Aydede ışığını neden yaktı anneee?

Iki buçuk yaşındaki çocuğunuz, "ne-neden" sorularını sormaya başladığında, birlikte geçirdiğiniz yılların en zorlu dönemi başlamıştır. Sabrınız varsa eğer, çocuğunuzun gösterdiği kalemin "kırmızı bir kalem" olduğunu onlarca kez söylemek sizin için pek zor olmayacaktır.
Haber: MELTEM NİZAMOĞLU ÖZTÜRK / Arşivi

Iki buçuk yaşındaki çocuğunuz, "ne-neden" sorularını sormaya başladığında, birlikte geçirdiğiniz yılların en zorlu dönemi başlamıştır. Sabrınız varsa eğer, çocuğunuzun gösterdiği kalemin "kırmızı bir kalem" olduğunu onlarca kez söylemek sizin için pek zor olmayacaktır. Ancak çocuğunuzun bir kaleme bakıp "bu ne" diye sormasını beklemeyin her zaman. Sıra çok çabuk onun "neden kırmızı bir kalem" olduğunu açıklamaya gelecektir.
Sorulara cevap ararken onun şairane, masalsı dünyası çıkacak karşınıza. Bilgi dağarcığınızdan kopardığınız bölük pörçük bilgilerle oluşturacağınız yanıtların, onun hayal dünyasının zenginliği karşısında ne kadar kuru kaçacağını bir düşünsenize! Bilimsel cevaplar vermeyi tercih ettiğinizde, onun düşsel zenginliğini köreltmekten korkacaksınız; hayal gücünü geliştirecek cevaplar vermeyi tercih ettiğinizde de kopuk bir insan yetiştirmekten... Gelin de çıkın işin içinden!
O kadar çok neden, nasıl diye sorulacaktır ki size, arada kaçıp kurtulmak geçecektir aklınızdan. Sorular birbirini kovalayacaktır.
- Buyası neden kanadı anneee?
- Çünkü ayağını çok kaşımışsın oğlum?
- Neden çok kaşımışım anneee?
- Herhalde çok kaşındı?
- Niçin çok kaşınmıştıy anneee?
- Kirlendiği için olabilir.
- Neden kirlenmiştiy anneee?
- Dışarıda oyun oynadın çünkü.
- Dışağda neden oynadım ben anneee?
- Çünkü ...futbol dışarıda oynanır. Dışarısı daha geniş.
- Neden dışayısı geniş?
Bu soru silsilesi size çocukluğunuzun ünlü tekerlemesini hatırlatır. "İnek nerde anneee? Suya gitti. Su nerde anneee? Koyun içti. Koyun nerde annee?..." Yorgunluk, uykusuzlukla bedeninizin yıprandığı yetmezmiş gibi sıra beyninize gelmiştir. Kocanızın "kendisi ve bebeğiniz" için cici anne arama esprisi bile sizi çılgına çevirmez olur artık. Felsefe kuyusuna atılmış gibi yalnız ve düşünceli, minik bebeğinizin "agu"larını özlemle anımsarsınız.
Ardı ardına sorulara maruz kalmaktan daha beteri de var. O küçücük şey bazen öyle sorular soracaktır ki, kim kime öğretiyor, kim kimden öğreniyor, kafanız allak bullak olacaktır;
- Aydede ışığını neden yaktı annee?
Matematik problemlerini çözmek için tahtaya çağrıldığınız okul günlerine geri döneceksiniz. Siz yine öğrencisiniz ama öğretmeniniz bu defa çocuğunuz olacak. Cevabını bilemediğiniz sorular nedeniyle, karatahta önünde yaşadığınız suskunluğun utancını yeniden yaşayacaksınız. Kafanızdan bir sürü laf geçecek ama diliniz bunları toparlayamayacak, bak oğlum diye başladığınız cümleyi bir türlü kuramayacaksınız.
Şimdi güneş sistemi, ay, dünya hakkında bütün bilgilerinizi yoklayın. Ay mı dünyanın etrafında dönüyordu yoksa güneş mi diye bocalarken, bir zamanlar bildiğiniz ne varsa kafanızdan uçup gittiğini göreceksiniz. Çocuğunuza bilimsel cevaplar verebilmek adına, bütün bu öğrenme sürecini yeniden mi yaşayacağım diye dehşete kapılmayın yine de. Bilim insanları, siz kulaklığınız ve mikrofonunuz kafanıza takılı vaziyette gezerken, 24 saat boyunca ilettiğiniz soruları cevaplandıracak bir merkez icad edebilir her an. İsmi de "Anne Baba Soru Bankası" olabilir. Ya da kaplumbağa kabuğu şeklinde, sırtınıza asabileceğiniz koca bir ansiklopedi.
Neyi soruyor?
Çocuk gelişimi üzerine okuduğunuz bütün kitapları fırlatıp bir felsefe kursuna mı yazılsam diye düşündüğünüz sırada, çocuğunuz sorusunu çoktan tekrarlamış olacaktır:
- Aydede ışığını nasıl yaktı annee?
- Oğlum sen az önce neden yaktı diye sormamış mıydın? Ben neden yaktı sorusuna çalıştım onu cevaplıyacağım.
Sorunun "neyi sorduğunu" anlamak için, çocuğunuzun gözüyle düşünmeye çalışacaksınız: "Aydedenin ışığı gündüz yanmıyor. Gece yanıyor. Aydedenin üstündeki düğmeye kim basıyor? Elleri mi var yani onun? Oysa ben sadece ağzını ve gözlerini görebiliyorum. Annem bana hiç elinden söz etmemişti. Yoksa elini bir yere mi sakladı? Belki de aydede, artık yaşlandığı için ona anneannem yardım ediyordur. Tıpkı dedeme yaptığı gibi. Yoksa ışık nasıl kendi başına yanabilir ki?" Annelerin "software'ları" da "hardware'ları" gibi çökmek üzeredir.
Bütün bunlara rağmen bir yanınız zor sorularla sizi sıkıştıran küçük felsefecinin aklıyla gururlanacaktır. Ne de olsa onu siz doğurdunuz. Bunun zevki pek uzun sürmeyecek çünkü akıllı çocuğun annesine, bu soru için ayrılmış cevap süresi çoktan dolmuştur.
- Aydede ışığını neden yaktı annee?
Çocuğunuz özbeöz annesini sınıfta bırakmak üzeredir. Koyvereceksiniz kendinizi, tıpkı karatahta önündeki suskunluğunuzu gelişigüzel cevaplarla bozarak ortamı kaynattığınız okul yıllarındaki gibi;
- Çünkü aydede kitap okumayı çok seviyor. Ama gece olduğunda gökyüzü karanlık oluyor. Bu yüzden aydede hemen üstündeki yıldıza bakıp "parlak yıldız, parlak yıldız, ışığını benimle paylaşır mısın" diye soruyor. Yıldız ona bir avuç ışık veriyor ancak aydedeye her ay fatura yolluyor. Işığı idareli kullanmak lazım Işık pahalı, hayat pahalı çünkü. Hatta bu yüzden aydede bazı geceler karanlıkta kalıyor. Aydedenin çok parası yok da...
Belki bir duyan olur diye sesinizin tonu iyice alçalacaktır. Bir paragraflık açıklamayla hem soruyu cevaplayacak hem de mesaj vereceksiniz. Kitap okumaktan tutun da, paylaşmaya, tasarrufa, yoksulluğa kadar her şey var mesajın içinde. Biraz masalsı, biraz gerçekçi bir orta yol işte.
Çocuğunuz bu bilgi bombardımanı karşısında afallayarak size bakacak ve muhtemelen şöyle diyecektir: "Oyun oynayalım mı anneee?" Birlikte arabaları çarpıştırırken, siz hâlâ sorunun cevabını düşünüyor olacaksınız.
MELTEM NİZAMOĞLU ÖZTÜRK: Anne