Azizler, âlimler ve ensesi kalınlar

Gerçek bilmeye dayanır. Bilme her zaman bölümlü ve geçicidir. Bölümlüdür çünkü insanın ve olayların kapsayıcı bir kuramı olamaz. Geçicidir çünkü gerçek kendisini sürekli bir yeni bilmede ortaya çıkartır.
Haber: MUSTAFA ÖZCAN SOYLU / Arşivi

Gerçek bilmeye dayanır. Bilme her zaman bölümlü ve geçicidir. Bölümlüdür çünkü insanın ve olayların kapsayıcı bir kuramı olamaz. Geçicidir çünkü gerçek kendisini sürekli bir yeni bilmede ortaya çıkartır.
Radikal İki ekinde Prof. Dr. Şükrü Hatun'un "Neşter-1 Operasyonu" ile ilgili yazısını okuduktan sonra aklıma gelen şey "gerçek ve bilme" ile ilgili yukardaki satırlar oldu.
Şükrü Hatun'un hekimlik onuru ve bu davanın sonuçları hakkındaki duygusal yazısına saygı duymakla birlikte bu dava ve sonuçları ile ilgili farklı bir bakışa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
"Dağ fare doğurmuştur."
İşte nedenleri:
1. Neşter-1 Operasyonu sadece Ankara'da sınırlı kalmış "lokal" bir davadır. Iceberg'in altı İstanbul'dur ve tüm çıkar ilişkileri ile aydınlatılmayı bekliyor.
2. Hapis cezalarına çarptırılan kamu görevlileri olan hekimler hâlâ üniversite ve devlet hastanelerindeki görevlerine devam ediyor. Bu davada adı geçen Rauf Denktaş'ın profesörünün 10 aylık hapis cezası paraya çevrilmeden ertelendi. Davada adı geçen profesörler, doçentlik jürilerine girmekte olup ulusal kongrelerde oturum başkanlığı yapıyor.
3. Bu davanın ve sonuçlarının hiçbir caydırıcılığı olmadı. Aynı oyun "ilaç kaplı stentler" üzerinden daha yaygın bir şekilde devam etmekte olup bu dava sonuçunda "dürüstlüğü enayilik olarak gören" hekim sayısında hızla artış oldu ve olacaktır.
Bilirkişisi olarak bulunduğum bu davanın soruşturması sırasında davanın savcısı Ömer Süha Aldan'la aramızda geçen konuşmada, her ikimizin de espirili olarak yaşadığı iki endişe mevcuttu. Doçentlik sınavına hazırlandığım ve bu davanın bilirkişisi olarak hissettiğim "akademik olarak engellenme endişesi", davanın savcısının hissettiği "kalbimize bir şey olursa, bu dava sonuçunda bize bakacak kardiyolog bulamayacağız endişesi" o dönemlerde hekimlik onuru ile bağdaşmayan bu insancıkların güçlerini de gösteriyordu.
O yüzden "kalbimiz sizinle sayın savcı ve hakimler..." demenin yeterli olamayacağını düşünüyorum. Bu ülkenin üniversite kurulları, tabip odaları ve hekimleri bir baskı ve yaptırım güçü olmadığı sürece -ki bu davada adı geçenlerin hâlâ üniversitedeki görevlerine devam ettiği dikkate alınırsa- daha uzun süre kahraman savcı ve hakimlere ihtiyaç duyacağız.
Bu yazı Şükrü Hatun'a karşı polemik yazısı olarak okunmamalıdır. Hekim onuru konusundaki hassasiyeti ve samimiyeti konusunda şüphem yoktur. Davanın sonuçlanmasının ertesinde yazılan aşağıdaki yazıdan da görüleceği üzere bu dava sonuçlarıyla birlikte koca bir hayal kırıklığıdır.
Oedipus miti ve 1. Neşter Davası
Oedipus mitinde ve Claudel'in Coufontaine üçlemesinde olduğu gibi, güzel nesne iğrencin soyundan istenmeyen çocuk olarak doğmuştur. Psikanalizin klişelerinden biri, iyi bir psikotiğin yetişmesi için üç kuşağa ihtiyaç duyulmasıdır. Lacan'ın Counfontaine üçlemesi analizinin çıkış noktası da bir arzu nesnesini meydana getirmek için üç kuşağın gerekli olduğudur.
Birinci kuşakta, kaderin bir oyunu olan yanlış sonuç ile katastrofik olaylar harekete geçer;
Bunu izleyen şey ise "anlama zamanıdır".
Son olarak, bir "moment de voir" (görme anı) gelir. Neyi görmek? Elbette ki güzel nesneyi.
Yanlış sonuç
Bilinmeyen bir zaman diliminde ve adı bilinmeyen bir ülkede, tüm dertleri kâr hırsı olan firmalar ve tek sorunu halkın sağlığı olmayan doktorlar yaşıyormuş. Bu firmalar yurtdışından çok ucuza ithal ettikleri koroner arter hastalıklarında kullanılan stentleri, devlete fahiş fiyata satıyorlarmış. Ve stentleri taktırmak için yarış halindelermiş. Bu durum bu bilinmeyen ülkenin kurumlarının parasal kaynakları talan edilerek gerçekleştiriliyor, ucuz fiyata ithal edilen stentler devlet kuruluşlarına fahiş fiyatlara fatura edilip para doktorlarla paylaşılıyormuş.
Anlama zamanı
Yıllarca yüksek fiyatlara ve gerekli gereksiz hastalara uygulanan işlem faturalarının kabarması sonucu, bunun nereden kaynaklandığını inceleyen devletin güvenlik birimleri ülkenin sağlık alanında, insanların sağlığı üzerinden gerçekleştirilen firma-doktor vurgununu tespit etmişler. Bu bilinmeyen ülkenin devlet güvenlik birimlerinin kapsamlı araştırması sonucunda büyük vurgunun delilleri toplanmış, soruşturmaları yapılmış ve zanlılar hakkında çete oluşturmak, devlet kurumlarını zarar uğratmak ve halkın sağlığı üzerinden sahtekârlık yapmak suçlarından dava açılmış.
"Güzel nesne"yi görme anı
Uzun yıllar süren bu dava sonuçunda karar açıklanmış. Ve adı bilinmeyen bu ülkenin belki de en büyük sağlık skandalında zanlılar hakkında 1 yılı geçmeyen, paraya çevrilebilir hapis cezaları verilmiş. Kararda bu ülkenin ciddi üniversite ve kurumlarında çalışan profesörlerin adı ve toplumsal statüleri de dikkate alınmış yani "güzel nesneyi" görme anı etkili olmuştur.
Ölçme doğrusallığı içerir. Nitelik çok anlamlı, nicelik tek anlamlıdır. Nicelleşmiş hayat, bildiğimiz menzilin içindeki ölüm yürüyüşüdür. Ruhların ışıklar saçarak cennete yükselmelerinin yerini, gelecek hakkında yapılan boş spekülasyonlar almıştır. Zamanın anları eski toplumların döngüsel zamanlarında olduğu gibi artık ışık saçmıyor. Zaman ince bir çizgidir; doğumdan ölüme, geçmişin anılarından geleceğin beklentilerine uzanan ebedi hayatta kalma, kendi devamlılığını geçmiş ve gelecek zamanın kemirdiği melez anlardan ve şimdiki zamanlar dizisinden alır. Dünyadaki fani varlığımız için çok güç olsa da kozmik güçlerle ortak yaşam duygusu atalarımızı neşeye boğmuştu. Böyle bir neşeden geriye ne kaldı? İnsan artık zamanın merkezi değil, zamanın içinde sadece bir noktadır. Zaman, her birisi mutlak ama sonsuz olarak tekrarlanan ve tekrar tekrar bölünen bir mutlak, art arda noktalardan oluşuyor. Sevişmek de, hasta olmak da, motosiklet sürmek de aynı şeydir. Her anın başka kalıp tarzı vardır ve bu an'da insan yoktur.
Zamanın merkezinde aktif olarak yer almayıp noktasal tarzda varoluşunu yaşayan insan artık kendi sağlığının gaspına da seyirci konumundadır. Ekonomik buyruklar ile insan faaliyetlerinin tümüne piyasanın standart ölçüm sistemlerini dayatmak istiyorlar. Niteliğin yerini çok büyük nicelikler almıştır. Bu nicelik bile karneye bağlanmış ve ticarileştirilmiştir. Nicelleştirilmiş hayat, bildiğimiz bir menzilin içindeki ölüm yürüşüdür.

MUSTAFA ÖZCAN SOYLU: Doç. Dr., Kardiyoloji uzmanı