazıdan sonra benim emperyalist ajan ve gayrimüslim olduğuma inananlar artacaktır. Selam söyleyin).

BASKIN ORAN: Prof. Dr., Mülkiye