Babamın boncukları

Türkiye sofrasının babası sakin ama keskin bir kudretle "Çocuklar, kesin artık!.." der demez ipe dizilen suskun birer boncuk olup oturulur sofraya. Gerçi filmde aile saadeti tamamıyla korunmuştur ama nihayetinde ev babalarının görevi budur.
Haber: SEVİM AYDENİZ / Arşivi

Türkiye sofrasının babası sakin ama keskin bir kudretle "Çocuklar, kesin artık!.." der demez ipe dizilen suskun birer boncuk olup oturulur sofraya. Gerçi filmde aile saadeti tamamıyla korunmuştur ama nihayetinde ev babalarının görevi budur. Saçılıp dağılmakta olan boncukları aynı ipe dizmek. Babalık bir müessesenin patronluğudur ve 'nereye kadar?' arsız sorusuna "Bir yere kadar canım... Her şey bir yere kadar..." diye cevap verir her patron gibi. Yani demek ister ki 'her şey sopamın ucunun değdiği yere kadar. Fazla zorlama, e mi?' Ve kudretin şefkatiyle sırtında pat patlar eli. Sopası abasının kah altında saklı, kah üstünde ortalık yerdedir. Sopa görünür olduğunda boncuk moncuk kalmaz ortalıkta. Babamız o zaman iyice ciddileşir ve alabildiğine çirkinleşir.
Şimdi, biz yeni bir film çeksek. Filmin boncukları biz olsak ve arıza çıkarsak... İpe girmesek, dizilmesek. İyice bir atışıp tutuşsak. İleri geri, sağa sola. İyice ama kana kana. İtişip kakışmaktan sofraya oturmasak, bizim babacan ne yapardı acaba?
Sabır sabır, nereye kadar? Sonunda "Susun ulan, susun artık!" diye patlamaz mıydı sesi ensemizde? Onun patlamasıyla bizler saçıla dağıla önümüzdeki ilk deliklere tıkılmaz mıydık? Annemiz makus talihine sessiz sessiz ağlarken bir yandan da pişirdiği yemekler ziyan oldu diye üzülmez miydi? Babaya 'erken' inecek bir inmenin korkusuyla büzülüp küçülmez miydi iyice? Üstelik her şey onun yüzünden olacaktı. Boncukları şımartan oydu.
Boncukları dize getiremeyen bir babanın asabiyeti harap edici, harabiyeti muazzam, yıkılan asaletinin tamiri imkansız olurdu. İşte aile saadetinin fişinin çekildiği, müessesenin tarumar, istikrarın perişan edildiği an.
Gergin ve titrek bir suskunluk yaşanırdı. Annenin sessiz iç çekmeleri dışında hiçbir ses duyulmaz olurdu. O yoğun sessizlikte kamera babamızın hüsran ve hiddet dolu çirkin suratına çevrilip tam zum yapacakken...
Offf... Biz filmi burada keselim. Ve sonuna şu altyazıyı koyalım. (İbret 'lazım bir şeydir' hesabına.)
Sanmayın ki o gidince Münir Özkul gelecek. Boncukları dizeceğine kendi de boncuk olup hop top zıplayıp, sizlerle etrafa dağılıp saçılacak, atışıp sataşmalarınız mahalleyi ayağa kaldıracak, anneniz makus talih nedir bilmeyecek, evdeki bütün ipler, sicimler bir sandığa tıkılıp kitlenerek, Adile Naşit'in gevrek kahkahalarıyla STYX'e atılacak. En sonunda yorgunluktan bitap bir halde, hep beraber yuvarlana yuvarlana sofraya oturulacak. Ve Münir Özkul baba hiç çirkinleşmeyecek.
Sakın ola öyle sanmayın!