Bağımsız sol adaylar Meclis'e

2007 milletvekili seçimlerine yaklaşırken, geçmiş seçimlerden oldukça farklı iki yeni olgu kendini hissetiriyor. Birinci yenilik, yüzde 10 barajını geçeceği iddiasını taşıyan herhangi bir yeni parti girişimi veya parti ittifakının ortaya çıkmaması.
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

2007 milletvekili seçimlerine yaklaşırken, geçmiş seçimlerden oldukça farklı iki yeni olgu kendini hissetiriyor. Birinci yenilik, yüzde 10 barajını geçeceği iddiasını taşıyan herhangi bir yeni parti girişimi veya parti ittifakının ortaya çıkmaması. Zaten son üç genel seçimde, böyle iddialarla ortaya çıkan yeni parti girişimleri ve parti ittifakları, iddialarının çok uzağında kalan sonuçlar aldılar. Yeni Demokrasi Hareketi'nin önderleri, kendi seslerinin yankısına aldanıp yüzde 20'lerin üstünde oy alacaklarından emindiler. Kürt kimliği merkezli partilerin geçtiğimiz son iki seçimdeki iddiası da, barajı geçmelerinin kesin olduğu yönündeydi. ÖDP'nin 1999 seçimlerinde aldığı oyla beklenen oy oranı arasında uçurum vardı. YTP macerasını hiç açmayalım.
Ülke barajının öyle kolay aşılamayacak bir engel oluşturduğu, Türkiye'de seçmenlerin beynine, 1999'da CHP'nin, 2002'de MHP, DYP ve ANAP'ın barajı geçememeleriyle daha güçlü biçimde yazıldı. Bu nedenle bugün hiçbir girişim, biz barajı aşacağız iddiasını dile getiremiyor. Yeniliğin yarattığı bir anlık rüzgara kapılıp kamuoyu araştırmalarının seçmen eğilimlerini şişirebileceğini artık herkes biliyor. Geçmiş seçimlerdeki seçmen davranışlarıyla bu seçimleri karşılaştırırken, bunların arasında dikkat edilmesi gereken yeniliklerden biri bu.
İkinci yeni olgu, milliyetçilik konusunda sağın milliyetçi partileriyle aynı kulvarda yarışan, dış politika konusunda güvenlik devleti aklının sözcülüğünü yapan, AKP'ye karşı siyasal planda güçlü bir muhalefet sergileme konusundaki aczlerini, toplumun bir kesiminde yerleşik korkuları harekete geçirerek telafi etmeye çalışan CHP ve DSP'nin, sol alanda çok büyük bir boşluk bırakmış olmaları. Kerhen bile olsa, eli son anda bu iki partiye geçmişte oy vermeye gitmiş olan, tutarlı biçimde ve evrensel kıstaslara göre sol değerlere sahip seçmen kitlesinin bunu bu kez yapmamaya kararlı olduğu görülüyor.
Siyasal yelpazenin sol kanadında, 2002 seçimlerini izleyen iki yıldan sonra oluşan bu büyük boşluğu sosyalist partiler veya yeni girişimler dolduramadılar. Bu iki yeni olgu ışığında değerlendirildiğinde, önümüzdeki seçimlerde, sol seçmeni harekete geçirebilecek, onu bir nebze olsun heyecanlandıracak yegâne girişimin, yüksek sayıda milletvekili seçilen seçim bölgelerinde bağımsız sol adaya oy vermek olduğu görülüyor. Bu gelişmeler ışığında, büyük kent seçmenlerinin geçmişte bağımsız adaylara itibar etmemiş olmaları, parti aidiyetini tercih etmeleri önümüzdeki seçimlerde eskisi kadar geçerli olmayacak.
İktidara gelmek için değil, demokratik parlamenter sistemde en önemli siyasal platformlardan biri olan parlamentoda solun sözünü söyleyebilmesi, gerçek bir sol muhalefetin göreli az sayıda miletvekili ile de olsa solun değerlerini, beklentilerini, dünya görüşünü dile getirmesini sağlaması için bugün bağımsız sol aday girişiminin bir anlamı var. Ülke barajını aşmanın Türkiye'de solun halihazırdaki durumu itibarıyla hiçbir inandırıcılığı olmamasının yarattığı kırılma, bugün sol partilerin gerçek oy potansiyellerinin de altında oy almalarına yol açıyor. Bu nedenle, solun siyasal alanda iyice marjinalleşmesine yarayan bu seçim sistemini delme şansı yüksek olan bağımsız sol aday girişiminin, geniş bir sol eğilimli seçmen çevresinin beklentilerine, duyarlılıklarına yanıt vereceğini kestirmek zor değil. Bu çerçevede de, bugüne kadar "iyi çocuklar ama çabaları nafile" diyerek, folklorik oluşum muamelesi yapılan sol hareketlerin sesinin çok daha güçlü biçimde dinlenmesi, medyanın siyasal magazin malzemesi olmaktan öteye gitmesi olanağı var.
Sol partiler
Bağımsız sol aday girişiminin başarı şansının yüksek olması için, belli seçim çevrelerinde sol parti ve girişimlerin bu bağımsız aday etrafında birleşmeleri ve bu seçim çevrelerinde seçimlere girmemeleri gerekiyor. Bunun gerçekleşmemesi durumunda, özellikle büyük kentlerde özgürlükçü, demokrat sol seçmenlerin beklentileri dikkate alındığında, bağımsız aday girişimi gene de hayata geçirilebilir. Böyle bir girişim, parlamentoda solun sesinin yer alması olasılığını zayıflatsa da, "sen, ben ve bizim oğlanla" particilik oynamaktan, kasabanın siyaset eşrafı mertebesiyle ortalıkta dolaşmaktan veya fikir (daha doğrusu klik) kulübü olmaktan duyulan tatmini, siyasal mücadele yapma örtüsüyle gizleyen sol particiklerin daha da marjinelleşmesine yol açacaktır. Bu da, sonuçta, hayırlı bir şeydir. İleride yeni bir sol hareket oluşacaksa, hiç olmazsa ondan önce ortalığın süpürülmesine yarayacaktır.
Bağımsız sol aday girişiminin bir sol partiler ittifakıyla sınırlı olmaması; bu girişime katılmak isteyen partilerin temsilcilerinin yanında sivil toplum kuruluşları, meslek birlikleri, sendikalar ve girişimlerin katılımıyla gerçekleşmesi olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Kendi adaylığını pazarlamak amacı taşımayan kişilerden oluşan böyle bir girişim komitesi, yerel girişim komiteleriyle koordinasyon içinde adayları belirleyecek, bağımsız sol adayların hepsinin paylaşmaları gereken solun belli başlı ilkelerini içeren siyasal platformu oluşturacaktır. Günümüz Türkiye'sinde hiçbir milliyetçi söylemin bu platormda yeri olamaz.
Bağımsız sol aday girişiminin bir iktidar alternatifi olma iddiası taşımayacağı için, bir siyasal parti gibi detaylı bir alternatif hükümet programına sahip olması gerekmez. Esas olarak solun temel hak ve özgürlükler, iktisadi ve sosyal alanda dayanışma, siyasal ve kültürel alanda eşitlik amaçlarını özetleyen asgari sol ilkeler platformu, bugün artık işitilemez, bir ölçüde işitilse bile kendisini dinletemez hale düşmüş olan solun sözünün yeniden güçlü ve dinlenir biçimde söylenmesi olanağı verecektir. Bu söz içinde bugün sol gür ve keskin bir sesle milliyetçiliğe ve eşitsizliklere karşı duruşu dile getirmelidir. İktisadi gidişat içinde eşitsizliklerin artmasını ve kabaran milliyetçilik dalgasını doğal kabul etmemiz için ideolojik bombardımanı sürdüren hakim söylem karşısında, bu durumdan hoşnut olmayan ama buna karşı durmaya cesaret edemeyen veya bunun yolunu bulamayan insanlara cesaret verecek, onlara bir yol gösterecek güçlü bir sese ihtiyaç var. Bağımsız sol adaylardan esas beklenen, bugüne kadar solun söylediklerini tekrarlamak değil, onun ötesinde günümüz Türkiye toplumunun başına bir kabus gibi çöken bu milliyetçi akıl tutulması karşısında güçlü ve kararlı bir duruşu hayata geçirmektir. Bunu insanların duymasını, anlamasını, içinde taşıdığı ama bastırdığı hoşnutsuzluğu bilincine ve eylemine yansımasını sağlamaktır. Bugüne kadar sol partiler solun ideallerini iyi veya kötü, az veya çok dile getirdiler. Ama bunlar asli ve güncel bir siyasal mücadelenin nesnesi olma durumunda değillerdi. Bugün ise, milliyetçiliğe karşı kararlı, güçlü ve tutarlı bir sesin yaratacağı toplumsal yankıya, toplumsal kıpırdanışa her şeyden çok ihtiyacımız var.
Böyle bir girişim etrafında oluşturulacak beraberliğin yaratacağı siyasal dinamiğin seçim sonrasında yeni bir sol oluşuma tahvil edilmesi olanağını da ihmal etmemek gerekir. İçe kapanmaya, kendi sesinin yankısıyla avunmaya, artık tarih öncesi hale gelmiş siyasal ayrışmalardan türeyen dar cemaatlere hapsolmaya dayanan "geleneksel sol parti" yapılarının sol tahayyülü uyuşturan, büzüştüren ağırlığını aşarak, toplumsal hareketlerle karşılıklı etkileşim içinde olan yeni bir sol platformun doğuşuna, bağımsız sol aday girişimi ebelik yapabilir.
Adayların tespit edilmesi, seçim kampanyasının örgütlenmesi, farklı adaylarda bir söylem birliği oluşturulması, birbirine rakip bağımsız aday girişimleriyle mücadele edilmesi elbette zor bir iştir. Gerçekleşmesi yönünde inandırıcılığı olan, adet ve alışkanlıkları bozan, başarılmasının yaratacağı getirinin azımsanmayacak olduğu bir işe girişirken işe önce bunun neden mümkün olmadığını söyleyerek başlamak, gerçekçilik değil, bize dayatılan kadere teslimiyettir. O kaderi içselleştirmenin en açık ifadesidir. Kolay olanın kaybetmek olduğu bir seçenek dizisi içinde, ufak da olsa başarmanın bir tek yolu var: Zorluğu göğüslemek. Bu zorluk gerekçesinin arkasına saklanarak, particilik oynamak, siyaset yaparmış gibi yapmak, rutin faaliyetlerin dayanılmaz cazibesine kendini bırakmak, "bilinmedik aş, ya karın ağrıtır ya baş" atasözümüzün yolundan giderek muhafazakârlaşmak belki günümüz sol partilerinin makus talihidir. Ama bunun Türkiye solunun kaderi olması için hiçbir neden yok.


Yazıda isimleri boşuna aramayın...
Ahmet İnsel'in yazısı ilham verdi, sizi şakaladık.