'Bağlama' tahakkümüne son!

Halk kültürlerinin en önemli göstergesi, halk şarkıları ve kullanılan enstrümanlardır. Sadece bu argümandan yola çıkarak Türkiye ve halkının ne kadar zengin bir kültüre sahip olduğunu kolayca anlayabiliriz.
Haber: ÖMER ASAN / Arşivi

Halk kültürlerinin en önemli göstergesi, halk şarkıları ve kullanılan enstrümanlardır. Sadece bu argümandan yola çıkarak Türkiye ve halkının ne kadar zengin bir kültüre sahip olduğunu kolayca anlayabiliriz. Ancak nedense bu alandaki halk kültürü öğeleri öne çıkarılırken, bazı bölgelere ait unsurlar "devlet" tarafından ve sözde otoriteler tarafından neredeyse yok sayılıyor. En çarpıcı örnek ise Karadeniz Bölgesi.
Türk halk müziğinin devlet destekli icracısı öncelikle TRT, sonra Kültür Bakanlığı, Halk Eğitim Merkezleri ve üniversitelerdeki konservatuar bölümleridir. Dolayısıyla bu konudaki devlet politikasının göstergeleri, bu kurumlarda yapılan uygulamalardır. Geçmiş yıllardaki uygulamaları ve gelinen yeri özetleyelim:
- Resmi devlet politikasına göre Türk halk kültürünün ana öğesi/göstergesi (ikonu) -aynı zamanda tek sesli bir çalgı olan- "bağlama"dır. TRT programlarında neredeyse bütün halk şarkıları/türküleri bu enstrümanla icra ediliyor, diğer enstrümanlar yancı/renk olarak eşlik ediyorlar, ki zaten bağlamanın yüksek volümü diğer sesleri susturuyor. Bağlamanın olmadığı bir halk müziği orkestrası (örneğin TRT'de) neredeyse yoktur.
- TRT, "Karadeniz kemençesi, Karadeniz kavalı ve tulumu"nu halk kültürümüzün asli unsurlarından saymıyor. Bütün Karadeniz şarkıları/türküleri bağlama'yla icra ediliyor. Ama bağlama Karadeniz otantik halk çalgısı değildir (Trabzon, Rize ve Artvin'de 1950 sonrası radyo programı 'Yurttan Sesler' etkisiyle icracıları görülüyor). Bağlamanın yanı sıra kemençe, tulum, kaval kullanılsa belki bu tarz kabul edilebilir; ancak sayısız halk müziği programlarında çoksesli (polifonik) bir çalgı olan Karadeniz kemençesi yerine Ege yöresine ait kabak kemanesi veya klasik kemençe kullanılır.
- Karadeniz halk şarkıları/türküleri, program sonlarında "eğlencelik" olsun diye konuyor, "icracı" kadrolu sanatçıların da ehil, yöresel ağız bilgisine sahip olmadıkları görülüyor. Son 25 yıldır Karadeniz şarkılarını söyleyebilecek bölge kökenli sanatçı istihdamı yapılmadı.
- Karadeniz şarkıları söyleyebilecek tek kadrolu sanatçı İbrahim Can'dır. O da yalnızca Trabzon Akçaabat yöresi ağzıyla sunum yapabiliyor.
- TRT'deki tek kadrolu kemençeci, İstanbul'da görevli olan Naci Keskin'dir. Oysa bağlama ve vurmalı çalgıcılarının sayıları epey yüksektir. Kaval ve tulum çalabilen kadrolu çalgıcı yoktur. Programlarda ara sıra bu çalgıların az sayıdaki ustaları misafir olarak ağırlanıyor.
- Konservatuarlarda ağırlıklı olarak halk müziği dalında yine bağlama öğretiliyor Karadeniz kemençesi, Karadeniz kavalı ve tulum, öğretimde ve eğitimde hiç yer almıyor.
- Karadeniz halk kültürü ve müziği nedense TRT ve üniversitelerimizin ilgi alanına giremedi. O nedenle bu konuda elle tutulur bir arşiv oluşturulamadı. Bir zamanlar Muzaffer Sarısözen'in tüm ülkeden müthiş bir çabayla derlediği 10 bin civarındaki halk şarkıları/türkülerinin TRT arşivlerindeki sesli kayıtlarının akıbeti belli değil. Muzaffer Sarısözen'in başlattığı "Yurttan Sesler" programları ve özenle seçilen her yörenin icracı sanatçıları geleneği terk edildi, yerini "bağlamacıların" aldığı tek sesli gruplar aldı.
- Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın kadrolu sanatçıları konusunda bilgi sahibi değiliz. Kimleri, hangi bölgeleri temsilen istihdam ettikleri bilinmiyor. Çünkü henüz icralarına geniş halk kitlelerinin tanık olmadığını görüyoruz.
- Halk Eğitim Merkezlerinin de, halk müziği alanında TRT politikasıyla benzer faaliyetler yürüttüğü ve halk çalgılarında yine "bağlama"nın ana unsur olarak öğretildiği görülüyor.
- Karadenizli aydınlar olarak, Türk halk kültürü ve özellikle halk müziği alanındaki araştırma, geliştirme ve istihdam bütçelerinin kamuoyuna sunulması bir zorunluluk olmalıdır diyoruz. Oysa söz konusu kurumların böylesi bir sorumluluk üstlenmediği görülüyor.
- Halk müziği alanındaki resmi duruşumuzun uzantıları resmi kurumlar dışında da görülüyor. Örneğin, ATV'de yayınlanan "Halkın Yıldızları" adlı yarışma programında Trabzon dışındaki türküleri istedikleri gibi söyleyemeyen bir yarışmacı jüride yer alan, aynı zamanda konservatuar hocası olan tek sesli müziğimizin "usta" icracısı Orhan Hakalmaz tarafından "mahalli sanatçı" kategorisinde değerlendirildi. "Otorite" olarak kabul gören ve neredeyse tüm halk şarkılarını/türkülerini bağlamasıyla statik bir şekilde icra etmekle övünen Orhan Hakalmaz, yöresi dışındaki türkülerde otantik ağız kullanamayan yarışmacıyı, -örneğin Kayseri türküsünü Kayserililer gibi söyleyemediği için- ulusal olmamakla değerlendirdi. Oysa hiçbir halk şarkıcısı veya türkücüsü, başka yörelerle veya farklı etnik kültür temsilcileriyle "ağız/tür/türkü" yarışına sokulamaz. Bu mümkün değildir ve Orhan Hakalmaz türü "otoriteler" bu basit, bilimsel gerçeğin farkında değil. İşte TRT'nin, eğitim-öğretim kurumlarımızın ve akademisyenlerimizin geldiği yer burası. "Bu türkü şöyle-böyle söylenir" diyebilecek denli resmi, gayri resmi otoriteler oluşturuldu ki, halk kültürlerine yapılabilecek en büyük kötülük budur.
Sonuç olarak, halkımıza tek sesli "bağlama" ile dominant/baskın bir tek tiplilik dayatması yapılıyor
Bağlama karşıtılığı değil
Bu yazıda sunulan tespitler bir "bağlama karşıtlığı" olarak algılanmamalı. Amaç, gelinen durumdan yola çıkarak, kaygılarımıza; en az bağlama kadar değerli halk çalgılarımızın ve icracılarının yok sayılması veya kaybolmasına göz yumulmasına dikkat çekmektir. Anlaşılacağı üzere, Türk halk kültürümüzle ilgilenen herhangi bir kamu kuruluşumuzun ilgi alanında Karadeniz yok. Uygulamalardan çıkan sonuca göre de Karadeniz halk çalgıları ve sanatçıları Türk halk kültürünün asli unsurlarından sayılmıyor. Bu durumun bilinçli bir tercih mi, yoksa ilgili kurumları yönetenlerin bölgeci tutumlarından mı kaynaklandığı merak konusudur. Koskoca bir bölgeyi yok saymak demek olan bu fiili durum artık bölge kökenli aydınları rahatsız ediyor. Bilinçli/bilinçsiz yapılan söz konusu ayrımcılık sonucunda bölgenin enstrümanları/çalgıları kent müziklerinde yer alamıyor, ulusal ve uluslararası temsil yeteneği kazanamıyorlar. Dolayısıyla söz konusu halk kültürü kır kültüründen öteye geçemiyor, mahalli, amatör ve çoğunlukla yozlaştırmaya eğilimli icracıların (İsmail Türüt örneği) eliyle değeri/önemi hafifletiliyor.
Son söz olarak şunu söyleyebiliriz; Karadeniz halk kültürlerine yapılan haksızlık ortadan kaldırılmalıdır. İlgili kurumlar kapılarını bölgenin yetenekli gençlerine açmalı, uluslararası standartlarda eğitim olanakları sağlanmalıdır. Ya da devlet, tüm kurumlarında halk müziği alanındaki "kadrolu" desteğini tamamen çekip kültürler arası haksız rekabete ve tahakküme (doğal sızmaları ve karşılıklı etkileşimi değil) yol açan uygulamaları ortadan kaldırmalıdır. Bu durumdaysa, Kültür ve Turizm Bakanlığı, sinema ve tiyatroya verdiği desteği benzer biçimde halk müziği alanında da vermelidir.
Yukarıda yapılan tespitlerin, bölge milletvekilleri aracılığıyla, ilgili kurumların bağlı olduğu bakanlara bir soru önergesiyle sunulmasını, ne düşünüldüğü konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesini önemle rica ediyorum.

ÖMER ASAN: Halk kültürleri araştırmacısı