Bak bir varmış bir rock'muş

Bak bir varmış bir rock'muş
Bak bir varmış bir rock'muş

Feridun Düzağaç ve Gripin?in (aşağıda) yeni albümleri beğenildi.

Son yayınlanan albümlerde ilk görülen şu: Pop yapanların tektipleşmesinin aksine, rock yapanların büyük bir kısmı kendi tarz ya da havalarını yakalayabiliyor ve kendilerini farklı kılabiliyorlar
Haber: NAİM DİLMENER - naimdilmener@gmail.com / Arşivi

Arka arkaya yeni albümler yayınlanıyor, bunların büyük bir kısmı da rock müzik. Şaşırtıcı da değil. Piyasayla, satarla satmazla, tutarla tutmazla en az ilgilenen eğilim ya da tür rock. Son yayınlanan albümlerden ilk görülebilen şu: Pop yapanların tek tipleşmesinin aksine, rock yapanların büyük bir kısmı kendi tarz ya da havalarını yakalayabilmiş, yani kendilerini farklı kılabilmiş. Tabii sözünü ettiklerimiz, eline gitar aldığının akşamı, kendini dumanlı ve olmayan bir yerde gezinen aynada Kaan Tangöze sananlar değil, diğerleri. Yani emek ve sabırla çalıp söyleyeceklerinin üzerine düşünen, düzenin (ideolojik olmadıklarına dair yeminler edilmiş) tuzaklarına düşmeyen, gelecek üzerine “taze” şeyler söylemeye çalışanlar.
Rock’un ülkemizdeki geleceğinin teminatlarından sayılan Gripin’in üçüncü albümü M.S. 05 03 2010, grubun daha önce yaptıklarının, daha da mütekamil hale getirilmiş bir son adımı. Bir rock grubunda olmazsa olmazların tamamı var bu albümde. Eleştiri -hatta yeri geldiğinde infial- de var, her türden yenilikçi deneme de. Üstelik bunların hepsi de rock yapıldığı, üzerinde durulan ana zeminin bu olduğu unutulmadan yapılmış.
Prodüktörlüğü (Arda İnceoğlu’nun desteği ile) yapan Haluk Kurosman, grup ile birlikte düzenlemelere de imza atmış. Ve belki de tam da bu nedenledir ki, ortaya çıkan şey Gripin’in de, (Murat Meriç’in twitter’da altını çizdiği gibi, “Ne zaman çalınsa kalbim, derler ki, bir arkadaşa bakıp da çıkacaktık” ve benzeri dizeler hariç) bugüne kadar gruba her türlü desteği verenlerin de utanmayacağı, aksine “işte bu-işte Gripin!” diye gurur duyacağı bir iş olmuş.

Yağmur yolunda gerek
Gripin’in yoluna, hem de daha sağlam adımlarla devam ediyor oluşunun en büyük sebebi birbirinin dilini, gerçekten de anlayanlardan oluşan bir kadroya sahip oluşu. Ve elbette, her birinin aynı zamanda çok iyi birer müzisyen oluşları. Özellikle de solistleri Birol Namoğlu. Gündelik şartlar başka türlüsünü emretmekle birlikte, Gripin’in öndeki delikanlısı arabeske niyetlenmiyor, ağzını ve gırtlağını hakikaten bozmuyor. Zor olan da bu, bunu başarabildikten sonra ne söylerseniz iyi söylersiniz. İster kendi şarkılarınız, isterse Haris Alexiou (Durma Yağmur Durma) ya da Nilüfer (Yolcu Yolunda Gerek) şarkıları olsun fark etmez, çıkar ve iyi söylersiniz.
Kendi sound’unu kendisi inşa edenlerden Feridun Düzağaç’ın son albümü fd7 ismiyle şaşırtsa bile (çünkü kendisi, en güzel ama en uzun albüm isimlerine imza atmış biriydi), alkışlarla karşılanması gereken bir albüm. Düzağaç’ın rock yaptığına hiç kuşku yok ama o kadar kendine özgü ve o kadar asude bir rock ki bu, bu tür bir müzikten “cayır cayırlık” anlayan ya da bekleyenleri de şüphede bırakmıyor değil. Ama zor olan da bu değil midir? Hem Bülent Ortaçgil gibi bir derviş olacaksınız hem de söylediklerinizi, anlattıklarınızı enstrümanların cephesinde tüketmeyecek, aksine, altlarını koyultup duracaksınız. Ve bu durumda dahi, yaptıklarınız hâlâ rock kalacak, öyle kabul görecek! Çok zor! Hatta Feridun Düzağaç’ın bu son albümü dahil bugüne kadar yaptıkları olmasa, mümkün değilmiş gibi görünüyor(du).
fd7 bir silah ya da bir bomba ismi gibi durmuyor da değil ama teşbihte hata olsa da fark etmez. Bu albüme girmenin yolunu bulmuş on şarkının onu da patlamaya hazır birer bomba. Bir kısmı kulak verildiği anda patlıyor, bir kısmı daha sonra, çok daha sonra. Hatta patladığı, ancak “o şarkıdaki gibi bir ruh hali”ne sapıldığında/saplanıldığında anlaşılıyor. Düzağaç’ın en büyük meziyeti de budur: Tekil gibi gözüken hallerden, durumlardan yola çıkarak, neredeyse dünyadaki herkesi içine alacak şarkılar yazması. “Mütemadiyen ağlıyorum” diyor Düzağaç fd7’nin bir noktasında ama aslında mütemadiyen başarıyor.

Sinir ötesi operasyon
Genç müzisyenlerden Tanju Aşanel’in Kendime Söylediğim Yalanlar albümü ilk elde (ya da ilk dinleyişlerde), “Çok fazla pop karıştırılmış bir rock!” gibi bir etki bırakıyor. Ama dinledikçe/demlendikçe, insanı Amerika’nın Tennessee bölgesine sürüklemiyor da değil. Sebebi de, sound’un içine yedirilmiş Garth Brooks’vari sesler. Bünye reddetmemiş, olmuş.
Üç beş yıl önce Kendin Coş adlı ilk albümlerini yayınlayan Deja-Vu, genç ve taze rock gruplarının önünü kesen zor şartlara rağmen albümleri ikileyebilenlerden: Sinir Ötesi Operasyon. Bu ve Düzağaç’ın albüm adlarının getirdiği kolay çağrışımlara diren(e)meyip bu albümü “bol miktarda örgütsel döküman” olarak da nitelemek mümkün. Gül(e)mediyseniz siz kaybettiniz. Çünkü Sinir Ötesi..’nin (ve tabii “sınır ötesi”nin de) civarında gezecek olanları hazmı zor, sert mi sert, eleştirel mi eleştirel şarkılar bekliyor. Bu operasyon öncesi, bir kahkaha iyi gidebilirdi. “Sınır”ın her iki, “sinir”in ise dört bir yanında işler zordur. Bu zorluktan geleceğe “şarkı” bırakmaya niyetlenmek daha da zor. Deja-Vu! Birileri, bunu başarabiliyor mu ne!
M.S. 05 03 2010, Gripin, Avrupa Müzik
fd7, Feridun Düzağaç, iremrecords
Kendime Söylediğim Yalanlar, Tanju Aşanel, Herşeye Rağmen Müzik
Sinir Ötesi Operasyon, Deja-Vu, Parabol Prodüksiyon


    ETİKETLER:

    FERİDUN DÜZAĞAÇ