Bahçeli'nin uzattığı ip!

22 Temmuz seçimleri yapıldı ve aslında beklendiği gibi, ama bazıları için de şaşırtıcı bir şekilde, AKP büyük bir zafer kazandı. Önümüzdeki siyasal süreç açısından 22 Temmuz mu, yoksa 27 Nisan mı daha önemli ve etkili olacak?
Haber: SEYFİ ÖNGİDER / Arşivi

22 Temmuz seçimleri yapıldı ve aslında beklendiği gibi, ama bazıları için de şaşırtıcı bir şekilde, AKP büyük bir zafer kazandı. Önümüzdeki siyasal süreç açısından 22 Temmuz mu, yoksa 27 Nisan mı daha önemli ve etkili olacak? Şimdi soru bu ve yanıtı da cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla kısa sürede verilecek.
27 Nisan'da artık "e-muhtıra" diye adlandırılan askeri bildiri açıklandığında AKP'nin arkasında aşağı yukarı 22 Temmuz'da ortaya çıkan gibi bir toplumsal destek olduğu bilinmiyor muydu? Hiç kuşkusuz, bilmesi gerekenler biliyordu. Ciddi araştırmacıların hepsi geçen Şubat, Mart aylarında da AKP'nin desteğinin yüzde 40 civarında olduğunun, o sıralarda yapılan araştırmalarda görüldüğünü belirtiyorlar. Dolayısıyla 27 Nisan muhtırasını verenler de bunu biliyordu ve belki de, tam da bu yüzden muhtıra vermek zorunluluğu duydular. Yani 27 Nisan'ın meselesi cumhurbaşkanlığı seçiminin ötesine gidiyordu. Zaten öyle bir tarihte verildi ki, 27 Nisan günü cumhurbaşkanı seçiminin de ilk turu yapılmıştı ve muhtıranın Genelkurmay'ın sitesinde görüldüğü akşam saatlerinde pekâlâ Abdullah Gül seçilmiş de olabilirdi. Muhtıra, "Biz, devletin en üst üç makamında, yani cumhurbaşkanlığı, meclis başkanlığı ve başbakanlıkta eşleri türbanlı üç adam görmek istemiyoruz"un ötesinde şunu söylüyordu: "Biz AKP'yi bu ülkenin egemen siyasi gücü olarak görmek istemiyoruz." Ama seçmenler bu fikre itibar etmedi ve "Hayır, biz böyle görüyoruz" dediler. Şimdi ne olacak? Milletin yarısıyla "milletin gözbebeği ordusu" karşı karşıya mı gelmiş oldu?
'Halkın muhtırası' mı?
Seçmenler AKP'ye eskisinden daha büyük bir destek verirken bu durumu "halkın muhtırası" olarak değerlendirmek abartılı olur. Seçimlerin ana ekseni "siyasi" olmaktan çok "hizmet" olarak şekillendi ve zaten oyları yüzde 40 civarında olan AKP'nin ayrıca bu muhtıradan da bir miktar beslendiği anlaşılıyor. Ancak AKP ve siyasi rakipleri arasında muhtıra, militarizm, demokrasi ve benzer başlıklar altında bir tartışma yürümedi. AKP hizmetlerin devamından, rakipleri de devleti böldürmemekten ve terörü önlemekten söz ettiler. AKP de, rakipleri de seçim kampanyası sırasında bu tür bir tartışmadan kaçındılar, halkı taraf olmaya çağırmaktan özellikle uzak durdular. AKP halkın dilinden ve dertlerinden daha çok anlayan, halka daha çok hitap eden bir kampanya yürütürken, rakipleri de daha çok devletin geleneksel hassasiyetlerini dile getirdiler. Ve sonuçta halk kendisine daha yakın durana daha fazla destek verirken, yine hemen herkesin dikkat çektiği gibi seçim kampanyası cansız, hatta apolitikti. Muhtıra eksenli bir tartışmada halkın çok daha fazla politize olacağı aşikârdı ama AKP ve rakipleri bunu istemedi, toplumu bu eksende bir saflaşmaya sürüklemeyi tehlikeli buldular. Laiklik, şeriat neden tartışılmadı, o görkemli cumhuriyet mitinglerine ne oldu sorularının yanıtı budur. Çünkü böylesi bir saflaşma sonuçta gerçekten daha demokratik bir ortama da yol açabilirdi, başka türden gerilimlere ve çatışmalara da... Bu noktada AKP ve rakiplerinin "müesses nizamı" tehlikeye atmadıkları söylenebilir. Dolayısıyla aslında sorulmayan sorulara, hatta sorulmaktan kaçınılan sorulara halkın verdiği cevaplardan söz etmek doğru olmaz.
Peki, o zaman ne oldu? Halk AKP'ye öyle bir destek verdi ki, bu durumda eğer AKP isterse 22 Temmuz'u 27 Nisan'ın karşısına dikebilir. Bu, tümüyle AKP'ye kalmış. İşte tam bu noktada MHP lideri Bahçeli sahneye çıkıyor ve "Biz, cumhurbaşkanlığı seçiminde Meclis'e gireriz, AKP de üçüncü turda istediğini seçer" diyerek AKP'ye destek oluyor, yeni bir ip uzatıyor! Ama bu ip, seçim kampanyası sırasında ahalinin üzerine fırlattığı urgandan çok daha sahici ve tehlikeli. Çünkü bu destek, asılmakta olan idam mahkûmuna ip ne kadar destek olursa, öyle bir destektir! Çünkü bu durumda Abdullah Gül'ün adaylığının devam etmesi 27 Nisan'a meydan okuma olacak ve bunun ardından ordudan benzer bir tepki gelirse veya Çankaya'ya çıkacak Gül'ü ordu boykot ederse AKP ne yapacak? "Her iki kişiden birinin oyunu aldığını" söyleyerek övünen AKP, paşaları görevden alabilecek mi? Süreç bunu gerektirebilir ve Bahçeli işte bunun için bir ip uzatıyor Erdoğan'a! Bahçeli, AKP'ye "isterseniz Gül'ü seçebilirsiniz" derken aslında "27 Nisan'a ve askeriyeye meydan okuyabilirsiniz" diyor. Ve tabii AKP böyle bir şeye kalkıştığında, MHP yanında değil karşısında olacak.
Gül adaylıktan çekilir mi?
Ama Tayyip Erdoğan'ın böyle bir "kahramanlığa" hiç niyeti yok. O da cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda "Abdullah Gül'ün iradesi önemlidir" derken aslında Gül'ün adaylıktan çekilmesini bekliyor, bunu da açıkça söylemiş oluyor. Gül, henüz Erdoğan'ın istediğini yapmış değil, adaylığı konusunda zemin yoklamaya devam ediyor ve Çankaya Köşkü'ne çıkmasının zorluklarını herhalde biliyor.
Seçimin hemen ardından atılan bu ilk adımlar önümüzdeki dönemde AKP'nin ilk dönem kadar rahat edemeyeceğini ortaya koyuyor. Genişlettiği toplumsal desteğiyle iyice bir koalisyon haline gelen AKP'nin içinde bugüne kadar görülmeyen çatışmaların meydana gelmesi, hatta bir süre sonra parçalanmaların ortaya çıkması şaşırtıcı olmaz. "İktidar birleştirir" sözü her zaman geçerli değildir. Demirel'in Adalet Partisi ikinci seçim zaferinden sonra bölünmüştü.
AKP'nin hem kendi içindeki itişmeleri, hem de Türkiye'yi küresel kapitalizme eklemlemesinin karşılığı olarak egemenler sofrasındaki yerini genişletip sağlamlaştırma çabaları, sonuçta sistem içinde yeni sıkıntılar, sorunlar doğuracak. Bu ise, demokratik mücadelenin geliştirilmesi bakımından yeni olanaklar demektir. Bu açıdan DTP'nin Meclis'e grup kuracak ölçüde girmiş olması ve uzun bir aradan sonra bir değil, iki sosyalist milletvekilinin (Ufuk Uras ve Akın Birdal) Meclis'te bulunması önemlidir. O kürsüden de topluma seslenmek ve medyanın gündeminde olmak, solun uzun yıllar sonra tekrar elde ettiği mevzilerdir. Dolayısıyla şimdi, bu mevzilerin de değerlendirilmesiyle Kürt milletvekilleriyle birlikte sosyalist milletvekillerinin önümüzdeki süreçte ne yapacakları önem kazandı. AKP içinde meydana gelecek gelişmelerle birlikte bu bağımsız milletvekillerinin oluşturacağı siyasi odak, Meclis'te ana muhalefet/gerçek muhalefet olurken "toplumsal muhalefet" diye nitelendirilen güçlerin yeni bir ivme kazanması mümkündür. Bunun için AKP'ye veya Meclis'teki diğer partilere mahkûm olmayan, kendi siyasi planı ve hedefleri olan bilinçli ve örgütlü bir mücadeleye ihtiyaç vardır.
Kuyudan çıkma şansı...
Belki de tarih öyle bir cilve yapar ki, bugün AKP için bir zafer günü olarak görülen 22 Temmuz bir süre sonra, gerek ordu ile ilişkiler açısından, gerekse parçalanmaya kadar gidecek iç çatışmaları açısından AKP için lanetli bir sürecin başlangıcı haline gelir. Uzun bir aradan sonra tekrar parlamento kürsüsünden topluma seslenme olanağına kavuşarak moral bulmuş demokratik/sol siyasi güçler açısından ise yeni bir yükselişin ve bir yeniden inşa sürecinin başlangıcı olabilir!
Erdoğan, Bahçeli'nin ipiyle kuyuya iner mi göreceğiz, ama sol/sosyalist hareket on yıl kadar önce çıkmaya niyetlendiği ama sonra tekrar içine yuvarlandığı "mahfil kuyuları"ndan çıkmak için bugün yeni bir şansa sahip görünüyor...