Arkadaşım Fatma

Sıla isimli bir dizi var. Dizi Mardin'de geçiyor. Başrollerini de İstanbul'da yetişmiş genç, güzel, zengin ve "feminist" bir kadın ile genç, akıllı, yakışıklı ve güçlü bir ağa paylaşıyor. İkisinin büyük aşkının fonunda Mardin'deki...
Haber: FİLİZ KOÇALİ / Arşivi

Sıla isimli bir dizi var. Dizi Mardin'de geçiyor. Başrollerini de İstanbul'da yetişmiş genç, güzel, zengin ve "feminist" bir kadın ile genç, akıllı, yakışıklı ve güçlü bir ağa paylaşıyor. İkisinin büyük aşkının fonunda Mardin'deki "töre", törenin kurbanı kadınlar, cinayetler ve bu iki kahramanın kadınları sahiplenişi anlatılıyor. Oysa benim bildiğim Mardin'de de dünyanın her yerinde olduğu gibi namus cinayetleri işleniyor ama kadınlar kurtulmak için bir ağayla İstanbullu bir kadını beklemiyorlar. Mardin'de üçünü de yakından tanıdığım üç kadın belediye başkanı var. Mazıdağı Belediye Başkanı Nuran Atlı, Türkiye'nin en genç belediye başkanı. Yani hem kadın hem genç. Sürgücü Beldesi Belediye Başkanı Zeyniye Öner'in kimlik bilgisinin karşısında "Sekiz çocuklu ve okuryazar" yazıyor. Kızıltepe Belediye Başkanı Cihan Sincar ise öldürülen DEP milletvekili Mehmet Sincar'ın eşi olarak tanınıyor ama en çok göç alan ilçelerden birinin belediye başkanlığını başarıyla yürütüyor. Yani gerçeğin filmi çekilse, hikâye çok farklı.
Ben bir film çekmek isteseydim, Fatma Kurtulan'ın yaşamını çekmek isterdim. Film çekmek bana uzak bir alan ama doğrusu medya Fatma Kurtulan'ı bu kadar malzeme yapmadan da Fatma'nın (mazur görün, arkadaşım olduğu için ona hitap ettiğim biçimiyle yazmak istiyorum) hikâyesini yazmak istiyordum. Fırsat bulduğumda yazmayı düşündüğüm birkaç konudan birisi de Fatma'nın hikâyesiydi. Eşinin dağda olduğunu biliyordum ve ne yazık ki uygun bir zamanda kullanılacağından da adım gibi emindim. O en uygun zaman esir askerlerin geri alınışıymış meğerse... Bugüne kadar partilerde yöneticilik yapan, üç kez milletvekili adayı olan, devlete defalarca kimlik bilgilerini veren birisinin eşi hakkında haber yapmak için başarılı bir gazeteciliğe ihtiyaç yok. Birileri uygun bir zamanda istediği bilgileri tedavüle sokar, istediği haberleri yaptırır.
Biz yine benim yazmak istediğim hikâyeye dönelim. İki genç insan, birbirlerini seviyorlar, evleniyorlar. Kısa bir süre sonra ayrılmak zorunda kalıyorlar. Bu ayrılık, birbirlerini sevmedikleri, anlaşamadıkları için değil. Erkek "dağ"a gitmek istiyor. Bu iki genç, belki de birbirlerini hiç göremeyeceklerinin bilinciyle nasıl vedalaşmışlardır acaba? Birbirlerini nasıl hayal etmişlerdir. İnsan genç yaşta ayrıldığı sevgilisini düşünürken ayrıldığı hali mi gözünün önüne gelir, yoksa yaşlandığını hesaba katar mı? İki genç insan birbirini severken neden birbirinden ayrılır? Biri "dağ"da, biri Meclis'te... Başka bir ülkeye ait bir filmde izlesek çok etkileneceğimiz kesin.
Kadın kolları başkanlığından
Binlerce Kürt genci için "dağ"a gitmek siyasi mücadele seçeneği anlamı taşırken, Fatma "ova"da kalmayı tercih etmiş. Neden? Biraz da "tersten" soru sormak gerekmiyor mu? Mardin'deki kadınların Sıla dizisinde olduğu gibi ağalardan, zenginlerden, İstanbullu okumuş kadınlardan çare beklemesine değil, siyasette özne olmasına, hemcinsleriyle dayanışmasına, kaderine başkaldırmasına zemin hazırlayan kadınlardan birisi Fatma Kurtulan. Onu 2002 seçimlerinde HADEP Kadın Kolları Başkanı'yken tanıdım. 1998'de parti meclisi üyeliği, 1999 seçimlerinde Adana milletvekili adaylığından sonra 2000 yılında 7 bin kişinin katıldığı kadın kongresinde kadın kolları başkanı seçilmişti. 80'den sonra partilerin kadın kollarının yasaklanmasının ardından yeniden serbest bırakılmasıyla, Türkiye'deki ilk kadın kolu konferansıydı bu. Ve HADEP tarihinde kadınların yarı özerk bir yapıya geçmelerinin de ilk adımıydı. Artık kadınlar kendi yöneticilerini kendileri seçecek, kendi kararlarını kendileri alacaklardı.
2002 seçimlerinde de Fatma, Mardin'den aday oldu. Yeterli oyu almasına rağmen DEHAP yüzde 10 ülke barajını aşamadığı için seçilemedi. İşte o seçim süreci Fatma'yla arkadaşlığımın da başlangıcı oldu. Kadın kollarının üye sayısını ikiye katlayacak, hangi ilde kaç üyesinin olduğunu bilecek, pek çoğunu isim isim tanıyacak kadar başarılı kol başkanı, çantasında her zaman hazır olan diş fırçası, giysileri, küçük ütüsüyle her an harekete hazır bir aktivist, her şeye, her konuya kadın açısından bakmayı bilen bir feminist ve çok eğlenceli bir yol arkadaşıydı. Benim için yolun sonundaki bol etli bir sofra en büyük ödülken, onun için işkenceydi. Tek kusuru, insanların et yemekten vazgeçtiğinde birbirlerine eziyet etmekten de vazgeçeceklerine inandığı için, her lokmamı vicdan azabına çevirmesiydi!
Fatma Kurtulan, DTP'nin 20 kişilik Meclis Grubu'ndaki sekiz kadından biri. Onların birkaç üniversite diploması, master'ları, doktoraları, sertifikaları, upuzun CV'leri, güçlü aileleri, bol paraları yok. Hatta yarısının üniversite diploması da yok. Ama Meclis'teler. Kadın oldukları için "dağ"a gidemediklerinden değil. Onlar, kardeşi, eşi, yeğeni dağdayken, kardeşlerine, eşlerine, yeğenlerine küfretmeden, onlarla olan ilişkilerine lanet okumadan, onlarla "ova"da buluşmanın yolunu binbir zorlukla inşa ediyorlar. Arkadaşlarıma dokunmayın!
Not: Politikada yer alan Kürt kadınlarını daha yakından tanımak isterseniz, Handan Çağlayan'ın İletişim Yayıları'ndan çıkan Analar, Yoldaşlar, Tanrıçalar adlı kitabını tavsiye ederim. Nükhet Sirman kitaba yazdığı önsözde şöyle diyor: "Kürt kadınlarının 1980 yıllarından itibaren önce geleneksel kadınlık rolleri çerçevesinde, ardından siyasal söylemin mümkün kıldığı biçimde, en nihayet de kendi sorunlarına da çare arayıp siyasetin kendisini dönüştürmeye varan siyasete katılım süreçlerini bu kitap detaylı bir şekilde inceliyor."