scorecardresearch.com

Atatürkçü Düşünce'nin gerçeklik kaybı

Atatürkçü Düşünce'nin gerçeklik kaybı

ADD Başkanı Tansel Çölaşan.

19/06/2011 02:00
İyi okumuş, laikçi çevre, "iktisadi durum bu kadar kötü iken, halk nasıl olur da AKP'ye oy verir?" sorusuna yanıt arıyor
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Katılımın çok yüksek olduğu bir seçimde, AKP ’nin geçerli oyların yarısını kazanması, buna karşılık CHP’nin oyların yüzde 26’sını alabilmesi, iyi okumuş, hali vakti yerinde olan ve kendilerini esas olarak Atatürkçü olarak tanımlayan çevrelerde, bir kez daha, “bu halk adam olmaz” hissi patlaması yarattı. Bu hissiyatı dile getirenlerin seçim sonuçları değerlendirme yazılarına ve daha anlamlısı, internet ortamı sohbetlerine yansıyan görüşlere toplu olarak bakınca, bu kesimin daha uzun yıllar neden siyasette kaybetmeye mahkum olduğunu anlıyoruz. 

Erdem yoksunu
Bu tepkilerin önemli bir bölümü, AKP’ye oy verenleri aşağılayan, onları koyun sürüsüne benzeten ya da üç kuruşluk çıkar için oyunu satan erdem yoksunu güruh olarak görenlerden oluşuyor. AKP’ye oy verenlerin önemli bir kısmının tam da bu tavra, bu bakışa tepki duyarak oy verdiğini dikkate alınca, birbirinden beslenen ilginç bir sarmal çıkıyor ortaya.
Bekir Coşkun’un “Koyunları Sayacaksın!” başlıklı yazısı (Cumhuriyet, 14.6.2011), AKP karşıtı laikçi Türklerin, bir tür düşkün aristokrat ruh halini yansıtıyor. AKP yönetiminde, 2007’den beri hukuktan ekonomiye, çağdaşlıktan insan gibi yaşama koşullarına kadar hiçbir konuda düzelme olmadığını iddia eden Coşkun, bu durumda AKP’nin oylarını artırmasını anlatmanın mümkün olmadığını söylüyor. Bu durum karşısında kendi gibi uykusu kaçanlara, “koyunları saymasını” tavsiye ediyor. Sayılacak koyun bol, uyku nasılsa gelir...
Aynı tespitten hareketle, bunun mümkün olduğunu düşünenler ise, Aziz Nesin’in “Türk milletinin yüzde 60’ı aptaldır” iddiasına yeniden sarılıyorlar. Bunu dile getirenler neden kendilerini otomatik olarak yüzde 40 azınlık içinde sayıyorlar, bilmiyoruz. Ama bu kesimin seçim öncesi tahminlerine ve seçim sonrası değerlendirmelerine bakınca, insan sanki Aziz Nesin’in kast ettiğinin tam da bu kesimde yoğunlaştığı izlenimine kapılıyor. Aptallık okumayla ve zenginlikle giderilen bir durum değildir.
Bu iyi okumuş, laikçi çevre, “iktisadi durum bu kadar kötü iken, halk nasıl olur da AKP’ye oy verir?” sorusuna yanıt arıyor. Yanlış kurulmuş bir soruya doğru yanıt vermek kolay değil. Dolayısıyla, ortaya çıkan yanıtlar da, bu çevrenin olayları algılama kapasitesini nasıl yitirdiğini sergilemekten başka bir anlam taşımıyor. Buna en anlamlı örneklerden biri Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Tansel Çölaşan. ADD Konya şubesinde konuşan Çölaşan -kendisi yüksek yargıda yıllarca hizmet vermiş bir hukukçudur-, “TÜİK tarafından işsizliğin açıklandığını, Türkiye ’de TÜİK verilerine göre bu rakamın 15 milyon olduğunun belirtildiğini” iddia edip “işsizliğin 2002 yılında 9 milyon olduğunu” anımsatmış. Eğer haberi yapan gazeteci duyduklarını yanlış işitmemişse, bu kadar cehalet ancak okumayla elde edilir özlü sözünün herhalde en geçerli olduğu örneklerden birinin karşısındayız demektir. Çölaşan, Türkiye’de çalışan nüfusun 24 milyon civarında olduğunu biliyor mudur? Bu durumda, söylediği verilere göre Türkiye’de işsizlik oranı yüzde 60 demektir! ADD Başkanı, bu oranda işsizliğin var olduğu bir ekonominin ve o ülkenin ne demek olduğunu bilmiyor olmalı ki, etrafında gördüğü Türkiye toplumu halinin böyle bir şey olduğunu iddia edebiliyor. Çalışmayanlarla iş arayıp da bulamayanları mı karıştırıyor, bilmiyoruz. Devam ediyor Çölaşan: “Türkiye’de toplum başına getirilenlerin bilincinde değil. Aç bırakılmış, farkında değil!” İnsanların aç olmalarına rağmen açlıklarını fark etmedikleri ve bu nedenle koyun gibi AKP’ye oy verdikleri inancıyla yapılan bu değerlendirme, bugün Atatürkçü Düşünce’nin ulaştığı dip noktasını gösteriyor.
Bu çevrenin ekonomi konusundaki değerlendirmeleri de genellikle benzer diplerde geziyor. İşine gelince dış borcun sadece mutlak miktarını veren ve anlamlı verinin dış borcun GSYİH’e oranı olduğunu söylemeyen, Merkez Bankası rezervlerindeki artışın ABD’ye daha fazla faiz ödemek anlamına geldiğini iddia eden, enflasyondaki azalmaya inanmayan, büyümenin sahte olduğunu düşünen değerlendirmeler bunlar. Kendileri gerçekten bu söylediklerine inanmıyorlardır, halka gaz vermek için bunları söylüyorlardır zannediyorsunuz ama biraz daha deşince durumun gerçekten vahim olduğunu görüyorsunuz. Söylediklerine gerçekten inanıyorlar! 

Algı sorunu
Seçim öncesi tahminlerde gönüllerinden geçeni gerçekmiş gibi algılamaları bu kesimde bir gerçeklik algısı sorunu olduğunu yıllardır gösteriyordu. 2007 Nisan’ında “Yeşil bayraklarıyla geliyorlar” diye haykıranların bir kısmı buna gerçekten inanıyordu. 2011 seçimleri öncesinde CHP’nin birinci parti olacağına inananlar gibi. Bu gerçeklik algısı bozukluğu, gerçekliğin reddi olarak ortaya çıkıyor.
Bu gerçeklik reddinin bir başka sonucu, bu sefer tam tersi bir uca savrulup halkın AKP’ye oy verme nedeninin ekonomiyle hiç ilgisi olmadığını iddia etmek. Ekonomik durum nesnel olarak kötü ama “işçiler ve köylüler mutlu, küçük burjuvalar mutsuz, o zaman iktidara oy verenlerin nedeni ekonomik değil” demek. Buna bir fırça darbesi daha ilave edip Türkiye’de “seçimlerin her zaman sömürge tipi demokrasinin gariplikleri içinde geçtiğini” söyleyenler de mevcut.
Bu örnekleri çeşitlendirmek mümkün. Türkiye’de sömürü, eşitsizlik, ezilme, baskı ve dışlanmanın somut yaşamda karşılaştığımız olgular olduğunu görmenin, bunu söylemenin, bunlarla mücadele etmenin yolu, gerçeklik algısını yitirmeyi, somut durumun somut analizini yapma yetisini kaybetmeyi mi gerektiriyor? AKP’nin iktisadi planda kalkınmacı bir liberal partinin hedefleyebileceği hedefleri az veya çok yakalamış olduğunu kabul etmek, bu partinin temsil ettiği toplum anlayışı, iktisadi büyüme tarzı, muhafazakâr değerleri, milliyetçi vurgularıyla mücadele etmeyi bir kenara bırakmak anlamına gelmiyor. Ama kendilerini “aptal olmayan Türkler” safında görenler, aç olan insanların açlıklarını, yoksulların yoksulluklarını, ezilenlerin ezilmişliklerini, sömürülenlerin sömürüldüklerini bilmediğine, fark etmediğine inanıyorlar. Çünkü onlar “biliyorlar”. Gerçekliği reddederek oluşan bu bilgiye ise halk itibar etmiyor. Kim aptal değil dersiniz?

http://www.radikal.com.tr/1053476105347637

YORUMLAR
(37 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

yaşasın cehalet - van der oost

halkın 50sine yaranacağız diye cehaleti baş tacı yapacak değiliz. ben bizzat bu yazarın savunduğu kesimin içinde çok muhafazakar bir çevrede yetiştim. yaşamım tam anlamıyla cehenneme çevrilmişti. çünkü onlar gibi değildim. o yüzden cehaletin baş tacı edilmesinin bu gerçeği bilmemekten yani yine cehalletten kaynaklandığını düşünüyorum. kendi ülkesinden bihaber olan yazarların bulunması çok acı. o muhafazakar ateşte kavrulmadıklarından hala onları savunabiliyorlar. neyse bundan sonra ülke muhafazakarların. doya doya pişin içinde...

İşte Bu Solculuk Güzel - Zekeryagil

Bu yazı sosyal demokratların objektif yüzünü göstermede mümtaz bir örnek nesnel bir olayı objektif bir zihinle ortaya koymaya süper bir örnek seçkinciliğe mesafa koyan bir içerik İnselin şahsında bütün Batı daki karşlığına uygun kullandığım sosyal demokratları kutluyorum.Stalinist solcular Maocular ulusalcı solcular Kürtçü solcular bu kutlama kapsamına girmiyor.Ayrıca Stalinist solculuğun gazete eki haline gelen Radikal İki için de güzel bir seyreltme fırsatı olmuş

SEKÜLER FUNDAMANTALİST ZİHNİN İFLASI. - İDRİS MUHTEFİ

ANLAM ve YORUM kişilerin konuları içselleştirildiğinde ve empati duygusu yüksekliğinde cevap verilebileceği bir kavramdır. Bu açıdan bu tür bir zihin yapısındaki kişilerin bu sonuçları ne anlamalarını bekliyorum ne de anlam üzerine yorum yapabilmelerini. En YENİ denileni bile halka DELİ diyor ise Bkz. Stockholm sendromu söz kifayetsiz kalmıştır.

AKP NEDEN KAZANDI? - evirlan

Çok partili döneme geçildiği günden beri Bülent Ecevit istisnası hariç her seçimde sağcı/muhafazakarlar kazanmıştır. Türk seçmeni sosyal demokrasiye inanmaz. Oy da vermez. Bu seçimde de kazanan AKP değil tek bir parti çatısı altında toplanmış muhafazakar sağcılardır. AKP değil de başka bir sağ parti olsaydı o kazanırdı. Durum bu kadar basit. Eskiden merkez sağda iki parti varken bu ikisi yüzde yirmişer oy alır eğer anlaşabilirlerse koalisyon kurarlardı. Birbirleriyle anlaşamazlarsa en fazla oyu alan sağ parti her zaman üçüncü parti olan sosyal demokratlarla anlaşır öyle kurardı koalisyonu. Dolayısıyla şaşırtıcı bir manzara değildir bu seçimden çıkan sonuç. Türkiyenin yüzde 40-45i kemik merkez sağcı seçmendir. Yüzde 20-25 sosyal demokrat yüzde 10-15 arası aşırı milliyetçi yüzde 5-10 dinci yine yüzde 5-10 da kürt milliyetçisi seçmen vardır. Bu hep böyle kalacaktır. AKPnin içinden başka bir sağ parti çıkmazsa ki Erdoğan partinin başındayken bu imkansız ya da karşısına yeni bir merkez sağ parti kurulup çıkmazsa ki Erdoğan varken bu da imkansız AKP Türkiyeyi 20 sene daha yönetir. Türkiyenin çok acil bir liberal sağ partiye ihtiyacı var.

Laikçi?? - evirlan

Sayın Ahmet İnsel Laikçi ne demektir bir zahmet açıklar mısınız?

Kendilerini goremeyenlerin partisi. - Ergun Tok

Bazi okuyucular yorumlarinda 60 yasindan yukarisini CHP li olarak farz etmiler. Bu hakikaten bir izahat ve aciklama gerektirir. Mesela ben 80 yasindayim olesiye Ataturkcuyum Laiklik benim icin bir yasama sartidir dindar bile degilim fakat CHP ye oy veremem. Benim oyum AKP ye gider. Neden mi? Cok basit. Bu asirda yukselmek isteyen devletler ve ekonomik kalkinma isteyen halk topluluklari devletcilikle kalkinamaz. Ben Baykal ve Sav in bulundugu bir partiye oy veremem. Hayatlarini tenkitle geciren fakat kendi kafalarinda en ufak bir fikir uretemiyen bir insan toplulugunun partisine oy veremem. Bir daha hatirlatayayim seksen yasindayim ve dindar bile degilim iyi okumus bir insanim fakat ben neticeye bakarim lafa degil. Insanlari bilir bilmez yanlis siniflandirmaktan vaz gecerse CHP liler belki birkac tane daha fazla oy alabilirler ilerde. Ergun Tok

Yazı Hak. - Atakant

Kim yazmış yazıyı bilebilseydik iyi olacaktı. O kadar çok yorum katmış ki gazete haberi değil köşe yazısı gibi.