Avrupa Kültür Başkenti deyince

2010 yılında İstanbul'un yanı sıra Macaristan'ın Pécs ve Almanya'nın Essen kentleri de Avrupa Kültür Başkenti olacak. Bir süre önce Yılmaz Karakoyunlu'nun yazdığı gibi...
Haber: UMUT KORKUT / Arşivi

Budapeşte
2010 yılında İstanbul'un yanı sıra Macaristan'ın Pécs ve Almanya'nın Essen kentleri de Avrupa Kültür Başkenti olacak. Bir süre önce Yılmaz Karakoyunlu'nun yazdığı gibi, Pécs ünlü vezirimiz Sokollu'nun özel ilgi ve himaye gösterdiği bir kenttir ve kentin kültür varlığında gerçek bir Osmanlı etkisi görülür. Birçoğumuz bu kenti belki de lisede okutulan edebiyat dersi kitabının ilk okuma parçası olan Evliya Çelebi'nin "Peçoy Halkı" isimli yazısından anımsar.
Ancak Macaristan'ın Pécs şehrinde, Avrupa Kültür Başkenti hazırlıkları neredeyse durmuş denebilir. Pécs, İstanbul'dan küçük ama sorunları İstanbul'dakilere benzer. Macaristan'ın 2006 seçimlerinden beri bitmeyen siyasi sorunları da hazırlıkları şüphesiz etkileyecek. Sonuç olarak, bu yıl kış görmeden sıcak bir yaza başlayan şehirde, Avrupa Kültür Başkenti projesi tam bir kargaşa ve karamsarlık konusu.
Balkan sınırı
Macaristan'da, ülkenin Avrupa Kültür Başkenti inceleme komitesine sunacağı aday seçimi, uzun tartışmalardan sonra hükümetin Pécs üzerinde karar kılmasıyla sonuçlandı. Bu seçim, ülkede Budapeşte'nin etkisinden ve de aşırı merkeziyetçilikten yakınanları sevindirirken, 2005 yılında Macar Sosyalist Partisi'nin en güçlü olduğu şehirlerden biri olan Pécs'in aday olarak seçilmesi muhalefetin hükümetin tarafsızlığını sorgulamasına yol açtı. Gene de, inceleme komitesinin de belirttiği gibi, Pécs'i Macaristan'ın diğer şehirlerden ayrı kılan şehrin coğrafi konumu, diğer bir deyişle Avrupa Birliği'nin Balkanlar sınırında olması.
Pécs'in düzenleme komitesi de, şehrin coğrafi konumunun avantajını oldukça iyi kullanarak, Kültür Başkentliği süresince, şehrin komşu ülkelerdeki yedi ayrı şehirle ortak projeler üreteceği fikrini ortaya attı. Pécs'in mimari çeşitliliği ve de nüfus yapısı, biraz da çevre kültürlerin şehirdeki etkisinin sonucu. Merkezindeki eski Osmanlı camisini kiliseye dönüştürerek koruyabilen şehrin, caminin hemen ilerisindeki sinagoguyla da çok kültürlü bir yapı sunduğu çok açık. Bu dini çeşitliliğin içine son yıllarda Hare Krishna hareketi de katılmış durumda. İstanbul'un çok kültürlü-dinli yapının tek örneği olduğunu düşünenlere duyurulur!
Düzenleme komitesi, Pécs'in güneybatı Macaristan için, kültürel bakımdan bir çekim merkezi olabilmesi ve de bu çekiciliğini 2010 yılından sonra da sürdürebilmesi için üç büyük proje ileri sürdü. Bunlardan ilki, kentte bir bölgesel kütüphane oluşturarak Pécs'in içinde bulunduğu bölgenin kültürel hazinesini korumasına hizmet etmek. İkincisi, Viyana'nın oluşturduğu 'müze semti' kavramına benzer biçimde, eski ünlü Zsolnay porselen fabrikasının bulunduğu geniş alanı restore ederek, sanatçıların ve sanatseverlerin hizmetine sunmak. Üçüncüsü ise 1500 kişi kapasiteli bir konser salonu inşa etmek. Projeler önemli olsa da, şu anda şehrin ve de ülkenin içinde bulunduğu kaos projelerin öngörüldüğü biçimde bitirilmesini zorlaştırıyor.
Önemli bir sorun da, şehrin Avrupa Kültür Başkenti seçilmesinde önemli rol oynamış olan sivil toplum kuruluşlarının, düzenlemelerden soyutlanmış olması. Nitekim, şu anda belediye sivil toplum ortak çalışması sona ermiş durumda. Belediye ve sivil toplum ilişkisi, Pécs'e yapılması planlanan NATO radar istasyonuna sivil toplum örgütlerinin verdiği tepki sonucu daha da gerilmiş görünüyor. Kulaktan kulağa fısıldanan ise, Pécs Belediyesi'nin Macaristan'ın Avrupa Kültür Başkentliği adaylığını elde edebilmek için önceki hükümete, NATO radar istasyonuna ev sahipliği yapma sözü vermiş olabileceği.
Orta sınıfsız
Belediye'nin ve hükümetin eleştiri aldığı diğer bir konu ise bitmez tükenmez yolsuzluk suçlamaları. Özellikle şehrin yeniden yapılanması, restore edilmesi düşünülen Zsolnay Fabrikası ve inşa edilmesi planlanan konser salonu'nun yaratacağı iş imkânları ve de hacmi düşünüldüğünde, ihalelerden pay kapmak için hükümete yakın müteahhitlerin ağzının sulanması doğal. Şimdiye dek sosyalist Başbakan Gyurcsány'ın hükümetinin yolsuzlukla mücadele karnesi oldukça zayıf. Sivil toplum kuruluşlarının hazırlıklardan dışlanması, yolsuzlukların kontrol edilebileceğine olan inancı daha da zayıflatıyor.
Bir başka sorun ise, yapılması planlanan 1500 kişilik konser salonunun 2010 yılından sonra ne kadar kullanışlı olacağı. Pécs, ileride de büyük konserlere ev sahipliği yapabilecek olsa da, bu konserleri takip etmeye istekli ve paralı bir orta sınıf izleyici grubunun şehirde olmaması düzenleyicileri düşündüren bir konu. Budapeşte ya da Hamburg gibi büyük şehirler, bir çeşit konser turizmiyle, yurtdışından izleyici çekebilecek yeteneğe sahip olsa da, Pécs'in bu tür turizmden ne kadar pay kapabileceği şüpheli. Dolayısıyla, büyük bir konser salonu inşa etme projesi şimdilik rafa kalkmış buluyor.
Üstelenmesi gereken asıl konu belki de şehir halkının aslında Avrupa Kültür Başkenti olma konusuyla ne kadar ilgilendiği. Macaristan'da, siyasetin halktan uzak olmasına alışkın olan halk, şehirlerinin Avrupa Kültür Başkenti olması konusunda da dışa itilmeyi yadırgamıyor. Nitekim Kültür Başkenti çalışmaları, şehrin yüzde 80'ini oluşturan komünist dönemden kalan "işçi cenneti" apartman bloğu sıralarını pek de etkilemiş değil. Buralarda hayat, emekli maden işçileri ve yeni işsizlerin buluştuğu meyhanelerde ya da ucuz ve kalitesiz meyve-sebzenin satıldığı pazar yerlerinde geçip gidiyor. Bu mahallelerin sakinleri, Pécs Belediyesi'nin Avrupa Kültür Başkentiliği için ne tür planları olduğunu ya bilmiyor ya da umursamıyor. Şehrin gittikçe artan evsiz nüfusu ve toplumun dışına itilmiş fakir Çingeneleri için de durum farksız. 2010 yılının onlar için getireceği tek yenilik, şimdiye dek ev bildikleri kent merkezindeki park ve bahçelerin dışında, kendilerini kimselerin göremeyeceği yerlere sürüklenecek olmaları. Pécs'in Avrupa Kültür Başkenti olma projesi belki de bu ayrımcılığı ve dışlayıcılığı yüzünden 2010 yılı için önemli sorunlara gebe gözüküyor.