Aşkın kimyası paranoya

Birkaç yıl öncesine kadar, Hande Yener'i ya çok sever, ya çok nefret ederdik. Her iki tarafın da kendine göre haklı gerekçeleri vardı. Sevenler şarkılarındaki enerjiden dem vuruyor, bu şarkıların özellikle geceleri hayat kurtardığını söylüyordu.
Haber: NAİM DİLMENER / Arşivi

Birkaç yıl öncesine kadar, Hande Yener'i ya çok sever, ya çok nefret ederdik. Her iki tarafın da kendine göre haklı gerekçeleri vardı. Sevenler şarkılarındaki enerjiden dem vuruyor, bu şarkıların özellikle geceleri hayat kurtardığını söylüyordu. "Evet," diyorlardı, "kendisi biraz şu, biraz bu ama şarkıları gerçekten çok güzel, insanı acayip gaza getiriyor..." Sevmeyenler içinse, Özal ve takipçisi iktidarların, bizi usul usul getirip bıraktığı görgüsüzlük-sonradan görmelik batağının 'simge'si gibiydi Yener. O Televolelerin ilk zamanlarında her gün karşımızdaydı, çoğu yaşıtı, meslektaşı gibi yiyip içiyor, gezip tozuyordu.
Sonra yıllar geçti, her şey, hepimiz değiştik ama en çok Hande Yener değişti. "Beni vole-mole oyunlarınızdan muaf tutun" dedi önce, ardından da söyleyeceği şarkılar konusunda da hassas davranmaya başladı. Evet pop yapıyordu ama, bu pop dediğimiz şey de, pekala adam gibi yapılabilirdi. "Ya tutarsa!" deyip göle maya çalmaya devam etmenin artık alemi yoktu; böyle yaptığınızda üç ay (günümüzde ise üç gün) ışıkları-kameraları üzerinize çevirebiliyordunuz ama sonrası tam bir muammaydı. Hep ama hep yeni bir 'maya' gerekiyordu size ve bu da tam bir tuzak demekti. 'Siz' kimsenin umurunda değilsiniz anlamına geliyordu bu, şarkınız belki seviliyordu ama sizi ciddiye alan yoktu. Hande Yener'in akıllıca bir kararla ile ilk yaptığı şey, bu gidişattan kendisini sıyırmaya niyetlenmesi oldu. Her biri üzerinde uzun uzun, ince ince düşünülmüş manevralar silsilesi ile 'eski Hande Yener' olmadığını göstermeye, anlatmaya çalıştı hepimize. O değişebileceğine inanmıştı, değişti. Ardından da bunun doğru olduğunu gördük, biz de inandık. Son albümü Nasıl Delirdim? de, bu çok parlak, çok başarılı 'değişim' hikâyesinin tepe noktası zaten.
Son albüm, elektronik müziğin öncülerinden Erol Temizel damgasını taşıyor. Yıllardır hep ayrıksı işlere imza atmış olan Temizel, en son Günce'ye destek vermiş, daha doğrusu bu genç şarkıcıyı yoktan var etmişti. Evet, Temizel'i özetleyebilecek en doğru söz-cümle bu: Yoktan var etmek... Öyle düzenlemeler yapıyor, şarkıların altına öyle yan-ara melodiler döşüyor ki, bazen bu şarkıların bir kısmı, yalnızca düzenlemeleri (diyelim ki, şarkının intro'suna eklediği gözalıcı bir enstrüman ya da ses, şarkının ortasına uygun bulduğu bir melodi) nedeniyle sevilebiliyor. Yener-Temizel beraberliğinin ürünü olan Nasıl Delirdim?, hem şarkıların melodik yapılarının sağlamlığı hem de Temizel'in birinci sınıf müzisyenliği nedeniyle, artık iyice kurumuş pop dünyamıza ilaç gibi gelecek. Şarkıların bir kısmı, herkesin ara çalışma ya da deneme olarak kabul ettiği Hande Maxi'nin izinden club club giden bir hüvviyete sahip olsa ya da görünse de, hem Yener hem Temizel, pop yapıyor olduklarını unutmamış, çoğu şarkının mükemmele yakın melodilerini savurmamış, kurutmamış.
Şarkıları yazanlar-yaratanlar da uzun bir liste oluşturuyor: Temizel ve Yener'in şarkılarının yanında Sezen Aksu ve Mete Özgencil de bu parlak repertuara destek vermiş. Bu çok popüler, çok tecrübeli isimlerin yanında Ertuğ Ergin ve Boaz Aldujeli gibi genç ya da henüz fazla bilinmemiş 'imza'lar da var. Ve (Seyyal Taner'in ünlü Naciye'sinin yeniden elden geçirilmiş olması nedeniyle) Olcayto Ahmet Tuğsuz var elbette. 80'lerin bu harika çocuğunun bu şarkısının, günümüze bu kadar üslubunca taşınabilmiş olması alkışlanacak bir durum. Alkışlanması gereken başkaları da var. Ertuğ Ergin'in (bir dizesi bu yazıya başlık olarak da seçilmiş) Paranoya'sı olağanüstü bir şarkı; yeni bir Kelepçe olacağına şüphe yok. Ama asıl alkış Sezen Aksu'nun. Çok fazla, çok sık yazdığı için birbirinin içinden geçen şarkılar da yazabiliyor olan Aksu'nun Yener'e verdiği Kibir (albümde değil ama promo single'da, bu ismin yanında, bir parantez içi isim de yer alıyordu: Yanmam Lazım) hem sözleri hem melodisi ile o kadar sıkı bir şarkı ki, o kadar olur: "Harcadım, hırpaladım çok; çok zarar verdim beni affet; insan tuhaf, ne hoyrat, ne şaheser ve nasıl ilkel hayret..." Aksu, çoğu şarkısını yazarken durduğu yeri değiştirmiş bu sefer ve 'aşk'a başka bir yerden, karşıdakine (küsene, ayrılana, bırakıp da gidene) hak verdiği bir yerden bakmış, hikâyesini öyle kurmuş. Müthiş keyifli, insanın sürekli olarak dinlemekten kendini alıkoyamadığı bir şarkı Kibir; Kırmızı çapında bir hit olacağı da kesin gibi.
2000'lerin başlarında Yalanın Batsın ile başlayan yolculuk, (kapak tasarımı da mükemmel olan) Kibir ile sürüyor. Herkesin sloganlarla örülü şarkılar peşinde koştuğu bir çağda, Yener ve arkadaşları aşka-insana dair hikâyeler anlatmayı tercih etmiş. Eğer kaldıysa, "Hande Yener sevmem" ya da "hiç dinlemem" ve benzeri sloganları atanların bile 'kibir'ini yerle bir edecek bir albüm bu. Aksu'nun dediği gibi, "Kibir bir canavar gibi bekliyor pusuda, tıpkı bir volkan gibi uykusu da" ve yarın dinleyeceğimiz şarkıların 'popstar' taifesinin sayıklamaları, saçmalamaları olmasını istemiyorsak, bu kibri bir kenara koymak, Yener'e hakkını teslim etmemiz gerek.
Bugünün Ajda Pekkan'ı olan Hande Yener'i seviniz.

Bulursanız kaçırmayın
Başta 'Küs' olmak üzere Hande Yener'in çoğu şarkısı
Başta 'Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor' olmak üzere Hande Yener'in çoğu albümü
Başta 'Sürünüyorum'un club mix'i olmak üzere, Hande Yener'in bütün remix'leri

Sakın yaklaşmayın
Gülşen

Keşke olsa
Hande Yener-Altan Çetin ikilisinden birkaç 'bomba' daha
'Küs'ün yeni mix ya da versiyonları

Keşke olmasa
Daha fazla göle maya çalma, daha fazla "Ya tutarsa!" çığlığı