Bağımsızlar ne kadar bağımsız?

Sol partilerin seçim barajını normal şartlarda aşamamasına çözüm olarak seçime bağımsız adaylarla girme kararından sonra birçok platformda bağımsız adaylara ilişkin tartışmalar -nihayet- yerini tanıtıma bıraktı.
Haber: AMED GÖKÇEN / Arşivi

Sol partilerin seçim barajını normal şartlarda aşamamasına çözüm olarak seçime bağımsız adaylarla girme kararından sonra birçok platformda bağımsız adaylara ilişkin tartışmalar -nihayet- yerini tanıtıma bıraktı. 2007 seçimleri sadece asker-AKP-CHP-Irak'a müdahale-yeniden şiddetlenen çatışmaların arasında sıkışan bir bayrak yarışı olmasının haricinde, Meclis dışında kalan/kalacak sol/sosyal demokrat çevrelerin belki de ilk kez bu kadar geniş yelpazeli bir organizasyonda buluşuyor olması sebebiyle de bir başka önem taşıyor.
Çoğunlukla DTP çevresinin organizasyonunu sağladığı bu çalışmalar sonrasında DTP kadroları dışında kalan Akın Birdal, Levent Tüzel, Ufuk Uras ve Baskın Oran'ın da desteklenmesi kararlaştırıldı. Umut verici ama yeterli olduğu pek de söylenemeyecek bu organizasyonun Meclis'e muhalefeti taşımak üzere yola çıktığı ilk gün -yani Bin Umut Adayları'nın tanıtım toplantısında- muhalif olmanın şartları ve "muhalefetin iktidarı" garip bir şekilde gün yüzüne çıktı; Baskın Oran tanıtım toplantısına katılmamıştı.
Gerçekten bağımsız
Baskın Oran'ın Ankara'daki toplantıya katılmaması milliyetçi Kürtlerin -İstanbul ve bazı şeçim bölgelerinde DTP dışında aday gösterilmesini kabullenmeyenlerin- beklemediği bir güzellik oldu. Anlaşıldı ki Baskın Oran hakikatten bağımsız. Ve rivayet o ki, Doğan Erbaş'ın adaylığı için DTP merkezine baskı yapmaya giden partililer, asıl olarak başka bir seçim bölgesi için Doğan Erbaş'ı önerecekken Baskın Oran'ın bu disiplinsiz (!) tavrı onlara hazır bir alan sundu. Sisteme muhalif olmak yeterli görülmüyordu, muhalefete de biad edilmeliydi. Meclis içinde "muhalefet yaratma" fikrinin nasıl geniş çaplı düşünsel/eylemsel bir fayda sağlayacağı unutuldu. Tek başına iktidar olmak gibi klasik siyaset mantığının farklı bir versiyonu olan "tek başına muhalefet" fikrini savunmak da muhalif bir tavır olmasa gerek.
Kürtler arasında gelişen milliyetçilik ne yazık ki artık kendisini olası -hatta olması gereken- bir durum olarak ortaya koyuyor. Adayların Kürt olması veya solcu olması yetmiyor. Çünkü bir diğer taraftan da yerelde yapılan siyaset daha bir "bizdenlik" gerektirdiğinden, adayın "oralı/buralı" olması da önem taşıyor. İstanbul'da yaşayan ve kendini yersiz yurtsuz olarak değerlendiren Kürt seçmenler için de durum pek farklı değil. "Bizden biri" olmalıydı. Ve aslında bizden olmayanlara zaten yeterince seçilme hakkı verilmişti; Akın Birdal, Levent Tüzel ve Ufuk Uras. Yani bir diğer şekliyle SDP, EMEP ve ÖDP.
"Samimiyet sorunu" çerçevesinde tartışılması gereken bir konu olarak hafızalarımıza kazınan bu olayla birlikte aslında DTP'nin "birliktelik" çalışmalarına "bağımlı bağımsızlar" fikri dışında nasıl bir çerçeveden baktığının tartışılması gerekiyor. Ne yazık ki Kürt siyasetinin büyük bir kısmı artık Türkiye sol hareketlerini/muhalefetini bir şekilde "ulaşım aracı" olarak görmekten ve bunu toplantılarında söylemekten çekinmiyor. "Biz olmazsak hiçbir şey yapılamaz" tarzındaki bir yaklaşım hiçbir muhalif güce fayda sağlamaz. DTP çevresinin her fırsatta "Türkiye aydınlarını göreve çağırıyoruz" tarzındaki söylemlerinin seçim sonrasında büyük yara alacağı şimdiden söylenebilir.
Bu süreç Kürt milliyetçi organizasyonunun aktif çalışmalarının neticesidir. Sadece bu olayla anılmayacak şekilde milliyetçi söylemin Kürt dili ve geleneği arasında yıllardan bu yana gizliden yayıldığını üzülerek görüyoruz. Gelişen milliyetçiliğin zararsız ve uluslaşma süreci sonrasında görevini yerine getirmiş bir komutan edasıyla meydandan çekileceği sanılıyor.