Balkanlar, yeniden mi?

Bugünlerde Balkanlar'da, daha doğrusu eski Yugoslavya'da ilgi çekici gelişmeler oluyor.
Haber: ÖZGÜR DİRİM ÖZKAN / Arşivi

Saraybosna - Bugünlerde Balkanlar'da, daha doğrusu eski Yugoslavya'da ilgi çekici gelişmeler oluyor. Bir yandan BM Kosova Özel Temsilcisi Martti Ahtisaari, Kosova ile ilgili raporunu açıklarken diğer yandan Lahey Uluslararası Adalet Divanı'nda alınan kararla Bosna Hersek'te yaşananın bir soykırım olmadığı onaylanarak Sırbistan aklanıyor. 1992-95 yılları arasındaki savaşta Bosna Hersek'teki iki milyonluk Boşnak nüfusun yaklaşık onda biri hayatını kaybetmişti. BM'nin taraflara silah ambargosu koyduğu Bosna Hersek'te, Yugoslav Federal Ordusu'nun Bosna Hersek'te kalan ağır silahlarını iç eden ve savaş süresince de Sırbistan'dan açıktan açığa cephane yardımı alan Sırp paramiliter güçler karşısında hafif silahlarla mücadele etmeyen, çalışan Bosna Hersek hükümet kuvvetleri arasındaki dengesizlik nedeniyle savaşın ilk döneminde Sırp paramiliter güçler savunmasız köylerde katliamlara girişiyordu. Bosna'nın yarıdan fazlasını işgal eden Sırp paramiliter güçlerin bu bölgelerde etnik temizliğe giriştiği biliniyor. Bosna Hersek'e gecikmeli olsa da müdahale eden BM'nin kırsal bölgelerdeki Boşnakları korumak için yapabildiği tek şey ise Srebrenitsa benzeri güvenli enklavlar oluşturarak köylerden kaçan Boşnakların buralara sığınmasını sağlamaktı.
9 Temmuz 1995 tarihinde Sırp tankları BM tarafında "korunan" Srebrenitsa'ya girdi. Sırplar BM'nin birkaç ileri karakolunu ezip geçtikten sonra 32 Hollandalı BM askerini de rehin alarak Srebrenitsa harekatına devam etti. Hollandalı askerlerin NATO'dan acilen hava müdahelesi istemesine karşın, durum iki gün boyunca BM'nin Zagrep'teki karargahı tarafından gözden geçirildikten sonra müdahele gerçekleşebilmişti. Sırplar Hollandalı rehin askerleri öldürmekle tehdit edince BM askerlerini çatışma ortamından çekme kararı verdi. Bunun sonucunda Sırp paramiliter grupların insafına kalan Boşnakların 7 binden fazlası öldürülürken onbinlercesi de dağların, ormanların arasından kaçarak hayatlarını kurtarmıştı. O gün sivil Boşnakları ağır silahlarla donanmış Sırp paramiliter grupların insafına bırakan Batı, bugün de Lahey Uluslararası Adalet Divanı'nda verdiği kararla, yapılan katliama bir kez daha ortak oluyor.
Görünen o ki Batı'nın "Balkanlar" gündemi bugünlerde yeniden yoğunlaşmış durumda. Lahey'in kararından önce gündeme yerleşen başka bir konu da Ahtisaari'nin raporu idi. Kosova Başkanı Fatmir Sejdiu tarafından memnunlukla karşılanan Ahtisaari'nin raporu 21 Ocak'ta yapılan seçim sonrasında siyasi krize giren Sırbistan'daki partilerin hiçbiri tarafından olumlu karşılanmadı. Nitekim, 28-29 Ekim 2006 tarihlerinde yapılan referandumla kabul edilen Sırbistan Anayasası, Kosova'yı "Sırbistan'ın bir parçası" olarak kabul ediyor. Batı ise ne "uysallaşma" evresine giren Sırbistan'ı yeniden karşısına almak istiyor ne de Kosova'yı kaybetmek. Bu durumda beklenilen, Batı'nın Sırbistan'a bir rüşvet vererek Kosova konusunda yumuşamasını sağlamasıdır. Özellikle seçim sonrası hükümet krizi yaşanan bu süreçte AB konusunda elde edilebilecek başarılar Sırp siyasetçiler tarafından bulunmaz bir fırsattır. 12 Şubat'ta AB Dış Politika Sorumlusu Javier Solana kendi deyimiyle Sırbistan'a "son derece net bir umut mesajı" gönderdi. (Blic, South East European Times-13/02/07).
Bu süreçte de Batı'nın, Kosova'nın bağımsızlığının yolunu açan Ahtisaari Raporu'na daha ılımlı yaklaşması durumunda Sırbistan'a vereceği tavizler yavaş yavaş netlik kazanıyor. Bunlardan birincisi Srebrenitsa'yı bir soykırım olarak görmeyen, Sırbistan'ı da, Bosna Hersek'teki katliamlardaki sorumluluğunun ceremesini sadece "özür dilemek"le ödeterek ödüllendiren Lahey kararıdır. Bu ödülün Sırbistan için ederi yaklaşık 2 milyon dolarlık tazminattan "yırtma"dır. Sırbistan'da iktidara kim gelirse gelsin, bu tazminattan kurtulmuş olmak herkesin işine geliyor.
Bağımsızlık adayları
Acaba Sırbistan bu kadarcık bir rüşvetle elde edilebilir mi? Başka rüşvetler neler olabilir? Muhtemelen yaz aylarında bağımsızlığını ilan edecek olan Kosova'dan sonra, bölgede başka "bağımsızlık adayı" kimler var sorusunu gündeme getirebiliriz. Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska),
"Sırbistan'ın ayrılmaz bir parçası olan" ve üstelik Sırp mitolojisinin en önemli mekânsal imgesi olan Kosova'nın kaybedilmesiyle birlikte benzer bir talepte bulunabilir. Kosova'da elde edilecek bir ödün karşısında Sırp Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının kabul edilmesine kim itiraz edebilir?
İşsizliğin yüzde 40'larda seyrettiği, üretimin durma noktasında olduğu, para birimi konvertible mark'ın avroya endekslenmesi sayesinde ekonomik istikrarın güç bela sağlandığı, güvenliği hâlâ Batı tarafından sağlanan, bayrağının bile AB tarafından çizildiği, üstelik de dördü Hırvat, dördü Boşnak, ikisi de "karma" olmak üzere 10 kantona bölünmüş, siyasi istikrarı yakalamakta güçlük çeken, fiilen "Yüksek Temsilcilik" tarafından yönetilen Bosna Hersek mi?
Senaryo pek iç açıcı görünmüyor. Kosova'dan sonra Bosna Hersek'teki Sırp Cumhuriyeti'nin olası bir bağımsızlık talebi, Karadağ'ın bağımsızlığıyla birlikte iki ülke arasında bölünen Sancak'taki Boşnakların durumdan hoşnutsuzluğu, Kosova'nın daha bağımsızlığını ilan etmeden Makedonya ile sınırlarının yeniden gözden geçirilmesini sıkça telaffuz etmeye başlaması, Kosova'da Sırpların yoğun olarak yaşadığı Mitrovitsa'nın durumunun hâlâ netlik kazanmamış olması, Balkanlar'da satranç tahtasının birer parçası. Görünen o ki, Bosna Hersek trajedisindeki payının muhasebesini hâlâ yapmamış olan Batı, burada ortaya çıkabilecek kanlı çatışmaları gözardı ederek Balkanlar'da bildik hamlelerini yapmaktan çekinmiyor. Öyle ya, çıkacak her türlü çatışmanın sebebi yüzlerce yıldır devam eden etnik nefretin bir parçası değil mi? Balkan halkları genetik olarak vahşi, kana susamış değil mi? Yugoslavya döneminde Arnavutça, Sırpça ve Türkçe olan sokak levhalarından Sırpça'yla birlikte Türkçe'nin de atılması, Türklere radyo frekansı verme konusunda yaratılan sorunlar, öğrenci yetersizliği sebebiyle Türkçe eğitim veren okulların kapatılmasının gündemde olduğu Kosova'da "din kardeşlerimiz" Arnavutlarla ilişkiler konusunda üç maymunun oynandığı Türk dış politikasının durumu ise ayrı bir muamma.
Saraybosna'da şu günlerde "Sarajevska Zima/Kış Festivali" devam ediyor. Eski Yugoslavya'nın her yerinden sanatçılar Saraybosna'da. Bir gün Makedonya'dan bir tiyatro grubu etkinlik düzenliyor, başka bir gün Sloven bir piyanist resital veriyor, bir başka gün Hırvat kukla sanatçıları hünerlerini sergiliyor, bir başka gün Belgrad Senfoni Orkestrası konser veriyor ya da Belgrad'daki bir karikatür sergisi bir sergi salonunda Saraybosnalılara sunuluyor. Savaşın üzerinden 12 yıl geçti. Bosnalılar (Boşnaklar, Sırplar, Hırvatlar) ve bölge halkları savaşın yaralarını sarmak için olanca kuvvet ve kudretleriyle çaba sarf ederken, tüm çabaları uluslararası toplumun hukuki kararlarıyla, diplomatik manevralarıyla yaratılan duvara çarpıyor.
ÖZGÜR DİRİM ÖZKAN: Yeditepe Üni., öğretim görevlisi